YARGITAY KARARI
DAİRE : 21. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/1057
KARAR NO : 2011/5519
KARAR TARİHİ : 13.06.2011
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
Davacı, davalılardan işverene ait işyerinde 1.2.1988-14.7.1992 tarihleri arasında geçen çalışmalarının tesbitine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme, bozmaya uyarak ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.
Hükmün davacı ile davalılardan Kurum vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
K A R A R
1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillere, hükmün dayandığı gerektirici nedenlere ve bozma kararına uygun karar verilmesine göre davacının ve davalı Kurumun aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki diğer temyiz itirazlarının reddine,
2-Dava, davacının 01.02.1988 – 14.7.1992 tarihleri arasında geçen ve Kuruma bildirilmeyen sigortalı çalışmalarının tespiti istemine ilişkindir.
Mahkemece, 02.11.2006 tarih ve 2005/466 Esas – 2006/503 sayılı Karar ile davanın kısmen kabulü ile davacının 01.02.1988 tarihinde davalı işyerinde bir gün süreyle sigortalı sayılması gerektiğinin tespitine karar vermiş ise de “davanın kabulü” biçimindeki kısa karar ile gerekçeli karar arasında çelişki bulunduğu gerekçesiyle anılan kararın Daire’mizin 10.03.2008 tarih ve 2007/6613 Esas-2008/3749 Karar sayılı kararı ile bozulması üzerine uyma kararı verilerek yapılan yargılama sonucunda davanın kısmen kabulü ile davacının 01.02.1988 tarihinde davalı işyerinde bir gün sigortalı sayılması gerektiğinin tespitine ve fazla talebin reddine karar verilmiştir.
Davanın yasal dayanağını oluşturan 506 sayılı Yasa’nın 79/10. ve 5510 sayılı Yasa’nın 86/9. maddeleri bu tip hizmet tespiti davaları için özel bir ispat yöntemi öngörmemiş ise de davanın niteliği kamu düzenini ilgilendirdiği ve bu nedenle özel bir duyarlılık ve özenle yürütülmesi gerektiği Yargıtay’ın ve giderek Dairemizin yerleşmiş içtihadı gereğidir.
Yasal dayanağı 506 sayılı Yasa’nın 79/10. ve 5510 sayılı Yasa’nın 86/9. maddeleri olan bu tür davalarda öncelikle davacının çalışmasına ilişkin belgelerin işveren tarafından verilip verilmediği ya da çalıştıklarının Kurumca tespit edilip edilmediği yöntemince araştırılmalıdır. Bu yasal koşul oluşmuşsa işyerinin o dönemde gerçekten var olup olmadığı, Kanun’un kapsamında veya kapsama alınacak nitelikte bulunup bulunmadığı eksiksiz bir şekilde belirlenmeli daha sonra çalışma iddiasının gerçeğe uygunluğu özel bir duyarlılıkla araştırılmalıdır. Çalışma olgusu her türlü delille ispatlanabilirse de çalışmasının konusu, sürekli kesintili mevsimlik mi olduğu, başlangıç ve bitiş tarihleri ve alınan ücret konularında tanıkların sözleri değerlendirilirken bunların inandırıcılığı üzerinde durulmalı, verdikleri bilgilere nasıl vakıf oldukları, işveren ve işçiyle, işyeriyle ilişkileri, bazen uzun yılları kapsayan bilgilerin insan hafızasında yıllarca eksiksiz nasıl taşınabileceği düşünülmeli ve tanıklar buna göre dinlenmeli, işyerinin kapsam kapasite ve niteliği ile bu beyanlar kontrol edilmeli, mümkün oldukça işyerinin müdür, amir, şef, ustabaşı ve posta başı gibi görevlileri ve o işyerinde çalışan öteki kişiler ile o işyerine komşu ve yakın işyerlerinde bu yeri bilen ve tanıyanlar dahi dinlenerek tanık beyanlarının sağlığı denetlenmeli ve çalışma olgusu böylece hiç bir kuşku ve duraksamaya yer bırakmayacak sağlıklı bir biçimde belirlendikten sonra ücret konusu üzerinde durulmalı, tespiti istenilen sürenin evvelinde ve sonrasında beyyine başlangıç sayılabilecek ödeme belgeleri ve sair bu nitelikte bir belge yoksa Hukuk Muhakemeleri Usulü Kanunun m.288 de yazılı sınırları taşan ücret alma iddialarında yazılı delil aranmalı, bu sınırlar altında kalan ücret alma iddialarında ücret miktarları tanıklardan sorulmalı, 506 sayılı Yasa’nın 3/B-D maddeleri ile 5510 sayılı Yasa’nın 6/a-c maddelerinde de olduğu gibi ücretin sigortalı sayılmanın koşulu olan durumlarda ücret alma olgusunun var olup olmadığı özellikle saptanmalıdır. Bu davalarda işverenin kabulünün tek başına hukuki bir sonuç doğurmayacağı göz önünde tutulmalıdır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 16.9.1999 gün 1999/21-510-527, 30.6.1999 gün 1999/21-549-555- 3.11.2004 gün 2004/21- 480-579 sayılı kararları da bu doğrultudadır.
