YARGITAY KARARI
DAİRE : 21. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/1617
KARAR NO : 2012/19086
KARAR TARİHİ : 08.11.2012
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
Davacı, davalılardan işverene ait işyerinde 02/10/2006 – 20/11/2007 tarihleri arasında geçen çalışmalarının tespitine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin reddine karar vermiştir.
Hükmün, davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
K A R A R
1-Dosyadaki yazılara toplanan delillere hükmün dayandığı kanuni gerektirici nedenlere göre davacının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazlarının reddine,
Dava, davacının davalı işyerinde 2.10.2006-20.11.2007 tarihleri arasında kesintisiz çalıştığının tespiti istemine ilişkindir.
Mahkemece, gerçek ve fiili çalışma olgusu ispatlanamadığından davanın reddine karar verilmiştir.
Dosyadaki kayıt ve belgelerden; davacının davalı işyerinden bildirilen çalışmalarının olmadığı ve davacı hakkında verilmiş işe giriş bildirgesinin bulunmadığı, dinlenen bordro tanıklarından …, … ve …’in davacının çalışmasını doğruladıkları, diğer tanıkların ise çalışmaya dair bilgileri olmadıkları gibi, davalı işyerinin konfeksiyon işi yapan bir işyeri olduğu ve dinlenen tanıkların davacının çalıştığı Ram bölümü dışında çalışanlar olduğu ve çalışanların sayısı ve tanık beyanlarından da anlaşılacağı üzere farklı bölümde çalışanların birbirini tanıma olanaklarının bulunmadığı anlaşılmaktadır.
Davanın yasal dayanağını oluşturan 506 sayılı yasanın 79. maddesi bu tip hizmet tesbiti davaları için özel bir ispat yöntemi öngörmemiş ise de davanın niteliği kamu düzenini ilgilendirdiği ve bu nedenle özel bir duyarlılık ve özenle yürütülmesi gerektiği Yargıtay’ın ve giderek Dairemizin yerleşmiş içtihadı gereğidir. Bu tür davalarda öncelikle davacının çalışmasına ilişkin belgelerin işveren tarafından verilip verilmediği yöntemince araştırılmalıdır. Bu koşul oluşmuşsa işyerinin gerçekten var olup olmadığı kanun kapsamında veya kapsama alınacak nitelikte bulunup bulunmadığı eksiksiz bir şekilde belirlenmeli daha sonra çalışma olgusunun varlığı özel bir duyarlılıkla araştırılmalıdır.
Çalışma olusu her türlü delille ispat kazanabilirse de çalışmanın konusu niteliği başlangıç ve bitiş tarihleri hususlarında tanık sözleri değerlendirilmeli, dinlenen tanıkların davacı ile aynı dönemlerde işyerinde çalışmış ve işverenin resmi kayıtlara geçmiş bordro tanıkları yada komşu işverenlerin aynı nitelikte işi yapan ve bordrolarına resmi kayıtlarına geçmiş çalışanlardan seçilmesine özen gösterilmelidir. Bu tanıkların ifadeleri ile çalışma olgusu hiçbir kuşku ve duraksamaya yer vermeyecek şekilde belirlenmelidir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 16.9.1999 gün 1999/21-510-527, 30.6.1999 gün 1999/21-549-555- 3.11.2004 gün 2004/21- 480-579 sayılı kararları da bu doğrultudadır.
Somut olayda yukarıda açıklanan şekilde fiili çalışmanın varlığının yöntemince araştırılmadan sonuca gidildiği ortadadır. Mahkemece dinlenen bordro tanıklarının davacı ile aynı bölümde çalışan kişiler olmadığı ve bir kısım bordro tanıkları çalışmayı doğruladıkları halde, tanıkların beyanları arasındaki çelişki giderilmeden yazılı şekilde hüküm kurulduğu anlaşılmaktadır.
Mahkemece yapılacak iş; davalı işyerinden uyuşmazlık konusu dönemde davacı ile “aynı bölümde” çalışan ve Sosyal Güvenlik Kurumuna verilen dönem bordrolarında kayıtlı tanıklar belirlenerek, bordro tanıklarını dinlemek ve bu tanıkların bilgilerine başvurulmak ve olabildiğince delilleri toplayıp, bunları birlikte değerlendirerek sonucuna göre karar vermektir. Bu yön, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 16.9.1999 gün 1999/21-510-527, 30.6.1999 gün 1999/21-549-555, 5.2.2003 gün 2003/21-35-64, 15.10.2003 gün 2003/21-634-572, 3.11.2004 gün 2004/21-480-579 ve 2004/21-479-578, 10.11.2004 gün 2004/21-538 ve 1.12.2004 gün 2004/21-629 sayılı kararlarında da vurgulanmıştır. tanıkların beyanları arasındaki çelişkiyi gidererek gerçek ve fiili çalışma olgusunu hiç bir kuşku ve duraksamaya yol açmayacak şekile belirlemekten ibarettir.
Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular nazara alınmaksızın yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde davacının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 08/11/2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.