Yargıtay Kararı 21. Hukuk Dairesi 2010/13914 E. 2012/12104 K. 25.06.2012 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 21. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/13914
KARAR NO : 2012/12104
KARAR TARİHİ : 25.06.2012

MAHKEMESİ :İş Mahkemesi

Davacı, davalılardan işverene ait işyerinde 19/01/2008-19/02/2010 tarihleri arasında çalıştığının tespitine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.
Hükmün, davalılar vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
K A R A R

Dava; davacının davalı doktorlar yanında 19.01.2008 – 19.02.2010 tarihleri arasında 506 sayılı Yasa kapsamında çalıştığının tespiti istemine ilişkindir.
Mahkemece; davanın kısmen kabulü ile davacının 01.02.2008 – 19.02.2010 tarihleri arasında davalı doktorlar yanında asgari ücret ile çalıştığının tespitine karar verilmiştir.
Dosyadaki kayıt ve belgelerden; davalı doktorlar tarafından davacı adına düzenlenmiş işe giriş bildirgesi ve talep edilen dönemde davacının Kurum kayıtlarına geçen çalışmasının bulunmadığı, davalı doktorlara ait işyerinin Yasa kapsamına alınmadığı ve dönem bordroları ile ücret bordrolarının olmadığı, davalı doktorların … ile 15.01.2008 tarihinde ayrı ayrı Aile Hekimliği Hizmet Sözleşmesi imzaladıkları, davacının davalı doktorların ortak olarak kullandıkları sağlık ocağına getirilerek teslim edilen tıbbi malzemeleri teslim aldığına dair değişik tarihli malzeme listeleri bulunduğu anlaşılmaktadır.
Davacının, davalı doktorlara ait işyerinde hafta içi mesai saatleri içerisinde sağlık ocağının temizliğini yaptığını, bu nedenle aralarında 506 sayılı Yasa kapsamında hizmet ilişkisi bulunduğunu iddia etmesi karşısında davalı doktorların, davacının çalışma saatlerini kendisinin belirlediğini, sağlık ocağının temizliğinin günde ortalama bir saat sürdüğünü, bunun dışında davacının istediği saatte gelip gittiğini, sağlık ocağının kirlendiğini gördükleri zamanlarda da davacıyı telefonla rarayarak çağırdıklarını, bu nedenle aralarındaki hukuki ilişkinin eser sözleşmesi olduğunu iddia ettikleri anlaşılmakla; öncelikle davacı ile davalılar arasındaki hukuki ilişkinin hizmet akti olarak değerlendirilip değerlendirilemeyeceğinin saptanması gerekmektedir.