Yukarıda açıklanan hususlar, yeterli ve gerekli bir araştırmayla ve deliller hep birlikte değerlendirilerek aydınlığa kavuşturulduktan sonra o çalışmanın sigortalı çalışma niteliğinde olup olmadığı, ya da ne zaman bu niteliğe kavuştuğu yönü üzerinde durulmalı ve çalışmayı kapsama alan yasanın yürürlük tarihinden sonraki dönem için hizmetin tespitine karar verilmelidir.
Dosyadaki kayıt ve belgelerden, davalı şirkete ait triko atölyesinde makine ustası olarak çalışan davacının 14.7.1992 tarihinde Kurum kayıtlarına giren işe giriş bildirgesi ile 1.02.1988 tarihinde işe başladığının bildirildiği halde sigortalı çalışmalarının 01.2.1994 tarihinden itibaren 210 gün olarak Kuruma bildirildiği, davacının 15.8.1992-30.11.1993 tarihleri arasında 60409 sayılı Efsun Bebe isimli işyerinde 465 günlük çalışmasının bulunduğu, SSK Ankara İhtiyarlık Sigorta Müdürlüğü’nün 14.7.1992 gün ve 151563 sayılı yazısına göre, Kurum görevlilerince yapılan denetim sonucunda davalı şirketin “16102204” sicil numaralı işyerinde iki sigortalı çalıştırdığı halde işe giriş bildirgelerini düzenlemediği anlaşıldığından davalı şirketin idari para cezası ile cezalandırıldığı ve para cezasının 14.7.1992 tarihinde ödendiği, davalı işyerinin 1.5.1987 tarihinde 506 sayılı Yasa kapsamına alındığı, işe giriş bildirgesinin müfettiş incelemesi sonrasında düzenlendiği belirtilmesine rağmen müfettiş raporunun getirtilmediği, yapılan araştırmalar sonucunda komşu işyeri tanığı bulunamadığı anlaşılmakta ise de işe giriş bildirgesinde yazılı işyeri adresi “…” olduğu halde komşu işyeri tanıklarının kolluk aracılığıyla şirketin “ Strazburg Cad.No:6/8 Sıhhiye” adresinde arandığı, komşu işyeri tanığı …’ın bozmadan önce tanık olarak dinlendiği ancak çalıştığını öne sürdüğü işyerinin gerçekten komşu işyeri olup olmadığının Kuruma sorulmadığı veya kolluk eliyle de araştırılmadığı gibi bozmadan sonra davetiye tebliğ edilemediği gerekçesiyle dinlenmesinden vazgeçildiği, ücret ödeme belgeleri ve işyeri özlük dosyası getirtilmediğinden davacının çalıştığı dönemlerde vizite kağıdı düzenlendiğine yönelik iddiasının araştırılamadığı ve böylece davacının çalışma olgusunun yeterli ve gerekli bir araştırmayla hiç bir kuşku ve duraksamaya yer bırakmayacak sağlıklı bir biçimde belirlenmediği anlaşılmaktadır.
Yapılacak iş, davacının sigorta sicil dosyasını, ücret ödeme belgelerini, işyeri özlük dosyasını, SSK Ankara İhtiyarlık Sigorta Müdürlüğü’nün 14.7.1992 gün ve 151563 sayılı yazısında bahsedilen müfettiş raporu ile idari para cezası kararını getirtmek, komşu işyeri tanıklarını işe giriş bildirgesinde yazılı “…” adresinden araştırmak, Kurumdan sorulmak suretiyle veya zabıta araştırması ile tespit edilecek komşu işyerlerinde benzer işi yapan işlerle uğraşan işverenler veya bu işverenlerin resmi kayıtlarına geçmiş çalışanların beyanlarına başvurmak, bozmadan önce komşu işyeri tanığı olarak dinlenen …’ın adresini araştırarak yeniden ve kapsamlı olarak dinlemek ve komşu işyeri tanığı niteliğine sahip olup olmadığını araştırmak, davalı işyerinin dönem bordrosu düzenlemediği anlaşılmakla davacının çalıştığı işyerine yakın davalı şirkete ait başka işyerleri olup olmadığını araştırarak bu işyerlerinde çalışan kişileri dinlemek, davanın nitelikçe kamu düzenini ilgilendirdiği nazara alınıp araştırma genişletilerek tüm deliller birlikte değerlendirilip, sonucuna göre karar vermekten ibarettir.
Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular nazara alınmaksızın yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde davacının ve davalı Kurumun bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 13.6.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.