YARGITAY KARARI
DAİRE : 21. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/3496
KARAR NO : 2011/3834
KARAR TARİHİ : 25.04.2011
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
Davacı, çalışmaya başladığı tarihin 1.6.1986 olduğunun tespitine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin reddine karar vermiştir.
Hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
K A R A R
Davacı, davalı tarafından yürütülen “Köy Okul İnşaatı” işinde 1.6.1986 tarihinde bir gün çalıştığının tesbitini istemiştir.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş ise de bu sonuç eksik incelemeye dayalı olup usul ve yasaya aykırıdır.
Davacıya ait 1.6.1986 tarihli işe giriş bildirgesi 29.12.1986 tarihinde Kuruma verildiği ve işyerinin … ilçesi … Köyü Okul İnşaatı olduğu konusunda uyuşmazlık bulunmamaktadır. Uyuşmazlık somut olayda fiili çalışma olgusunun yöntemince kanıtlanmış olup olmadığı, mahkemece bu yönde yapılan araştırmanın hükme yeterli bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır.
Gerçekten; 506 sayılı Sosyal Sigortalar Yasa’sının 2 ve 6. maddelerinde açıkça belirlendiği üzere, sigortalılığın oluşumu yönünden çalışma olgusunun varlığı zorunludur. Eylemli veya gerçek biçimde çalışmanın varlığı saptanmadıkça, hizmet akdine dayanılarak dahi sigortalılıktan söz edilemez. Fiili veya gerçek çalışmayı ortaya koyacak belgeler, işe giriş bildirgesiyle birlikte 506 sayılı Yasa’nın 79. maddesinde belirtilen sigortalının gün sayısını, kazanç durumunu, çalışma tarihleriyle birlikte ortaya koyan aylık sigorta gün bilgileri ile Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliği’nin 17. maddesinde belirtilen 4 aylık prim bordroları gibi Kuruma verilmesi zorunlu belgelerdir. Yöntemince düzenlenip süresi içerisinde Kuruma verilen işe giriş bildirgesi, kişinin işe alınmış olduğunu gösterirse de fiili çalışmanın varlığının ortaya konulması açısından tek başına yeterli kabul edilemez. Sigortalılıktan söz edebilmek için, çalışmanın varlığı, Yargıtay uygulamasında 506 sayılı Yasanın 79/10. maddesine dayalı sigortalılığın tespiti davaları yönünden kabul edilen ilkelere uygun biçimde belirlenmelidir. Zira, sigortalılığın başlangıcına yönelik her dava sigortalılığın tespiti istemini de içerir. Aksine düşünce, özellikle yaşlılık aylığının kabulü için öngörülen sigortalılık süresi yönünden çalışanlar ile çalışmayanlar arasında adaletsiz ve haksız bir durum yaratır. Bu nedenle, işe giriş bildirgesinin verildiği ancak yasal diğer belgelerin bulunmadığı durumlarda çalışma olgusunu ortaya koyabilecek inandırıcı ve yeterli kanıtlar aranmalı, kamu düzenine dayalı bu tür davalarda hakim, görevi gereği doğrudan soruşturmayı genişleterek sigortalılık koşullarının oluşup oluşmadığını belirlemelidir. Bu yön, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 16.9.1999 gün 1999/21-510-527, 30.6.1999 gün 1999/21-549-555, 5.2.2003 gün 2003/21-35-64, 15.10.2003 gün 2003/21-634-572, 3.11.2004 gün 2004/21-480-579 ve 2004/21-479-578, 10.11.2004 gün 2004/21-538 ve 1.12.2004 gün 2004/21-629 sayılı kararlarında da vurgulanmıştır.
Dosyadaki kayıt ve belgelerden davacının 1.6.1986 tarihli işe giriş bildirgesinin süresinde Kuruma verildiği, okul inşaatının ihale ile verildiği davalı ile yapılan sözleşmede sözleşme tarihi 28.5.1986 ve işin bitiş tarihinin 1.12.1986 olarak belirlendiği, Adli Tıp Kurumunun 12.5.2009 tarihli raporunda işe giriş bildirgesindeki imzasının davacının eli ürünü olmadığının belirlendiği anlaşılmaktadır .
Somut olayda davalı işveren giriş bildirgesindeki imzanın kendisine ait olduğunu ve bu işleri muhasebecinin takip ettiğini davacıyı hatırlamadığını beyan etmiş, muhasebeci ise işe giriş bildirgesindeki yazıların kendisine ait olduğunu davacının bu işyerinde çalıştığını beyan etmiştir. Uygulamada işe giriş bildirgesindeki imzanın sigortalı dışındaki kimselerce atıldığı bilindiğinden imzanın davacının eli ürünü olmadığının belirlenmesi tek başına çalışma olgusunun gerçeklemediğini göstermeye yeterli değildir. Köy muhtar ve azalarının çalışma tarihi üzerinde geçen zaman karşısında köye dışardan gelen ve kısa süre çalışıp ayrılan işçileri hatırlamamaları olağandır . Bu durumda mahkemece muhasebeci tanığın beyanları dikkate alınarak davacıya bu tanığın beyanlarını destekleyecek nitelikte çalışma olgusu hakkında bilgisi bulunan tanıkları varsa bunları bildirmesi istenilerek bu kişilerin beyanlarına başvurularak tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonuca gidilmesi gerekirken eksik araştırma sonucu yazılı şekilde karar verilmiş olması isabetsiz olmuştur.
O halde, davacının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 25.4.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.