YARGITAY KARARI
DAİRE : 21. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/1872
KARAR NO : 2010/5219
KARAR TARİHİ : 04.05.2010
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk (…) Mahkemesi
Davacı, Kurum tarafından tahakkuk ettirilen ödeme emirlerinin iptaliyle, borcu olmadığının tespitine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.
Hükmün davacı vekilince süresi dışında, davalı vekilincede süresinde temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
K A R A R
1-Hüküm, … Mahkemesinden verilmiştir. 5521 sayılı … Mahkemeleri Kanununun 8.maddesi hükmüne göre ise … Mahkemelerinden verilmiş bulunan nihai kararların 8 gün içinde temyiz olunması gerekir.
Olayda hüküm 24.07.2008 tarihinde temyiz edenin yüzüne karşı tefhim edilmiş, temyiz ise 19.08.2008 tarihinde vuku bulmuştur. Bu duruma göre davada 8 günlük temyiz süresi fazlası ile geçmiştir.
O halde, 1.6.l990 Tarih ve l989/3 E. 1990/4 K. sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı’da göz önünde tutularak davacı vekilinin temyiz dilekçesinin süre aşımı yönünden reddine
2-Davalı vekilinin temyizine gelince: dosyadaki yazılara, toplanan delillere, hükmün dayandığı gerektirici nedenlere göre davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki diğer temyiz itirazlarının reddine,
3-Dava, davacının üst düzey yönetici olduğundan bahisle gönderilen ve görevde olmadığı döneme ilişkin prim ve gecikme zammına dayalı bulunan ödeme emirlerinin iptali istemine ilişkindir.
Yerel mahkemece, davacının görevde olduğu süreyle sınırlı olarak prim borçlarından sorumlu olacağı görevden ayrıldığı tarihten sonraki döneme ait prim borçlarından sorumlu olmayacağından bahisle 2003/6 sayılı takip dosyasında 1999/2, 2000/3,6,11. aylara ait prim ve gecikme zamları ile 2003/7 sayılı takip dosyasında kasım 2000 dönemine ait işsizlik sigorta primi ve gecikme zammı ile birlikte toplam 336,23-TL den sorumlu olduğuna, diğer dosyalardaki ve takip taleplerindeki 37.299,82TL borçtan sorumlu olmadığına, kabul edilen miktar üzerinden % 40 icra inkar tazminatının davalı Kurum’dan tahsiline karar verilmiş ve bu karar süresinde davalı Kurum vekilince temyiz edilmiştir.
Davanın yasal dayanağını 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’un 58. maddesi oluşturmaktadır. Anılan madde ile Kurum alacakları için 6183 sayılı Kanun’un 55. maddesi hükmü uyarınca düzenlenip tebliğ edilen ödeme emirlerine karşı 7 gün içerisinde dava açabilme olanağı bulunmaktadır.
Ödeme emrinin iptali istemine ilişkin olarak anılan maddeye dayalı açılacak dava “menfi tespit” niteliğinde olup, “böyle bir borcu olmadığı” veya “kısmen ödendiği” veya “zamanaşımına uğradığı” iddiaları dışında başka bir itiraz nedeni ileri sürülemeyecektir.
İtiraz davası için öngörülen 7 günlük sürenin hak düşürücü nitelikte olduğu konusunda kuşku bulunmamaktadır (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 10.4.2001 gün ve 2002/21-201-297, 24.3.2004 gün ve 2004/10164-170 sayılı kararları). Hak düşürücü süre, niteliği itibariyle bir itiraz olup sonuçlarını kendiliğinden meydana getirir, re’sen göz önünde tutulmalıdır.
