YARGITAY KARARI
DAİRE : 21. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/7031
KARAR NO : 2010/6504
KARAR TARİHİ : 07.06.2010
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
Davacı, davalılardan işverenlere ait işyerinde Ocak 2003 – 4.7.2006 tarihleri arasında geçen ve Kurum’a bildirilmeyen çalışmalarının tespitine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, dava dilekçesinin yetki yönünden reddine karar vermiştir.
Hükmün davalılardan Kurum vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
K A R A R
Dava, davacının davalılara ait iş yerinde ocak 2003-4.07.2006 tarihleri arasında geçen ve Kurum’a bildirilmeyen çalışmalarının tespiti istemine ilişkindir.
Mahkemece; yetkisizlik nedeni ile dava dillekçesinin yetki yönünden reddi ile dosyanın karar kesinleştiğinde ve talep halinde yetkili ve görevli Çatalca İş Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.
Dosyadaki kayıt ve belgelerden; davalılar, …, …, …ve …’na adına … Köyü, … Mevkii, Çatalca- İstanbul adresi yazılarak dava dilekçesi ve duruşma gününü bildirir davetiyenin bekçi … yazılarak 08.01.2009 tarihinde tebliğ edildiği, … tarafından 13.01.2009 tarihinde sözkonusu kişilerin kışın tebligatta yazılı adreste oturmadıkları, yazın kısa süreli tatil amacı ile bu adrese geldikleri, sözkonusu kişilerle şahsi irtibatı bulunmadığı için tebligatı ulaştırması mümkün olmadığı gerekçesi ile iade edildiği, ayrıca dava dilekçesinde ve karar başlığında davalı olarak …isminin yazılı olduğu, bu kişinin açık kimliğinin belirtilmediği anlaşılmaktadır.
Çekişmeli yargıda kural olarak duruşma yapılması zorunludur. 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 73. maddesi uyarınca kanunun gösterdiği istisnalar dışında hakim tarafları dinlemeden veya iddia ve savunmalarını bildirmeleri için kanuna uygun biçimde davet etmeden hükmünü veremez.
Tarafların usulüne uygun duruşmaya çağırılmadan, eş anlatımca; taraf teşkili sağlanmadan hüküm verilememesi, Anayasanın 36. maddesi ile düzenlenen iddia ve savunma hakkının kullanmasına olanak tanınması ilkesinin doğal bir sonucudur. Gerçekten savunma hakkını güvence altına alan T.C. Anayasasının 36. maddesi ile HUMK.nun 73. maddesinde de açıkça belirtildiği üzere, mahkemece davalı yan; dinlenmek ve savunması alınmak üzere kanuni şekillere uygun olarak davet edilmedikçe hüküm verilmesi mümkün bulunmamaktadır, aksi halde savunma hakkının kısıtlanmış sayılacağı, gerek öğreti, gerekse yargısal kararlarda tartışmasız olarak kabul edilmektedir (Prof. Dr.Baki Kuru Hukuk Muhakemeleri Usulü Altıncı Baskı Cilt II sh.1876 vd).
Taraf teşkili dava şartı olup, davanın her aşamasında mahkemece re’sen dikkat edilmesi gereken bir olgudur ve mahkemenin, dava dilekçesi ve duruşma gününü taraflara kendiliğinden tebliğ edip taraf teşkilini sağlaması, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun amir hükmü gereğidir. Yargıtay’ın bozma kararlarına karşı karar düzeltme yolu kapalı ise dava dosyası kendisine gönderilen mahkeme, 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429/2 maddesi uyarınca kendiliğinden tarafları duruşmaya davet edip, dinledikten sonra karar verecektir.
Yargılamanın sağlıklı bir biçimde sürdürülebilmesi, iddia ve savunma ile ilgili delillerin eksiksiz toplanıp tartışılabilmesi, itirazların yapılabilmesi, davanın süratle sonuçlandırılabilmesi, öncelikle tarafların duruşma gününden haberdar edilmesi ile mümkün olur. Kişinin hangi yargı merciinde duruşması bulunduğunu, hakkındaki iddia ve isnatların nelerden ibaret olduğunu bilmesi, 7201 sayılı Tebligat Kanunu ve Tebligat Tüzüğünde açıklanan usule uygun tebligat yapılması ile sağlanabilir.
Tebliğ ile ilgili kanun ve tüzük hükümleri tamamen şeklidir, tebligat; bilgilendirme yanında belgelendirme özelliği de bulunan bir usul işlemidir. Gerek tebliğ işlemi ve gerekse tebliğ tarihi ancak yasa ve tüzükte emredilen şekillerle tevsik ve dolayısıyla ispat olunabilir. Bu sebeple tebligatın usul yasaları ile ilişkisinde daima göz önünde tutulmalıdır.
Tebligat Kanununun 11.maddesine tebligatın tebligat yapılacak şahsın bilinen en son adresine yapılacağı bildirilmiş olup, aynı kanunun 16 maddesinde de kendisine tebligat yapılacak şahıs adresinde bulnamazsa tebliğ kendisi ile aynı konutta oturan kişi ya da hizmetçisine yapılacağı belirtilmiştir.
Somut olayda; bekçi …’ün davalılarla aynı konutta oturduğu yada hizmetçisi olduğu ile ilgili tebliğ belgesinde bir kayıt bulunmadığı gibi … tarafından sözkonusu davalıların sürekli oturmadıkları gerekçesi ile tebliğ belgeleri iade edilmiştir. Bu nedenle davalılar …, …, …ve …’na dava dilekçesi duruşma günü yöntemince tebliğ edilmeden, ayrıca davalı …’un açık kimlik bilgileri davacıya açıklattırılmadan yetkisizlik kararı verilmesi usul ve yasaya aykırıdır .
Yapılacak iş; davalı olarak gösterilen …isimli kişinin açık kimlik bilgilerini davalıya açıklatmak ve davalılar …, …, …ve …’na dava dilekçesi, duruşma gününü tebligat kanunu hükümlerine göre usulüne uygun tebliğ edilerek taraf teşkili sağlandıktan sonra karar vermektir.
Mahkemenin kabulüne göre de dava dilekçesinin yetki yönünden reddine karar verildiği halde vekille temsil edilen SGK’na red vekalet ücreti verilmemesi de hatalı olmuştur.
O halde, davalı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, bozma nedenine göre davalının öteki itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına,07.06.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.