Sigortalılığın oluşması yönünden ilk koşul, taraflar arasında hizmet akdinin varlığına ilişkindir. Hizmet akdi Borçlar Kanunu’nun 313. maddesinde belirlendiği üzere iş sahibi ile işçi arasında yapılan belli veya belli olmayan bir süre için görülen iş karşılığı ücret ödenmesini gerektiren bir sözleşmedir. Bu sözleşmede ana unsur iş ve ücrettir. 506 sayılı Yasa açısından hizmet akdini sadece bu unsurlara bağlı olarak kabul etmek mümkün değildir. Zaman ve bağımlılık unsurları hizmet akdinin ana koşulları olmak üzere 506 sayılı Yasa’nın öngördüğü hizmet sözleşmesi bir veya birden fazla işveren ile çalıştırılan arasında oluşturulan, süreli veya süresiz belli bir zaman dilimi içersinde, işveren emir ve gözetimi altında, iş görmeyi hüküm altına alan hukuksal ilişkidir. Sigortalılığın oluşumu yönünden ilk unsur iş görecek kişinin belli bir zaman dilimi içerisinde, hizmetini işverenin emrine hasretmesidir. Bu zaman dilimi günün tüm süresini kapsayabileceği gibi, günün veya haftanın belli saatlerine de hasredilebilir. Haftanın veya ayın belli gün ve saatlerinde dahi çalışma söz konusu olabilir.
Önemli olan düzenli bir çalışma ilişkisinin varlığıdır. Düzenli çalışma ilişkisinin varlığı iş akdinin zaman unsurunu ortaya koyar. Çalışanın, hizmetini belli zaman dilimi içerisinde, işveren emrinde ve onun vereceği direktif doğrultusunda gerçekleştirilmesi, hizmet akdinin ikinci unsuru olan bağımlılık unsurunu oluşturur. Hizmetin fiilen verilmesi her durumda zorunlu değildir. İşverenin emir ve gözetim altında hazır beklemek durumunda dahi bağımlılık unsuru gerçekleşmiş sayılır. Öte yandan, işverence gösterilen işlerin, çalışan tarafından, işveren emir ve direktiflerine uygun olarak görülmesi gerekir. Belirtilen bu iki ana unsurun birlikte gerçekleşmesi durumunda 506 sayılı Yasa açısından hizmet akdinin dolayısıyla sigortalılığın ilk koşulunun oluştuğu sonucuna varılır. Somut olayda davacının çalışması bakımından zaman ve bağımlılık unsurunun gerçekleştiği ortadadır.
Sigortalılığın ikinci koşulu, 506 sayılı Yasa’nın 5. ve 8. maddelerinde öngörülen işin görüldüğü bir işyerinin bulunmasıdır. Bir işyerinin varlığının saptanamaması durumunda sigortalılığın gerçekleştiğinden söz edilemez.
Üçüncü koşul, eylemli çalışmanın varlığıdır. Yasal sigortalılıktan söz edebilmek için sigortalının işveren emir ve direktifleri altında, bilfiil, gösterilen işi yapması zorunludur. Çalışmanın, kimi durumlarda, görülen işin nitelik ve kapsamına göre devamlı sürmesi mümkün olmayabilir. Sigortalının, işveren emir ve nezareti altında verilecek işi yapmaya hazır bir şekilde beklemesi dahi bu koşulun gerçekleşmesi için yeterlidir.
506 sayılı Yasa’nın 3. maddesinde gösterilen istisnalardan bulunmama bir diğer koşuldur. Bir kimsenin sigortalı sayılabilmesi için Yasa’nın 2. maddesinde sayılan koşulları taşıması yetmez, ayrıca 3. maddede gösterilen kişilerden bulunmaması gerekir.
Sigortalı sayılabilme yönünden gerek ücretin kendisi, gerekse ödenme biçim ve yöntemi zorunlu bulunmamaktadır. Parça başına ücret, götürü ücret, part-time çalışma karşılığı yapılan ödeme biçimleri sigortalılık koşullarını etkilemez.
Sigortalılık statüsünün oluşumu için herhangi bir şekil koşulu öngörülmemiştir. Resmi veya yazılı bir sözleşme biçimi şart değildir. Asıl olan sigortalının çalışmaya başlama durumudur. Eylemli olarak gerçekleşen bu durum sonucu sigortalılık statüsü kendiliğinden oluşur.
“Sigortalı olmak”, kişi bakımından salt bir hak değil, aynı zamanda bir yükümlülüktür ve bu nedenle, kişinin isteğine, ediminin toplumsal etik niteliğine bırakılmamıştır. Bir başka anlatımla, kişi, yasanın sigortalı sayılmak için belirlediği duruma dahil olmakla kendiliğinden sigortalı olacaktır.

Öte yandan, davanın 5510 sayılı Yasa’nın geçiş hükümlerini içeren Geçici 7. maddesi gereğince eldeki uyuşmazlığın çözümünde 506 sayılı yasa hükümlerinin uygulanacağı açıktır.
Somut olayda; dosya içerisinde bulunan davacı ve davalı tanıklarının davacının haftanın 2-3 günü sağlık ocağına gittiği ve 1-2 saat kalıp temizlik yaptığı yönündeki beyanları ile tüm dosya kapsamından davacının dava konusu dönemde davalı işyerinde çalışmakla birlikte bu çalışmasının günün tamamını kapsamadığı, yapılan işin niteliğine göre, büro temizliği ve servis hizmetlerinde kısmi bir çalışmanın mevcut olduğu anlaşılmaktadır.
Hizmet akdinin unsurlarının oluşması için çalışmanın; sürekli ve aynı işverenin işyerinde geçmesinin gerekmediği dava konusu olayda olduğu gibi (Part-Time) biçiminde geçmesinin de mümkün olduğu 506 Sayılı Yasanın 2. maddesinin açık hükmü gereğidir.
Yapılacak iş, davalı işyerinde geçen çalışmanın part time çalışma olduğunun kabulü ile davalılara ait işyerine komşu işyerlerinde çalışan kişiler ile davacının çalışması hususunda bilgi sahibi olabilecek diğer kişileri tespit ederek tanık olarak dinlemek ve davalı doktorlara ait işyerinin büyüklüğü belirlenerek temizlik hizmetlerinin görülmesi için gerekli günlük çalışma saatinin bilirkişi aracılığıyla tespiti ile varılacak sonuca göre hüküm kurmaktan ibarettir.
Mahkemece, yukarıda açıklanan maddi ve hukuki olgular göz önünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde davalıların bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davalılara iadesine, 25/06/2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.