Yargıtay Kararı 21. Hukuk Dairesi 2010/1508 E. 2010/4055 K. 08.04.2010 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 21. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/1508
KARAR NO : 2010/4055
KARAR TARİHİ : 08.04.2010

Davacı, … vekili Avukat … ile davalı, Sosyal Güvenlik Kurumu vekili Avukat … aralarındaki tespit davası hakkında Konya l.İş Mahkemesinden verilen 29.5.2008 gün ve 726/557 sayılı kararın Onanmasına ilişkin Dairemizin 29.9.2009 gün ve 12189-11591 sayılı ilamına karşı davacı tarafından süresi içinde maddi hatanın düzeltilmesi yoluna başvurulmuş olmakla dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
K A R A R

İş Mahkemeleri Kanununun 8/3. maddesi gereğince İş Mahkemelerinden verilen kararlara ve buna bağlı Yargıtay ilamına karşı karar düzeltme yolu kapalıdır. Ancak; Yargıtay onama ya da bozma kararlarında açıkça maddi hatanın bulunduğu hallerde, dosyanın yeniden incelenmesi mümkündür. Zira maddi yanılgıya dayalı olarak verilmiş onama ya da bozma kararları ile hatalı biçimde hak sahibi olmak, evrensel hukukun temel ilkelerine ters düştüğünden karşı taraf yararına sonuç doğurmamalıdır. Dairemizin giderek Yargıtay’ın yerleşmiş görüşleri de bu doğrultudadır.
Gerçekten; maddi yanılgı kavramından amaç; Hukuksal değerlendirme ve denetim dışında, tamamen maddi olgulara yönelik, ilk bakışta yanılgı olduğu açık ve belirgin olup, her nasılsa, inceleme sırasında gözden kaçmış ve bu tür bir yanlışlığın sürdürülmesinin Kamu düzeni ve vicdanı yönünden savunulmasının mümkün bulunmadığı, yargılamanın sonucunu büyük ölçüde etkileyen ve çoğu kez tersine çeviren ve düzeltilmesinin zorunlu olduğu açık yanılgılardır.
Uygulamada zaman zaman görüldüğü gibi, Yargıtay denetimi sırasında, uyuşmazlık konusuna ilişkin maddi olgularda, davanın taraflarında, uyuşmazlık sürecinde, uyuşmazlığa esas başlangıç ve … tarihlerinde, zarar hesaplarına ait rakam ve olgularda ve bunlara benzer durumlarda; yanlış algılanma sonucu, açık ve belirgin yanlışlıklar yapılması mümkündür. Bu tür açık hatalarda ısrar edilmesi ve maddi gerçeğin göz ardı yapılması, yargıya duyulan … ve saygınlığı sarsacağı gibi, Adalete olan inancı ortadan kaldırır ve yok eder.
Bu nedenledir ki; Yargıtay; bu güne değin maddi yanılgının belirlendiği durumlarda soruna müdahale etmiş baştan yapılmış açık maddi yanlışlığın düzeltmesini kabul etmiştir. Kaldı ki kimi açık maddi yanılgıya dayalı ve yanlışlığı son derece belirgin haksız ve adaletsiz sonuçların giderilmesi kamu düzeni açısından zorunludur. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2002/10-895E ve 2002/838K, 2003/21-425E ve 2003/441K sayılı kararları da bu oğrultudadır.
Davacı … ile davalı S.G.K. Başkanlığı arasında görülen, davacının 5458 sayılı Yasa’dan yararlanması gerektiğinin tespitine ilişkin davada yapılan yargılama sonunda Konya 1.İş Mahkemesince verilen 29.5.2008 gün 2007/726E, 2008/557 K Sayılı davanın reddine ilişkin olarak verilen hükmün davacı avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairemizce yerel mahkeme kararının onanmasına karar verilmiş ve bu karar üzerine davacı vekili Dairemiz onama kararının maddi yanılgıya dayalı olduğundan bahisle düzeltilmesini talep etmiştir.
Uyuşmazlık; 5458 sayılı Sosyal Güvenlik Prim Alacaklarının Yeniden Yapılandırılması ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun hükümlerinden yararlanma koşullarının somut olayda gerçekleşip gerçekleşmediği noktasında toplanmaktadır.
