YARGITAY KARARI
DAİRE : 21. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/5874
KARAR NO : 2011/5769
KARAR TARİHİ : 16.06.2011
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
Davacı, yaşlılık aylığı almaya hak kazandığının ve Kuruma borçlu olmadığının tesbitiyle, aksi yöndeki Kurum işleminin iptaline karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin reddine karar vermiştir.
Hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
K A R A R
Uyuşmazlık, davacıya 01.01.1995 yılında bağlanan yaşlılık aylığını iptal eden davalı Kurum işleminin iptali ile davacının yersiz ödenen aylıklar nedeniyle davalı Kuruma borçlu olmadığının tespiti istemine ilişkindir.
Mahkemece, davacının 1479 sayılı Yasa’ya tabi zorunlu sigortalı tesciline dayanak yapılan vergi kaydı usulsüz olduğundan 20.04.1982- 28.10.1992 tarihleri arasında zorunlu … sigortalısı sayılmayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
01.04.1972 tarihinde yürürlüğe giren, 1479 sayılı Yasa’nın 24. maddesi ilk şekliyle, sigortalılığın oluşumu için, kendi ad ve hesabına bağımsız çalışma olgusunun gerçekleşmesi yanında, ayrıca, kanunla kurulu meslek kuruluşlarına kayıtlı olma koşulunu da aramıştır. Bu kuruluşlara kayıt tarihi ise, sigortalılığın başlangıcı yönünden, yasal karine kabul edilmiştir. 04.05.1979 tarihinde yürürlüğe giren 2229 sayılı Yasa, …’lu olabilme yönünden, söz konusu 24. maddenin öngördüğü meslek kuruluşlarına kayıtlı olma koşulunu kaldırmış, sadece yasanın temel ilkesi olan kendi ad ve hesabına çalışma koşulunun gerçekleşmesi durumunda, sigortalılığın oluşacağını yeterli görmüştür. Buna karşın, 20.04.1982 tarihinde yürürlüğe giren 2654 sayılı yasa bağımsız çalışanların sigortalı olabilmeleri yönünden vergi yükümlülüğünü öngörmüş, vergiden muaf olanların da kanunla kurulu meslek kuruluşlarına kayıtlı olmaları durumunda yine sigortalı sayılacaklarını kabul etmiştir. Nihayet, 22.03.1985 yürürlük tarihli 3165 sayılı Yasa, sigortalılığa karine yönünden vergi kaydının, bu kaydın bulunmaması veya vergiden muaf olunması halinde, esnaf ve sanatkar sicili veya kanunla kurulu meslek kuruluşu kayıtlarının esas alınacağını belirlemiştir.
Davacının şahsi sicil dosyasının incelenmesinden, 22.12.1992 tarihli giriş bildirgesine istinaden, 20.04.1982 tarihi itibariyle … sigortalısı olarak kayıt ve tescilinin yapıldığı anlaşılmaktadır.
Davacının 01.01.1982-05.12.1991 tarihleri arasında Kurum müfettişince geçersiz olduğu saptanan Süleyman Nazif Vergi Dairesinde vergi kaydı, 22.12.1992 tarihinde başlayan esnaf ve sanatkar sicil kaydı ve 28.10.1992 tarihinde başlayan meslek odası kaydı bulunmaktadır. Davacı 2 yıllık askerlik süresini de borçlanarak ve tüm prim borçlarını da ödeyerek tahsis talebinde bulunmuş ve SGK’nca kendisine 01.01.1995 tarihi itibariyle yaşlılık aylığı bağlanmış, ancak davacının 1479 sayılı Yasa’ya tabi zorunlu sigortalı tesciline dayanak yapılan vergi kaydının müfettiş raporu ile usulsüz olduğu saptandığından 20.04.1982- 28.10.1992 tarihleri arasında zorunlu … sigortalısı sayılmayacağı gerekçesiyle yaşlılık aylığı tahsisine ilişkin işlem 01.03.2007 tarihi itibariyle iptal edilerek yersiz ödendiği ileri sürülen aylıklar davacıdan geri istenmiştir. Davacı, vergi kaydı geçersiz sayıldığı taktirde uyuşmazlık konusu dönem olan 20.04.1982- 28.10.1992 tarihleri arasında vergi kaydı, esnaf ve sanatkar sicili kaydı veya kanunla kurulu meslek kuruluşu kaydı bulunmadığından zorunlu … sigortalısı değildir. Ancak davacının 20.04.1982- 01.05.1995 dönemine ait prim borç ve cezalarını Kurum’a 22.12.1992 ila 27.04.1995 tarihleri arasında ödediği ve Kurumun 01.03.2007 tarihine kadar uzun yıllar bu primleri kullandığı tartışmasızdır.
