YARGITAY KARARI
DAİRE : 21. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/13847
KARAR NO : 2012/11531
KARAR TARİHİ : 18.06.2012
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
Davacı, davalılardan işverene ait işyerinde 18/07/2002-30/05/2005 tarihleri arasında çalıştığının tespitiyle işçilik alacaklarının tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kabulüne karar vermiştir.
Hükmün davalılar vekillerince temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
K A R A R
1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillere, hükmün dayandığı gerektirici nedenlere göre davalıların aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazlarının reddine,
2-Dava; davacının iş akdinin feshine bağlı olarak kıdem ve ihbar tazminatı ile fazla çalışma ve hafta tatili ücret alacaklarının tahsili istemine ilişkindir.
Mahkemece; 8.4.2008 tarihli oturumda (bu yönde bir talep olmamasına rağmen) “davacının 1000,00 TL sigorta primi talebinin hizmet tespiti davası olarak değerlendirildiği, hizmet tespiti davası ile işçilik alacaklarına ilişkin dava birlikte görülemeyeceğinden her iki davanın tefrikine ve SSK’nın davaya dahil edilmesine karar verildiği, alacak davasının bu oturumda sonuçlandırıldığı, hizmet tespiti davasının ise ayrı bir esasa kaydedildiği, davacı vekilinin 15.4.2008 tarihinde …’nın davaya dahil edilmesi için dilekçe ibraz ettiği görülmüştür.
Mahkemece, davanın kabulü ile davacının davalı işyerinde 18.7.2002 – 30.5.2005 tarih aralığında asgari ücret ile 1032 gün süre ile çalıştığının tespitine karar verilmiş ise de bu sonuç doğru olmamıştır.
Dava dilekçesi incelendiğinde, davacının hizmet tespiti talebinin olmadığı, sadece alacak talebi olduğu, bu nedenle de işvereni davalı olarak gösterdiği, Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığını davalı olarak göstermediği görülmüştür.
1086 sayılı HUMK’un 72. (6100 sayılı HMK’nın 24.) maddesinde; “Hâkim, iki taraftan birinin talebi olmaksızın, kendiliğinden bir davayı inceleyemez ve karara bağlayamaz. Kanunda açıkça belirtilmedikçe, hiç kimse kendi lehine olan davayı açmaya veya hakkını talep etmeye zorlanamaz.” 1086 sayılı HUMK’un 75/1. (6100 sayılı HMK’nın 25/1.) maddesinde; “Kanunda öngörülen istisnalar dışında, hâkim, iki taraftan birinin söylemediği şeyi veya vakıaları kendiliğinden dikkate alamaz ve onları hatırlatabilecek davranışlarda dahi bulunamaz.” 1086 sayılı HUMK’un 74. (6100 sayılı HMK’nın 26.) maddesinde; “Hâkim, tarafların talep sonuçlarıyla bağlıdır; ondan fazlasına veya başka bir şeye karar veremez. Duruma göre, talep sonucundan daha azına karar verebilir. Hâkimin, tarafların talebiyle bağlı olmadığına ilişkin kanun hükümleri saklıdır.” hükümlerini içermektedir.
Somut olayda; başlangıçta davalı olarak sadece …’nin gösterilmesi, talep kısmında kıdem ve ihbar tazminatı ile alacak tahsilinin talep edilmesi karşısında; usulüne uygun açılmış bir hizmet tespiti davasının olmadığı, davanın açıkça alacak davası olduğu anlaşılmaktadır. Bu davaya …’nın dahil edilerek devam edilmesi hatalıdır.
Usulüne uygun açılmayan hizmet tespiti davasının reddi gerekir.
Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davalıların bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde temyiz edenlerden davalı …’ye iadesine, 18.06.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.