Anılan Kanun ile; “SSK ve …’un birikmiş alacaklarının enflasyon rakamları baz alınarak güncellenmesi suretiyle alacak asıllarının değerinin korunması, bunun yanı sıra borçluların gecikme zammı ve faiz yüklerinde özellikle 2000 ve 2001 ekonomik krizlerinin olumsuz etkileri bulunduğundan, ortaya çıkan mağduriyetlerin belirli ölçüde giderilmesi, borçluların tekrar sisteme düzenli prim ödemelerinin teşviki amacıyla borcun ödenebilir seviyeye getirilmesi, kurumların birikmiş alacaklarının tahsil edilmesi, yeni borç birikimlerinin önüne geçilmesi ve sosyal güvenlik prim alacaklarının tahsilinde kurumların daha etkin bir takip yapabilmelerine imkân tanınması, ayrıca, sosyal güvenlik reform kanunları çerçevesinde tek çatı altında yeniden yapılandırılması düşünülen kurumların daha sağlıklı ve sorunsuz bir başlangıç yapmaları” amaçlanmaktadır.
Dosyadaki kayıt ve belgelerden; Konya İş Mahkemesinin 09.08.2006 gün ve 2006/1407 E,2007/688 sayılı kararıyla davacının 01.08.1996-31.08.1998, 1.11.1998-31.1.1999,1.1.2001-1.6.2006 tarihleri arasında 2926 sayılı Yasa kapsamında sigortalı olduğunun tespitine karar verildiği ve bu kararın Yargıtay 10.HD ‘nin 17.9.2007 tarih ve 12525-13504 sayılı kararı ile düzeltilerek onanmak suretiyle davacının 1.8.1996-31.8.1998 ,1.11.1998 -31.1.1999 , 1.2.2005-1.6.2006 tarihleri arasında tarım … sigortalısı olduğu hususunun Yargıtay denetiminden de geçerek kesinleştiği, bu davanının yargılamasından önce davacı vekilinin 5458 sayılı Yasanın verdiği haktan yararlanmak için 29.5.2006 tarihli dilekçe ile kuruma başvurduğu, anılan dilekçenin 2.6.2006 tarihinde kurum kayıtlarına girdiği, davalı kurumun bu talebi kurum aleyhine açılan davanın sürdürüldüğü gerekçesiyle reddedildiği, hizmet tespitine ilişkin davanın sonuçlanmasını takiben temyiz incelemesine konu davanın açıldığı dosya içerisindeki bilgi ve belgelerden anlaşılmaktadır.
Davanın yasal dayanağını teşkil eden 04.03.2006 gün ve 26098 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanarak 01.04.2006 tarihinde yürürlüğe giren Sosyal Güvenlik Prim Alacaklarının Yeniden Yapılandırılması ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında 5458 sayılı Kanunun 2.maddesinde “17.10.1983 tarihli ve 2926 sayılı Tarımda Kendi Adına ve Hesabına Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kanununa göre, 31.03.2005 tarihine kadar tahakkuk ettiği halde bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihe kadar ödenmemiş olan prim ve sosyal güvenlik destek primi borçları; bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren üç ay içerisinde Kuruma yazılı olarak başvurmak şartıyla, bu madde ve 3 üncü madde hükümlerine göre yeniden yapılandırılır” hükmü öngörülmüştür.
“Uyuşmazlığın çözümü için tahakkuk eden prim borcunun varlığı” koşulunun tartışılması gerekir.
