Yargıtay Kararı 21. Hukuk Dairesi 2010/3491 E. 2011/3851 K. 25.04.2011 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 21. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/3491
KARAR NO : 2011/3851
KARAR TARİHİ : 25.04.2011

MAHKEMESİ :İş Mahkemesi

Davacı, sigortalılık başlangıç tarihinin 23.07.1990 olduğunun tespitine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin reddine karar vermiştir.
Hükmün, davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
K A R A R
Davacı davalı iş yerinde 23.07.1990 tarihinde geçen çalışmasının sigorta başlangıcı olduğunun tespitini istemiştir.
Mahkemece davanın reddine karar verilmiştir.
Gerçekten; 506 Sayılı Sosyal Sigortalar Yasasının 2 ve 6. maddelerinde açıkça belirlendiği üzere, sigortalılığın oluşumu yönünden çalışma olgusunun varlığı zorunludur. Eylemli veya gerçek biçimde çalışmanın varlığı saptanmadıkça, hizmet akdine dayanılarak dahi sigortalılıktan söz edilemez. Fiili veya gerçek çalışmayı ortaya koyacak belgeler, işe giriş bildirgesi ile birlikte 506 Sayılı Yasanın 79. maddesinde belirtilen sigortalının gün sayısını, kazanç durumunu, çalışma tarihleri ile birlikte ortaya koyan aylık sigorta gün bilgileri ile Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliği’nin 17. Maddesinde belirtilen 4 aylık prim bordroları gibi Kuruma verilmesi zorunlu belgelerdir. Yöntemince düzenlenip süresi içerisinde Kuruma verilen işe giriş bildirgesi, kişinin işe alınmış olduğunu gösterirse de, fiili çalışmanın ortaya konulması açısından tek başına yeterli kabul edilemez. Sigortalılıktan söz edebilmek için, çalışmanın varlığı, Yargıtay uygulamasında 506 Sayılı Yasanın 79-10. Maddesine dayalı sigortalılığın tespiti davaları yönünden kabul edilen ilkelere uygun biçimde belirlenmelidir. Zira sigortalılığın başlangıcına yönelik her dava sigortalılığın tespiti istemini de içerir. Aksine düşünce, özellikle yaşlılık aylılığının kabulü için öngörülen sigortalılık süresi yönünden çalışanlar ile çalışmayanlar arasında adaletsiz ve haksız bir durum yaratır. Bu nedenle işe giriş bildirgesinin verildiği ancak yasal diğer belgelerin bulunmadığı durumlarda çalışma olgusunu ortaya koyabilecek inandırıcı ve yeterli kanıtlar aranmalı, kamu düzenine dayalı bu tür davalarda hakim görevi gereği doğrudan soruşturmayı genişleterek sigortalılık koşullarının oluşup oluşmadığını belirlemelidir. Bu yön Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 16.09.1999 gün 1999/21-510-527, 30.06.1999 gün 1999/21-549-555, 05.02.2003 gün 2003/21-35-64, 15.10.2003 gün 2003/21-634-572, 03.11.2004 gün 2004/21-480-579 ve 2004/21-479-578, 10.11.2004 gün 2004/21-538 ve 01.12.2004 gün 2004/21-629 sayılı kararlarında da vurgulanmıştır.
Dosyadaki kayıt ve belgelerden; davacı adına … nolu davalı işyerinden 23.07.1990 tarihli işe giriş bildirgesinin 30.10.1990 tarihinde Kuruma verildiği, Kurumca bu işyeri numarası ile kayıtlı bir işyerinin bulunmadığının bildirildiği, tanık … adına dosyaya sunulan hizmet cetvelinde bu tanığın 1987/2. dönemden, 1991/3. dönemine kadar … nolu iş yerinden kesintisiz çalışmasının bildirildiği anlaşılmaktadır.
Somut olayda aynı işyeri numarası ile tanık … adına hizmet bildirimleri bulunduğu halde Kurumun bu numarada kayıtlı işyeri bulunmadığı yönündeki cevabı ile oluşan çelişki giderilmeden sonuca gidildiği görülmüştür.
Yapılacak iş tanık …’in 1987-1991 tarihleri arasında … nolu işyerinden yapılan hizmet bildirimlerine ait dönem bordroları ile işe giriş bildirgesi getirtilip bu yıllar arasında çalışılan işyerinin davalı işyeri olup olmadığı belirlendikten sonra, davalı işyeri tescil dosyası ve dönem bordrosu Kurumdan getirtilerek davacının iddia ettiği çalışma yönünden ilgili tanık beyanı da denetlenmek suretiyle çalışma olgusu hakkında bir karar vermek gerekir.
Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular gözönünde tutulmaksızın eksik inceleme ve araştırma ile yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde davacının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 25.04.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.