Yargıtay Kararı 21. Hukuk Dairesi 2010/4180 E. 2011/6152 K. 11.07.2011 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 21. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/4180
KARAR NO : 2011/6152
KARAR TARİHİ : 11.07.2011

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk (İş) Mahkemesi

Davacı, iş kazası sonucu maluliyetinden doğan maddi ve manevi tazminatın ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.
Hükmün taraf vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.

K A R A R
1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillere, hükmün dayandığı gerektirici nedenlere göre davacının tüm, davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki diğer temyiz itirazlarının reddine,
2-Dava 04.10.2002 tarihinde meydana gelen iş kazası sonucu % 11.2 oranında sürekli iş göremezliğe uğrayan sigortalının maddi ve manevi zararlarının giderilmesi istemine ilişkindir.
Mahkemece, davacının manevi tazminat isteminin kısmen kabulu ile 8.000,00 TL manevi tazminat ile taleple bağlı kalınarak 100,00 TL maddi tazminatın 04.10.2002 kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Dosyadaki kayıt ve belgelerden davacının iş kazası sonucu %11,2 oranında sürekli işgöremez duruma geldiği, davacının %20, davalının %80 kusurlu olduğu, mahkemece hükme esas alınan 8.4.2009 tarihli hesap raporunda kusur ve sürekli işgöremezlik oranına göre davacının gerçek zararının 46.398.50-TL olarak bildirildiği mahkemece davacıya SGK’ca bağlanan gelirin hüküm tarihine en yakın tarihine göre peşin sermaye değeri SGK Başkanlığından sorularak davacının karşılanmayan maddi zararı belirlenmeden talep gözetilerek sonuca gidildiği anlaşılmaktadır.
Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından karşılanmayan zararın ödetilmesine ilişkin davalarda (tazminat davaları) öncelikle haksız zenginleşmeyi ve mükerrer ödemeyi önlemek için Kurum tarafından sigortalıya bağlanan gelirin peşin sermaye değerinin tazminattan düşülmesi gerektiği Yargıtay oturmuş ve yerleşmiş görüşlerindendir.
Sorunun çözümü için maddi zarar ile SGK tarafından bağlanan gelir kavramı üzerinde durmak gerekir. Maddi zarar sigortalının zararlandırıcı sigorta olayından önce ve sonraki durumu arasında oluşan farktan ibarettir. Başka bir anlatımla zararlandırıcı sigorta olayı olmazdan önce malvarlığı hangi durumda ise o durumla zararlandırıcı sigorta olayı olduktan sonraki durum arasındaki farktır.
Öğretide zararın hüküm tarihine göre hesaplanma gereği kabul görmüştür. Borçlar Kanunu’nun 46/II. maddesine göre hükmün verildiği anda cismanı zararın sonuçları tam ve kesinlikle belirlenemiyorsa hakim, hüküm tarihinden başlayarak iki yıl içinde hükmün değiştirilmesi hakkını saklı tutar. Federal mahkemede tazminatın belirleme anını kural olarak hüküm anı olarak belirlemiştir. Borçlar Kanunu’nun 46/II. maddesindeki bu hükümden de yararlanılarak denebilir ki maddi zararın saptanmasında hüküm gününün dayanak alınması ve hüküm günündeki duruma göre zarar tutarının hesaplanması gerekir.
Bu itibarla hüküm tarihine en yakın tarihteki verilerin nazara alınarak rapor tarihine kadar gerçekleşen zararın somut olarak hesaplanması gerekir. Bu husus ” gerçek belli iken varsayıma gidilemez.” ilkesininde gereğidir. Zararın giderimine karar verilebilmesi için öncelikle zararın miktar olarak belirlenmesi gerekir. Zarar tazminatın tavan noktasıdır. Hüküm altına alınacak tazminat zararı aşamaz. Zarara neden olan olay nedeniyle olaydan zarar gören sigortalı yada ölüm halinde hak sahipleri bir fayda da sağlamışsa zararı doğuran olayla bağlantılı faydaların zarardan indirimi gerekir. Buna zararın denkleştirilmesi denir. Aksi halde zararlandırıcı olay zarar gören tarafı zenginleştirir.
506 sayılı Yasa’nın 19. maddesinde iş kazası meslek hastalığı sonucu meslekte kazanma gücü en az % 10 azalmış olan sigortalılara sürekli iş göremezlik geliri, 23. ve 24 maddesinde meslek hastalığı veya iş kazası sonucu ölen sigortalıların eş ve çocukları ile ana ve babasına yasada belirlenen koşulların varlığı halinde iş kazası veya meslek hastalığı sigorta kolundan gelir bağlanacağı, 73/A maddesinde de tarifesine göre tesbit edilecek iş kazaları ile meslek hastalıkları sigortası priminin tamamının işverenler tarafından ödeneceği bildirilmiştir. Sigortalının primin ödenmesinde herhangi bir katkısı söz konusu değildir. Bu özelliği göz önünde tutulduğunda, iş kazası sigortasından bağlanan ” gelirin” maddi zararın sigorta primleri işverenden alınmak suretiyle Sosyal Güvenlik Kurumunca karşılanmak amacına yönelik bir ödeme niteliğinde olduğu sonucuna varılır. Bu nedenle söz konusu gelir, işverenin genel hükümlere göre sorumlu olduğu ” tazminat ” kavramı içinde yer alır. İş kazası veya meslek hastalığı sonucu oluşan zararın giderilmesi istemine ilişkin olarak açılan tazminat davaları nitelikçe sigortaca karşılanmayan zararın giderilmesi istemini amaçlamaktadır.
