YARGITAY KARARI
DAİRE : 21. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/16330
KARAR NO : 2012/20476
KARAR TARİHİ : 19.11.2012
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
Davacı, iş kazası sonucu maluliyetinden doğan maddi ve manevi tazminatın ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.
Hükmün, davacı vekilince duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan ve temyiz konusu hükme ilişkin dava, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 435/2. maddesinde sayılı ve sınırlı olarak gösterilen hallerden hiçbirine uymadığından Yargıtay incelemesinin duruşmalı olarak yapılmasına ilişkin isteğin reddine karar verildikten sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
K A R A R
1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillere, hükmün dayandığı kanuni gerektirici nedenlere göre, davacının aşağıdaki bendtlerin kapsamı dışındaki diğer temyiz itirazlarının reddine,
2-Dava 29.07.2008 tarihinde meydana gelen iş kazası sonucu % 2,2 oranında sürekli iş göremezliğe uğrayan sigortalının maddi ve manevi zararlarının giderilmesi istemlerine ilişkindir.
Mahkemece, maddi tazminat davasının kabulüne ve manevi tazminat davası için ise usulüne uygun şekilde açılmış bir dava bulunmadığından karar verilmesine yer olmadığına, karar verilmiştir.
Dosya kapsamındaki kayıt ve belgelerden davacının davaya konu zararlandırıcı olay nedeniyle uğradığı maddi zararının tazmini için öncesinde kısmi dava açıldığı,sonrasında bakiye maddi zarar için dava değerini 05.07.2011 tarihli ıslah dilekçesi ile artırıldığı,davacı tarafından ıslah harcı yanında başvuru harcıda yatırılarak ıslahen artırdığı maddi tazminat talebi yanında manevi tazminat isteminde de bulunduğu ve talep olunan tazminatlar yönünden olay tarihinden itibaren faiz istendiği anlaşılmıştır.
Mahkemece, hüküm altına alınan maddi tazminata uygulanacak faizle ilgili hataya düşüldüğü görülmektedir. Dava dilekçesinde fazlaya dair hakları saklı kalmak üzere 500,00 TL maddi tazminatın olay tarihinden yasal faizle tahsilini istenmiştir. Maddi tazminat talebinin ıslah suretiyle artırılmasına ve başvuru harcı da yatırılarak manevi tazminat istemlerine ilişkin 05.07.2011 tarihli dilekçede de davacı talep olunan tazminatlara olay tarihinden itibaren faiz istemiştir. İş kazası sonucu sürekli işgöremezlik nedeniyle açılan davalarda faizin zararın meydana geldiği olay tarihinden itibaren yürütüleceği, haksız eylemle birlikte zarar veren bakımından temerrüte düşüldüğünün kabulünün gerektiği Dairemizin ve giderek Yargıtay’ın yerleşmiş uygulamalarındandır. Hal böyle olunca da davanın niteliğine göre haksız eylemin meydana geldiği tarihten itibaren faize karar verilmek gerekirken, dava dilekçesi ile istenen maddi tazminat miktarına olay tarihinden faiz yürütülmesi, ıslahen artırılan bölüm için ıslah tarihinden faize karar verilmesi isabetsiz olmuştur.
3- Harç yargılama giderine dahil edilemez. Harçtan yargılama sonucunda haksız çıkan taraf sorumlu olup aşamalarda yatırılan harç miktarları belirlenerek tamamının davada haksız çıkan davalıdan alınarak davacıya ödenmesine karar verilmesi gerekirken mahkemece harcın yargılama giderine dahil edilerek haklılık oranında taraflar arasında paylaştırılması hatalı olmuştur.
4-Mahkemece, ıslah dilekçesi ile manevi tazminat talep edilemeyeceğinden, manevi tazminat isteminin reddine karar verilmiştir.
HMK’nın 179. ve devam maddelerinde düzenlenmiş olan ıslah müessesesi, mahkemeye yöneltilmesi gereken tek taraflı ve açık bir irade beyanı ile tarafların dilekçelerinde belirttikleri vakıaları, dava konusunu veya istem sonucunun değiştirebilmesi imkanını sağlamaktadır. Usule ilişkin işlemlerin tamamen ya da kısmen ıslahı mümkündür. Ancak, her iki durumda da usulüne uygun açılmış bir davanın bulunması şarttır. Başka bir anlatımla ıslah, açılmış bir davada taraflarca yapılmış usule ilişkin işlemlere yönelik olarak yapılmalıdır. Bu bağlamda, yargılaması devam eden bir dava içinde ıslah ile ikinci bir davanın açılması olanağı bulunmamaktadır. Davacı isterse dava dilekçesini tamamen ıslah ederek dava konusunu değiştirebilirse de, yeni dava konusu önceki dava konusunun yerine geçer ve yine tek bir dava söz konusu olur. Öte yandan harca tabi davalarda her dava açılırken davalıdan başvurma harcı ile nispi harca tabi davalarda nispi karar ve ilam harcının dörtte biri peşin olarak alınır.
Gerekli harçlar alındıktan sonra dava dilekçesi esas defterine kaydedilir ve dava, dava dilekçesinin esas defterine kayıt edildiği tarihte açılmış sayılır. Islah dilekçesinin nispi harç ve başvuru harcı yatırılarak mahkemeye verilmesi halinde bu dilekçenin ek dava dilekçesi olarak kabulü gerekir.
Somut olayda; manevi tazminat istemine dair 05.07.2011 tarihli ıslah dilekçesinin nisbi ve başvuru harçları yatırılmak suretiyle mahkemeye verildiği anlaşılmaktadır. Dilekçenin bu haliyle birleştirme talepli ek dava olarak kabulü ile sonuca gidilmesinin hem usul ekonomisinine hemde davaların en çabuk ve en az masrafla bitirilmesine yarayacağı açıktır. Hal böyle olunca da mahkemece ıslah dilekçesi ile manevi tazminat talep edilemeyeceğinden bahisle manevi tazminat talebi hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesi yerinde değildir.
Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 19.11.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.