Kamu alacağına ilişkin olarak anılan madde kapsamında öngörülen menfi tespit davası dışında, yeni ve ayrı bir menfi tespit davası açılmasına anılan kanun hükümleri cevaz vermemektedir. Zira, tahsil edilmesi istenen alacak, kamu alacağı niteliğinde imtiyazlı olup sürüncemede kalması önlenerek, hızla tahsili sağlanmak istenmektedir. 6183 sayılı Kanun’da, İcra ve İflas Kanunu’nun 72. maddesine koşut bir hükme yer verilmemiş bulunması karşısında, yasada öngörülen 7 günlük itiraz süresini geçiren kamu alacağı borçlusu, aynı konuda yeni bir menfi tespit, istirdat davası açamayacaktır (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 26.04.2006 gün ve 2006/21-198 Esas, 249 Karar sayılı Kararı).
6183 sayılı Kanun ile menfi tespit davasına, “Üçüncü şahıslardaki menkul malların, alacak ve hakların haczini” düzenleyen 6183 sayılı Kanun’un 5479 sayılı Kanun ile değişik 79. maddesinde üçüncü şahıslar yönünden yer verilmiş ise de, bu olanak, kamu alacağı borçluları yönünden tanınmamıştır.
Yukarıda açıklanan maddi ve yasal olgular dikkate alındığında; ödeme emrinin iptaline yönelik eldeki davanın hak düşürücü süre içerisinde açılıp açılmadığının öncelikle belirlenmesi, hak düşürücü sürede açılmadığının saptanması halinde esasa yönelik inceleme yapılmaksızın davanın anılan nedenle reddine karar verilmesi, hak düşürücü süre içerisinde olduğunun belirlenmesi halinde ise 6183 sayılı Kanun’un 58. maddesinde belirtilen sınırlı itiraz nedenleri dikkate alınarak yapılacak inceleme ve değerlendirme sonucunda karar verilmesi gerekmektedir.
Somut olayda davacının dava konusu yaptığı ödeme emirlerinin bir bölümü ile ilgili olarak davacıya yapılmış tebligat bulunmadığı, bir bölümünde ise yapılan tebligatların 7201 sayılı Yasa’nın aradığı koşulları taşımadığından 2004/1119 sayılı dosyadan gönderilen ödeme emri dışındaki ödeme emirlerine karşı davanın süresinde açıldığı anlaşılmaktadır. 2004/1119 Sayılı dosyadan gönderilen ödeme emrine gelince: anılan ödeme emrinin 29.12.2004 tarihinde usulüne uygun biçimde davacıya tebliğ edildiği dosya içerisindeki tebligat parçasından anlaşılmaktadır. Dava ise 24.11.2006 tarihinde açılmıştır. Bu duruma göre 6183 sayılı Yasa’nın 58. maddesindeki hak düşürücü sürenin geçirilmesinden sonra davanın açıldığı anlaşıldığından 2004/1119 sayılı takip dosyasından gönderilen ödeme emrine yönelik davanın hak düşürücü süre yönünden reddi gerekirken yazılı gerekçeyle kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olmuştur.
Öte yandan davanın yasal dayanağını oluşturan 6183 sayılı Yasa’nın 58. maddesinde; itirazında tamamen veya kısmen haksız çıkan borçludan, hakkındaki itirazın reddolunduğu miktardaki amme alacağının %10 zamlı olarak tahsil edileceği düzenlenmiştir. Buna karşılık ödeme emirlerinin iptali diğer bir deyişle kamu borçlusunun itirazında haklı çıkması halinde alacaklı idarenin tazminatla sorumlu tutulacağına dair İİK’nun 72. maddesine eşdeğer bir düzenleme 6183 sayılı Yasa da mevcut değildir. Hal böyle olunca da yerel mahkemece davanın reddolunan bölümüne ilişkin kamu alacağının % 10 zamlı olarak tahsil edilmesine karar verilmek gerektiği göz ardı edilerek, yasal dayanağı olmadığı halde davanın kabul edilen bölümü için davacı yararına % 40 icra inkâr tazminatına karar verilmesi isabetsiz olmuştur.
Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular göz önünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davalı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA,temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 04.05.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.