Yargıtay Kararı 21. Hukuk Dairesi 2010/3035 E. 2011/6449 K. 19.07.2011 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 21. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/3035
KARAR NO : 2011/6449
KARAR TARİHİ : 19.07.2011

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk (İş) Mahkemesi

Davacılar murisinin iş kazası sonucu ölümünden doğan maddi ve manevi tazminatın ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.
Hükmün davacılar ve davalılardan ….. Arıtma İnş. San. ve Tic. Ltd. Şti vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
K A R A R
1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillere, hükmün dayandığı kanuni gerektirici nedenlere ve temyiz nedenlerine ve kapsamına göre tarafların aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazlarının reddine.
2-Dava, iş kazası sonucu ölen sigortalının hak sahiplerinin maddi ve manevi zararlarının giderilmesi istemine ilişkindir.
Mahkemece, davacı …. ‘nin maddi tazminata ilişkin davasının kabulü ile 22.899,00 TL maddi tazminat alacağının 2.000,00 TL ‘sine olay tarihinden, 20.899,00 TL ‘sine ıslah tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı ….. Arıtma İnş. Ltd Şti ‘inden alınarak davacıya verilmesine,diğer davacıların maddi tazminat davasının reddine,davacıların manevi tazminata ilişkin davasının reddine karar verilmiştir.
Dosyadaki kayıt ve belgelerden, davacılar murisinin 02.04.2001 tarihinde davalı işyerinde geçirdiği iş kazası sonucu yüksekten düşerek kafa travması nedeniyle kaldırıldığı hastanede 07.04.2001 tarihinde öldüğü, hükme esas alınan kusur raporuna göre davalı işverenin %70 oranında kusurlu olduğu, bu kusurun %65’inden işverenin,%4’ünden …’nun, %1’inden ise …’nın sorumlu olduğu, ölen işçinin ise %30 oranında kusurlu olduğu, davalı şirket tarafından davacılara iş kazasından sonra bir kısım ödemeler yapıldığı anlaşılmaktadır.
HUMK.’nun 83. ve devam maddelerinde düzenlenmiş olan ıslah müessesesi, mahkemeye yöneltilmesi gereken tek taraflı ve açık bir irade beyanı ile tarafların dilekçelerinde belirttikleri vakıaları, dava konusunu veya istem sonucunu değiştirebilmesi imkânını sağlamaktadır. Usule ilişkin işlemlerin tamamen ya da kısmen ıslahı mümkündür.İnceleme konusu olayda, davacılar vekili 07.02.2008 tarihli ıslah dilekçesinde sadece davalı ….. Limited Şirketini davalı olarak göstermiş ve olay tarihinden itibaren faiz isteminde bulunmuştur.Bu durumda mahkemece ıslah ile talep edilen kısım yönünden diğer davalılar hakkında bir karar verilmemiş olması doğru ise de ilk dava dilekçesinde talep edilen kısım yönünden diğer davalılar … ve … hakkında olumlu veya olumsuz bir karar verilmemiş olması hatalı olmuşur.
Islah dilekçesi de bir davadır.Islah dilekçesi ile istenen zarar da olay tarihi itibariyle doğmuştur.Davacılar bu tarihte zarar görmüş ve aynı tarihte davalılar temerrüde düşmüşlerdir.Bu durumda davacılar vekilinin 07.02.2008 tarihli ıslah dilekçesindeki talebi de gözetilerek ıslah dilekçesinde belirtilen zarara ölüm tarihi olan 7.4.2001 tarihinden itibaren faize hükmetmek gerekirken ıslah dilekçesi ile artırılan kısım için ıslah tarihinden itibaren faize hükmedilmesi doğru değildir.
Öte yandan dosya içinde davacılara yapılan ödemelerin manevi tazminat olarak alındığına ilişkin bir beyan bulunmamaktadır.Davacı tarafça bu ödemelerin çocukların eğitim ve öğretim giderlerinin karşılanması amacıyla burs olarak verildiği verildiği ileri sürülmüştür.Bu nedenle yapılan ödemelerin maddi tazminat karşılığı olduğunun kabulü ile davacıların manevi tazminat talepleri ile ilgili bir karar verilmesi gerekirken davacılara yapılan ödemelerin manevi tazminat karşılığı yapıldığı kabul edilerek manevi tazminat istemlerinin reddine karar verilmesi yerinde değildir.
Kural olarak tazminat alacaklısına yapılmış ödemenin bu miktar ile sınırlı olmak üzere bağlayıcılığı asıldır. Gerçek anlamda ödemeden söz edebilmek için tazmin edilecek miktar ile buna karşılık alınan meblağ arasında açık oransızlığın bulunmaması koşuldur. Ödemenin yapıldığı tarihteki verilerle hesaplanan tazminat ile ödenen miktar arasında açık oransızlığın bulunduğu durumlarda, yapılan ödeme makbuz niteliğinde kabul edilebilinir.Bu yönüyle yapılack iş;mahkemece davacılara yapılan toplam ödeme miktarı açıklığa kavuşturulduktan sonra, ödemenin yapıldığı tarihteki veriler esas alınarak gerçek zararı bilirkişiye hesaplattırmak, böylece tazmin edilecek miktar ile buna karşılık alınan meblağ arasında açık oransızlığın bulunup bulunmadığını denetlemek, açık oransızlığın bulunması durumunda maddi tazminata ilişkin ödemeyi “kısmi ifayı içeren makbuz” niteliğinde kabul etmek ve yapılan ödemenin ödeme tarihindeki gerçek zararı hangi oranda karşıladığını saptamak, son verilere göre hesaplanan tazminat miktarından yasal indirimler yapılmak suretiyle belirlenecek gerçek zarardan davalı tarafın ödeme yapılan tarihe göre zararın karşılandığı oranda indirim yapmak, daha sonra kalan miktara hükmetmek gerekir. Açık oransızlığın bulunmadığının tesbiti halinde ise davacının maddi tazminat talebinin tümden reddine karar vermek gerekir.
Kabule göre de, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 10.maddesinin 3.fıkrasına göre manevi tazminat davalarının tamamının reddi durumunda avukatlık ücreti,Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümüne göre hükmolunması gerektiğinden, mahkemece manevi tazminatın reddi nedeniyle davalılar yararına maktu avukatlık ücreti yerine nisbi avukatlık ücretine hükmolunması isabetsizdir. Ayrıca Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 388 ve 389.maddeleri uyarınca kararın hangi hususları içermesi gerektiği açıkça belirtilmiştir.Buna göre, madde de sayılan hususlarla birlikte ,hüküm sonucu kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, istek sonuçlarından her biri hakkında verilen hükümle taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, mümkünse sıra numarası altında birer birer, açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi, verilen karar ile iki tarafa yüklenilen ve verilen vazife ve haklar şüphe ve tereddüdü mucip olmayacak surette gayet sarih ve açık yazılmalıdır.Somut olayda mahkemece kısa ve gerekçeli kararda olay tarihinin açıklanmayarak infazda tereddüt oluşturucak şekilde belirtilen kanun maddelerine aykırı olarak karar verilmiş olması hatalı olmuştur.
Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, tarafların bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek hailnde temyiz edenlere iadesine, 19.07.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.