Hukuk Genel Kurulu’nun 27.02.2008 tarih,2008/10-151 E, 2008/206 K, nolu ilamında da belirtildiği üzere, 2926 sayılı Kanunun 36. maddesinin yürürlükten kalkmasının ardından 4956 sayılı Kanunun 27. maddesiyle 1479 sayılı Kanunun 53. maddesine getirilen düzenleme uyarınca “…2926 sayılı Kanuna göre tahakkuk eden prim alacakları aylık olarak veya Kurumca tespit edilecek dönemlerde ödenir. Ayrıca Bakanlar Kurulu kararı ile ürün bedellerinden tevkif suretiyle de tahsil edilebilir.” hükmüne istinaden Tarım … prim borçlarının “prim tevkifatı” yoluyla da tahsili öngörüldüğü, Kuruma kayıt ve tescil konusunda bir başvuru ya da resen tescil bulunmasa da, Yasa kapsamına girenlerin prim borçlarının ürün bedellerinden kaynakta, “prim tevkifatı” suretiyle kesilmesi kayıt ve tescil iradesi anlamında olup, kesintiyi takip eden aybaşından itibaren sigortalılık hak ve yükümlülüklerinin doğduğu, bu durumda, Kurumun prim alacaklarının ürün bedellerinden tevkifat yoluyla tahsil edilmesinin mümkün bulunmasına, anılan yasanın 5.maddesinde “Sigortalı olmak hak ve yükümlülüğünden vazgeçilemez ve kaçınılamaz” hükmünün, 9.maddesinde “Bu Kanuna göre sigortalı sayılanlardan, sigortalılıklarının başladığı tarihten itibaren üç ay içinde Kuruma kayıt ve tescillerini yaptırmayanların tescil işlemleri Kurumca resen yapılır.” hükmünün öngörülmesine, tarımda kendi adına bağımsız çalışanlarla ilgili sigorta primlerinin; ürün bedellerinden tevkifat yoluyla kesilerek ilgili kişi adına … hesabına yatırılmak suretiyle ödenmesi halinde, kayıt ve tescil için Kuruma başvuru olmasa dahi belirtilen şekildeki prim ödeme olgusunun, tarımda kendi adına bağımsız çalışan kişinin kayıt ve tescil konusundaki iradesini ortaya koyduğunun delili olarak kabulü ile …’un iş bu primleri tahsil etmesine rağmen, sigortalıyı tevkifat tarihi itibariyle resen kayıt ve tescil etmemesinin, yasanın kendisine yüklediği bu mükellefiyete açık bir aykırılık oluşturmasına, bu bağlamda davalı Kurumun, Yasa ile kendisine yüklenen resen tescil görevini yerine getirmemesinin sonuçlarının sigortalıya yükletilmesinin Medeni Kanunun 2. maddesinde ifadesini bulan evrensel nitelikleri objektif iyiniyet kuralıyla bağdaştırılması mümkün değildir.
Mahkemece kesinleşen tespit kararında önceden mevcut ve geçerli olan bir sigortalılığın mevcudiyeti karar altına alınmış olup, davacının 2.6.2006 tarihi itibariyle mevcut olan 2926 sayılı Yasa’ya tabi sigortalılığı itibariyle tahakkuk etmiş bir prim borcu da bulunmaktadır.
Tüm bu açıklanan olgular karşısında, prim tevkifatının sigortalılık tescili olarak değerlendirilerek, prim borcunun ödenmesi gereken safhaya gelmesini ifade eden “tahakkuk” olgusunun somut olayda gerçekleştiğinin kabulü gerekir. Dairemizin ve giderek Yargıtay’ın yerleşmiş uygulamaları bu doğrultudadır.
Öte yandan 5458 sayılı Yasanın 3-son maddesince; ‘Bu Kanun hükümlerinden yararlanmak üzere başvuran borçluların, kapsama giren borçları dolayısıyla Sosyal Sigortalar Kurumu ve …’a yaptıkları itirazlardan ve yargı nezdinde sürdürdükleri davalardan feragat etmeleri ve ihtilaf yaratmamaları şarttır’, düzenlemesinin prim borçları ile ilgili olması ve tescil davalarını kapsamaması karşısında, 31.05.2006 tarihli 5458 sayılı Yasa’dan yararlanma iradesini de içerir dilekçesi ile süresinde kuruma başvurduğu kabul edilmelidir.
Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular göz önünde tutulmaksızın ve özellikle davacının 5458 sayılı Yasadan yararlanmak istemini içeren ve 2.6.2006 tarihinde Kurum kayıtlarına giren dilekçesi değerlendirilmeksizin hatalı değerlendirme sonucunda, yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
Ne varki, Dairemizce maddi hata sonucu bu yön gözetilmeyerek mahkeme kararı onanmıştır.
O halde, davacı vekilinin maddi hata talebi kabul edilmeli ve Dairemizin 11.02.2009 tarihli onama kararı kaldırılmalı ve yerel Mahkemenin 29.05.2008 günlü kararı bozulmalıdır.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacının maddi hata isteminin kabulü ile Dairemizin 29.9.2009 gün, 2008/12189 Esas, 2009/11591 Karar sayılı Onama kararının kaldırılmasına,mahkemenin 29.5.2008 günlü kararının yukarıda belirtilen nedenle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 8.4.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.