Yargıtay Kararı 21. Hukuk Dairesi 2011/14051 E. 2013/3831 K. 05.03.2013 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 21. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/14051
KARAR NO : 2013/3831
KARAR TARİHİ : 05.03.2013

MAHKEMESİ :İş Mahkemesi

Davacı, geçirmiş olduğu kazanın iş kazası olduğunun tespitine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, sübut bulmayan davanın reddine karar vermiştir.
Hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.

K A R A R
Dava; davacının, … Yenişehir Telekom Müdürlüğü emrinde çalışmakta iken, 25.06.1993 tarihinde telefon direklerini indirmek üzere, park halindeki kamyonun kasasında bulunduğu esnada, kamyonun rampa aşağı kendi kendine hareket ederek ve bir eve çarparak durması nedeniyle kamyonun kasasında başını, vücudunu ve özellikle bacaklarını kamyon kasası ile kasa içinde bulunan kablo makaralarına çarpması sonucu yaralanması olayının iş kazası olduğunun tespiti ve maluliyet oranının % 10’un üzerinde ise sürekli işgöremezlik ödeneği bağlanması gerektiğinin tespiti istemine ilişkindir.
Mahkemece, davacının sübut bulmayan davasının reddine karar verilmiştir.
Mahkeme kararlarında nelerin yazılacağı yürürlükten kalkan Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 388. ve Hukuk Mahkemeleri Kanunu’nun 297. maddesinde belirtilmiştir. Buna göre, Hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir.
Bu biçim yargıda açıklık ve netlik prensibinin gereğidir. Aksi hal, yeni tereddüt ve ihtilaflar yaratır. Hatta giderek denebilir ki, dava içinden davalar doğar ve hükmün hedefine ulaşması engellenir. Kamu düzeni ve barışı oluşturulamaz.
Somut olayda, işverenin davalı olarak gösterilmediği ve davacının olaydan hemen sonra tedavi gördüğü Hastaneden tedavi evraklarının istenilmediği görülmüştür. Davacının 25.06.1993 tarihinde geçirmiş olduğu kazanın 506 sayılı Yasa uyarınca iş kazası olduğu, maluliyet oranı ve maluliyet oranının % 10’un üzerinde ise sürekli işgöremezlik ödeneği bağlanması gerektiğinin tespiti şeklinde üç tane somut talebi vardır. Buna rağmen Mahkemece her bir talep ile ilgili ayrı ayrı hüküm kurmak yerine “davacının sübut bulmayan davasının reddine” şeklinde hüküm kurulmuştur.
5510 sayılı Yasa’nın 13. maddesinde İş kazasının 4 ncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi ile 5 nci madde kapsamında bulunan sigortalılar bakımından bunları çalıştıran işveren tarafından, o yer yetkili kolluk kuvvetlerine derhal ve Kuruma en geç kazadan sonraki üç işgünü içinde iş kazası ve meslek hastalığı bildirgesi ile doğrudan ya da taahhütlü posta ile bildirilmesinin zorunlu olduğu, iş kazasının işverenin kontrolü dışındaki yerlerde meydana gelmesi halinde iş kazasının öğrenildiği tarihten başlayacağı, Kuruma bildirilen olayın iş kazası sayılıp sayılmayacağı hakkında bir karara varılabilmesi için gerektiğinde, Kurumun denetim ve kontrol ile yetkilendirilen memurları tarafından veya Bakanlık İş Müfettişleri vasıtasıyla soruşturma yapılabileceği, 5510 sayılı Yasa’nın 20 nci maddesinde ise iş kazasına bağlı nedenlerden dolayı ölen sigortalının hak sahiplerine gelir bağlanacağı bildirilmiştir.
Olayın iş kazası sayılması gerektiğinin tespitine ilişkin davanın asıl amacı, 506 ve 5510 sayılı Yasa gereğince hak sahiplerine iş kazası sigorta kolundan gelir bağlanmasının teminine yöneliktir. Diğer yandan bir sosyal sigorta olayının iş kazası sayılıp sayılmaması işverenin dahi hak alanını ilgilendirir. Zira işveren kusurlu ve de olayda iş kazası ise, Kurum bağladığı gelirin peşin değerini işverenden isteyebilecektir.
Dava konusu olan hukuki ilişki birden fazla kişi arasında ortak olup da, bu hukuki ilişki hakkında mahkemece bütün ilgililer için aynı şekilde ve tek bir karar verilmesi gereken hallerde, dava arkadaşlığı maddi bakımdan zorunludur. Burada dava arkadaşları arasındaki hukuki ilişki son derece sıkı olup Mahkeme, mecburi dava arkadaşlarının hepsi hakkında aynı ve bir tek karar verir.
İş kazasının tespiti istemine ilişkin dava sonucunda mahkemece verilecek hüküm gerek işverenin, gerekse Sosyal Güvenlik Kurumu’nun hak alanını etkileyeceğinden işveren ile Sosyal Güvenlik Kurumu arasında mecburi dava arkadaşlığı bulunmaktadır. Davalılar arasında (pasif) mecburi dava arkadaşlığı bulunması halinde, davacı bütün davalılara karşı birlikte dava açmak zorundadır. Dava bütün mecburi dava arkadaşlarına karşı değil de bunlardan birine veya bir kaçına karşı açılmış ise bu halde, dava sıfat yokluğundan reddedilemez. Mahkemenin, davayı diğer mecburi dava arkadaşlarına da teşmil etmesi için davacıya bir süre vermesi, davacı bu süre içinde davayı diğer mecburi dava arkadaşlarına da teşmil ederse davaya devam etmesi gerekir.
Ayrıca; davacının kazadan hemen sonra Tepecik Sigorta Hastanesine götürüldüğü, ancak Mahkemece adı geçen Hastaneden davacının tedavi evraklarının sorulmaması da hatalı olmuştur.
Yapılacak iş; davacıya davayı işverene yöntemince yöneltmesi için önel vermek, davacının kazadan hemen sonra götürüldüğü ve ilk tedavinin yapıldığı Tepecik Sigorta Hastanesinden tedavi evraklarını istemek, tarafların göstereceği delilleri toplamak, çıkacak sonuca göre, davacının her bir talebi ile ilgili olarak ayrı ayrı bir karar vermekten ibarettir.
Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin eksik araştırma sonucu … şekilde karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davacının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA,temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine
05.03.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.