Açıklanan bu maddi ve hukuki olgular karşısında zarar hesabının Sosyal Güvenlik Kurumunca bağlanan gelirin hüküm tarihine en yakın tarihte belli olan artışlar nazara alınarak hesaplanan tüm peşin sermaye değeri düşülmek suretiyle yapılması gerektiğinin kabulü gerekir. Aksi takdirde Borçlar Kanunu’nun genel ilkelerine ve özellikle 506 sayılı Yasa’nın 19. 23. ve 24. maddelerine ters düşülmüş olacak, zarardan bağlanan gelirin hüküm tarihine en yakın tarihteki artışlar nazara alınarak hesaplanan peşin sermaye değeri düşülmediği takdirde sigortalı veya hak sahipleri aynı zarar için hem işverenden tazminatın tümünü almak hem de kurumdan gelir almak yoluyla mükerrer yararlanma durumuna gelecektir. İşte buna engel olmak için hüküm tarihine en yakın tarihteki artışlar gözetilerek hesaplanan peşin sermaye değerinin düşülmesi zorunludur.
Öte yandan kural olarak, tam ya da kısmi olarak açılan her eda davası birisi tespit, diğeri edaya ilişkin olmak üzere iki bölüm isteği kapsar.
Kısmi dava sonucunda, davanın reddine ya da kabulüne karar verilmiş olması halinde, taraflar arasındaki borç ilişkisinin varlığı ya da yokluğu da tespit edilmiş olur. Bu tespit zorunlu olarak borç ilişkisinin tamamını kapsar. Bu nedenle; kısmi dava sonucu verilen ve kesinleşen kararın tespite ilişkin bölümü, aynı maddi ve hukuki sebebe dayanan, sonradan açılan ek dava için kesin hüküm oluşturur.
Kesin hüküm bulunan bir konuda ise, mahkemenin, bu yönün doğruluğunu yeniden inceleme ve araştırma konusu yapmasına hukuken olanak bulunmamaktadır. Başka bir anlatımla, ek davaya bakan mahkeme, kısmi dava sonucu verilen ve kesinleşen hükmün tespite ilişkin bölümüyle bağlıdır. Bu yön kamu düzenine ilişkin olup, resen göz önünde bulundurulur.
Ancak ek davanın da kendi içinde bağımsızlık ve yargılama yöntemi vardır. İlk davadaki olgular, değişkenlik göstermiş ise ek davada bunlar gözetilecektir. İlk kısmi tazminat davasının statik unsuru, ek dava için bağlayıcı değildir.
Kısmi tazminat davasının kesinleşmesi halinde sigortalı bakımından bu dosyada tespit edilen karşılanmayan maddi zarar tavan zararı oluşturur ve sigortalı açısından kısmi davada tespit edilen maddi zarar aşılamaz. Değişen ücret ve bağlanan gelirin katsayı değişiklikleri nedeniyle sigortalının maddi zararının ek davada yeniden hesaplatılması, kesinleşen dosyadaki hesap raporunda belirlenen tavan zararın aşılabileceği anlamına gelmez.
Burada amaç davanın niteliği gereği kısmı davadan sonra sigorta tahsislerindeki artışlar nedeniyle, ek dava açıldığında sigortalının ilk davada belirlenen tavan zararının karşılanıp karşılanmadığını belirlemektir. Diğer bir değişle ek davada kısmı davada belirlenen tavan zararın bir bölümünün sigorta tahsisleri ile karşılandığı anlaşılıyorsa ek davada daha az maddi tazminat kararı verilebileceği gibi şartları varsa istem tümden reddolunabilir. Ancak hiçbir koşul da kesinleşen kısmi davada sigorta tahsisleri düşülerek belirlenen karşılanmayan maddi zarar miktarı aşılamaz.
Bu nedenle açılan kısmi davada davacının hesaplan zararından SGK’ca bağlanan gelirin hüküm tarihine en yakın tarihteki peşin sermaye değerinin düşülerek karşılanmayan tavan zarar miktarının belirlenmesi gerekir.
Somut olayda mahkemece karara esas alınan 08.04.2008 tarihli hesap raporunda belirlenen ve hükme esas alınan 46.398,50 TL matti tazminat miktarından Kurumca bağlanan sürekli iş göremezlik gelirlerinin hüküm tarihine an yakın verilere göre belirlenen peşin sermaye değerinin düşülerek davacının karşılanmayan maddi zararının tavanı belirlenerek talep edilen miktara göre karar verilmesi gerekirken, sözkonusu gelirlerin peşin sermaye değeri getirtilip düşülmeden sonuca gidildiği ortadadır.
Yapılacak iş, 4447 sayılı Yasanın16.maddesiyle 506 sayılı Yasa’ya eklenen Ek 38. maddesi gereğince hüküm tarihine en yakın tarihte belli olan artışlara göre hesaplanan tüm peşin sermaye değeri Kurumdan sorulmak ve bildirilen miktar hüküm tarihine en yakın tarihte belli olan ücret artışları nazara alınarak hesaplanan tazminattan indirilmek, talep edilen miktar da gözetilerek . ilk karar da hüküm altına alınan maddi tazminat alacağı miktarını geçmemek üzere sonucuna göre bir karar vermekten ibarettir.
Mahkemece bu maddi ve hukuki olgulara aykırı biçimde yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davalının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davalıya iadesine, aşağıda yazılı temyiz harcının temyiz edenlerden davacıya yükletilmesine,
11.07.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.