Davalı Kurum’un geçmişe yönelik (uyuşmazlık konusu dönemi de kapsar şekilde) prim tahsil etmesi ve uzun süre bu primleri kullanması ve daha sonra davacının sigortalılığını ve yaşlılık aylığını iptal etmesi Medeni Kanun’un 2. maddesinde ifadesini bulan objektif iyi niyet kurallarıyla bağdaşmayacaktır. Sosyal güvenlik kurumlarının anayasal görevlerini yerine getirirken, sigortalılara karşı olabildiğince yasal haklarını hatırlatması ve bu durumlarını izlemesi zorunlu görev olarak ortaya çıkar. …’un bu anayasal sosyal güvenlik ödevinin gereği olarak, sigortalısını uyarmaması sonucu, primleri tahsil edilen sürelerin 1479 sayılı yasaya tabi zorunlu sigortalı olarak kabul edilmesi gerekmektedir. Nitekim, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 01.10.1997 gün ve E: 1997/10-578, K: 1997/758; 24.09.2003 gün ve 2003/10-489, 2003/490 sayılı kararı da bu doğrultudadır.
Ne var ki; hiç kimse kendi hilesinden istifade edemeyeceğinden MK.2. maddesinin uygulanabilmesi için vergi kaydının usulsüz olarak oluşturulmasında bir katkısının bulunmaması ve bu usulsüz kaydı sigortalılık tescili için bilerek kullanmaması gereklidir.
Yapılacak iş, davacının Süleyman Nazif Vergi Dairesindeki vergi kaydının geçersizliğine dayanak yapılan davalı Kurum müfettişince düzenlenen rapor ve eklerinin aslı veya onaylı örneklerini ve eğer bu rapor nedeniyle Cumhuriyet Savcılığı’nca yapılmış bir ceza soruşturması veya açılmış bir ceza davası var ise, buna dair soruşturma evrakı veya dava dosyasının aslı veya onaylı örneklerini getirtilerek; anılan vergi kaydının sahte olup olmadığını, sahte ise davacının bu sahte vergi kaydını sigortalı olmak için, bilerek ve isteyerek, kötüniyetli bir şekilde kullanıp kullanmadığını araştırmak; davacının sahte vergi kaydını sigortalı olmak için, bilerek ve isteyerek, kötüniyetli bir şekilde kullanmadığı anlaşıldığı taktirde 20.04.1982- 01.05.1995 dönemine ait prim borç ve cezalarını Kurum’a 22.12.1992 ila 27.04.1995 tarihleri arasında ödediği ve Kurumun 01.03.2007 tarihine kadar uzun yıllar bu primleri kullandığı tartışmasız olduğundan davanın kabulüne karar vermek; davacının sahte vergi kaydını, sigortalı olmak için, bilerek ve isteyerek, kötüniyetli bir şekilde kullandığı anlaşıldığı taktirde ise şimdiki gibi davanın reddine karar vermekten ibarettir.
Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular göz önünde tutulmaksızın eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davacının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve karar bozulmalıdır.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 16.06.2011 gününde oy birliği ile karar verildi.