YARGITAY KARARI
DAİRE : 21. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/2283
KARAR NO : 2012/11402
KARAR TARİHİ : 14.06.2012
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
Davacı, iş kazası sonucu malüliyetinden doğan maddi ve manevi tazminatın ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.
Hükmün davalılar vekillerince temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
K A R A R
1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillere, hükmün dayandığı gerektirici nedenlere, temyizin kapsamı ve temyiz nedenlerine göre davalıların aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki diğer temyiz itirazlarının reddine,
2-Dava 27.03.2006 tarihinde meydana gelen iş kazası sonucu %35,00 oranında sürekli iş göremezliğe uğrayan sigortalının maddi ve manevi zararlarının giderilmesi istemine ilişkindir.
Mahkemece davacının maddi tazminat isteminin kabulüne, manevi tazminat isteminin ise kısmen kabulüne karar verilmiş ve bu karar süresinde davalılar vekilince temyiz edilmiştir.
Yerel mahkemenin kararı aşağıda açıklanan nedenlerle hatalıdır.
Davacının 07.10.2010 tarihinde manevi tazminat istemiyle dava açtığı ve bu davanın …3. İş mahkemesinin 2010/742E, 2010/627K sayılı kararıyla, …2.İş Mahkemesinde 2009/902E sayılı dosyada görülmekte olan maddi tazminat istemli dava ile birleştirilmesine karar verildiği, manevi tazminat istemine ilişkin birleşen davada, davalılara dava dilekçesinin tebliğ olunmadığı gibi birleşilmesine karar verilen …2.İş Mahkemesinde 2009/902E sayılı maddi tazminat davasındaki yargılama sırasında da bu noksanlığın giderilmeksizin yargılamanın sonuçlandırıldığı dosyadaki bilgi ve belgelerin incelenmesinden anlaşılmaktadır.
HUMK73. Maddesinde yasanın gösterdiği istisnalar dışında Hakim’in iki tarafı dinlemeden yada iddia ve savunmalarını açıklamaları için yasal şekillere uygun olarak davet etmedikçe karar verilemeyeceğini düzenlemiştir. HMK’nun 27. Maddesindeki düzenleme de aynı doğrultudadır. Hal böyle olunca da manevi tazminat istemli davada usulüne uygun biçimde taraf teşkili yapılmadığı halde, HUMK’nun 73. Ve HMK’nun 27. Maddelerine aykırı biçimde işin esasına girilerek manevi tazminat istemi ile ilgili olarak hüküm kurulması isabetsizdir.
Maddi tazminata gelince: Mahkemece davacının işverence bildirilen 2006 yılı ücretinin asgari ücrete oranlanması suretiyle bilinen devrede aldığı ücretlerin tespit edildiği 25.10.2010 hesap raporu esas alınarak maddi tazminat isteminin kabulüne karar verilmiştir.
Uyuşmazlık, tazminatın belirlenmesi noktasında toplanmaktadır. Tazminatın saptanmasında ise; zarar ve tazminata doğrudan etkili olan işçinin net geliri, bakiye ömrü, iş görebilirlik çağı, iş görmezlik ve karşılık kusur oranları, Sosyal Sigortalar tarafından bağlanan peşin sermaye değeri gibi tüm verilerin hiçbir kuşku ve duraksamaya yer vermeyecek şekilde öncelikle belirlenmesi gerektiği tartışmasızdır. Öte yandan tazminat miktarının, işçinin olay tarihindeki bakiye ömrü esas alınarak aktif ve pasif dönemde elde edeceği kazançlar toplamından oluştuğu yönü ise söz götürmez.
Başka bir anlatımla, işçinin günlük net geliri tespit edilerek bilinen dönemdeki kazancı mevcut veriler nazara alınarak iskontolama ve artırma işlemi yapılmadan hesaplanacağı, bilinmeyen dönemdeki kazancının ise; yıllık olarak %10 arttırılıp %10 ıskontoya tabi tutulacağı, 60 yaşına kadar (aktif) dönemde, 60 yaşından sonrada bakiye ömrüne kadar (pasif) dönemde elde edeceği kazançların ortalama yöntemine başvurulmadan her yıl için ayrı ayrı hesaplanacağı, hesap raporunun Yargıtay denetimine elverişli olması gerektiği Yargıtay’ın oturmuş ve yerleşmiş görüşlerindendir.
Zararlandırıcı sigorta olayına maruz kalan sigortalının, maddi zararının hesabında, gerçek ücretin esas alınması koşuldur. Gerçek ücretin ise işçinin imzasının bulunduğu ücret tediye bordrolarından saptanacağı, işçinin imzasının bulunmadığı işyeri ve sigorta kayıtlarının nazara alınamayacağı, işçinin imzasının bulunduğu ücret tediye bordrolarının bulunmaması durumunda işçinin yaşı, kıdemi, mesleki durumu dikkate alınarak, emsal işi yapan işçilerin aldığı ücret göz önünde tutularak belirlenmesi gerektiği, Dairemizin giderek Yargıtay’ın yerleşmiş görüşlerindendir.
Somut olayda davalı işverenlik tarafından bilinen döneme ait tüm ücret bordroları sunulmak suretiyle yapılan hesaba itiraz edildiği, ibraz olunan bordroların davacının imzasını taşıdığı görülmektedir. Hal böyle olunca, bilinen varken varsayıma dayalı hesap yapılamayacağı göz ardı edilerek davalı tarafça sunulan imzalı bordrolardaki ücretlerle davacının maddi zararının hesaplanması gerekirken, olay tarihindeki ücretinin asgari ücrete oranlanması yoluyla maddi tazminatın hesaplanması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular göz önünde tutulmaksızın fiili duruma uygun olmayan, bilinen varken varsayıma dayalı ücretlerle maddi tazminatın hesaplandığı 25.10.2010 tarihli raporun esas alınarak ve davalıların manevi tazminata ilişkin davada hukuki dinlenilme hakları ihlal edilerek yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davalıların bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, bozma nedenine göre davalıların manevi tazminatın miktarına yönelik temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, temyiz harcının istek halinde temyiz eden davalılara iadesine, 14.06.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.