YARGITAY KARARI
DAİRE : 21. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/930
KARAR NO : 2011/2225
KARAR TARİHİ : 15.03.2011
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
Davacı, 3201 sayılı yasaya göre borçlanılan çalışma süresinin 27.4.1975 tarihinde başladığının tespitine, 1.6.2009 tarihinden itibaren yaşlılık aylığına hak kazandığının tespitine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kabulüne karar vermiştir.
Hükmün davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
K A R A R
1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillere, hükmün dayandığı gerektirici nedenlere, göre davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki diğer temyiz itirazlarının reddine,
2-Dava, davacının sigorta başlangıcının Almanya’da çalışmaya başladığı 27.04.1975 tarihinin Türkiye’de sigorta başlangıcı olarak kabulü gerektiğinin ve 21.05.2009 tahsis talep tarihini takip eden aybaşı olan 01.06.2009 tarihinden itibaren yaşlılık aylığına hak kazandığının tespiti ile birikmiş aylıkların ödenmesi gereken tarihten itibaren işleyecek yasal faiziyle tahsili istemine ilişkindir.
Mahkemece davacının sigorta başlangıç tarihinin 27.04.1975 tarihi olduğunun, tahsis talep tarihini takip eden aybaşı olan 01.06.2009 tarihinden itibaren yaşlılık aylığına hak kazandığının ve ödenmesi gereken aylıkların ödeme tarihleri esas alınarak yasal faiz işletilmek suretiyle ödenmesi gerektiğinin tespitine karar verilmiş ve bu karar süresinde davalı Kurum avukatı tarafından temyiz edilmiştir.
Davacının tescil tarihini 27.04.1975 tarihine çekerek 506 sayılı Yasanın geçici 81/C,ba maddesinde düzenlenen yasal koşullar oluştuğundan 01.06.2009 tarihinden itibaren yaşlılık aylığı bağlanması gerektiğine ilişkin mahkeme kararı isabetlidir. Ancak, davacıya bağlanacak birikmiş aylıkların ödenmesi gereken tarihten itibaren işleyecek yasal faiziyle tahsiline ilişkin karar hatalı olmuştur.
Her şeyden önce bir para alacağına faiz yürütülebilmesi için miktarı açıklanmış, harcı yatırılmış bir alacak talebi, diğer bir deyişle usulüne uygun olarak açılmış bir alacak davası mevcut olmalıdır. Somut olayda böyle bir dava söz konusu değildir. Öte yandan bir para borcunun miktarı kesin olarak belli değilse ya da ancak inceleme sonucu belirlenebilecek durumdaysa böyle bir para alacağına faiz yürütülemez. Kaldı ki her bir aylık farklı tarihte ödeneceğinden faiz başlangıç tarihinin tespitinde bu tarihlerin infazda tereddüde yol açmayacak şekilde ayrı ayrı belirtilmesi gerekir. Hal böyle olunca da mahkeme kararının bu yönüyle HUMK’nun 389. maddesine aykırı olduğu açık ve seçiktir.
Mahkemece bu maddi ve hukuki olgulara aykırı biçimde yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir
Ne var ki, bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden H.U.M.K.’nun 438/7. maddesi uyarınca hüküm bozulmamalı düzeltilerek onanmalıdır.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle hüküm fıkrasında yazılı bulunan “Ödenmesi gereken tahsis aylığının ödenme tarihleri esas alınarak yasal faiz işletilmek suretiyle ödenmesi gerektiğinin tespitine,” sözcüklerinin silinmesine ve hükmün bu düzeltilmiş şekli ile ONANMASINA, 15.03.2011 gününde oybirliği ile karar verildi.