Yargıtay Kararı 21. Hukuk Dairesi 2011/3170 E. 2012/14423 K. 13.09.2012 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 21. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/3170
KARAR NO : 2012/14423
KARAR TARİHİ : 13.09.2012

MAHKEMESİ :İş Mahkemesi

Davacı, iş kazası sonucu maluliyetinden doğan maddi ve manevi tazminatın ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.
Hükmün, davacı vekilince süresi dışında, davalılar vekillerince süresinde temyiz edilmesi üzerine, Mahkeme 21/01/2011 tarihli ek kararıyla temyiz isteğinin süre yönünden reddine karar vermiş, red kararının yine davacı vekilince temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
K A R A R
1-Yerel Mahkeme, davacının temyiz isteminin kanuni süre geçtikten sonra yapılması nedeniyle reddine karar vermiştir. Davacı bu kararı dahi temyiz etmiştir. O halde, bu yön üzerinde özellikle durulmalıdır. Hükmün, tefhiminin Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 489. maddesinin yollamada bulunduğu aynı Kanunun 388. maddesindeki unsurları içerir biçimde yapılmadığından Yasada öngörülen 8 günlük temyiz süresinin geçtiğinden söz edilemez. Hal böyle olunca, davacının hükmü süresinde temyiz ettiği anlaşıldığından mahalli mahkemenin temyiz isteminin reddine ilişkin kararın bozulması ve Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 432/son maddesi gereğince asıl hükmün temyizini amaçlayan temyiz itirazlarının incelenmesi gerekir.
2-Dosyadaki yazılara, toplanan delillere, hükmün dayandığı gerektirici nedenlere göre, tarafların aşağıdaki bentlerin kapsamı dışındaki diğer temyiz itirazlarının reddine,
3-Dava 06.09.2002 tarihinde meydana gelen iş kazası nedeniyle % 0,00 oranında sürekli iş göremezliğe uğrayan sigortalının maddi ve manevi zararlarının giderilmesi istemine ilişkindir.
Mahkemece davacının maddi tazminat isteminin reddine, manevi tazminat isteminin ise kısmen kabulüne karar verilmiş ve bu karar davacı ve davalı taraf vekillerince süresinde temyiz edilmiştir.
Yerel mahkemenin maddi tazminatın reddine ilişkin kararı isabetlidir. Ancak manevi tazminatın takdirinde yanılgıya düşüldüğü, giderek manevi tazminat fazla takdir edildiği gibi maddi tazminata yönelik istemin reddi manevi tazminat yönelik istemin ise kısmen reddi nedeniyle vekalet ücretinin tayininde hata yapıldığı anlaşılmaktadır.
Davacının iş kazası sonucu % 0,00 oranında sürekli iş göremezliğe uğradığı, davacının %25, asıl ve alt işveren olan davalıların ise toplam olarak % 75 oranında kusurlu bulunduğu, dosya içeriğinden anlaşılmaktadır.
Borçlar Kanunu’nun 47. maddesi hükmüne göre hakimin özel halleri göz önünde tutarak manevi zarar adı ile sigortalıya verilmesine karar vereceği bir para tutarı adalete uygun olmalıdır. Hükmedilecek bu para, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir fonksiyonu olan özgün bir nitelik taşır. Bir ceza olmadığı gibi, mamelek hukukuna ilişkin zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. O halde, bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenilen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. 26.06.1966 günlü ve 7/7 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı’nın gerekçesinde takdir olunacak manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartlar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar her olaya göre değişebileceğinden hakim bu konuda takdir hakkını kullanırken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir.
Hakimin bu takdir hakkını kullanırken, ülkenin ekonomik koşulları tarafların sosyal ve ekonomik durumları paranın satın alma gücü, tarafların kusur durumu olayın ağırlığı davacının sürekli iş göremezlik oranı, işçinin yaşı, olay tarihi gibi özellikleri göz önünde tutması, hükmedilecek tutarın manevi tatmin duygusu yanında caydırıcılık uyandıran oranda olması gerektiği de söz götürmez.
Bu ilkeler gözetildiğinde davacı yararına hüküm altına alınan 7.000,00-TL manevi tazminatın biraz fazla olduğu açıkça belli olmaktadır.
Mahkemece yukarıda açıklanan maddi ve hukuksal olgular dikkate alınmadan, manevi tazminatın takdirinde yanılgıya düşülerek ve özellikle manevi tazminatın biraz fazla takdiri suretiyle yazılı şekilde hüküm kurması usul ve yasaya aykırıdır.
Davalının birden çok olduğu davalarda, davanın reddi halinde avukatlık ücretinin ne şekilde verilmesi gerektiği Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinde düzenlenmiştir. Hüküm tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 3/2 maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre “Müteselsil sorumluluk da dahil olmak üzere, birden fazla davalı aleyhine açılan davanın reddinde, ret sebebi ortak olan davalılar vekili lehine tek, ret sebebi ayrı olan davalılar vekili lehine ise her ret sebebi için ayrı ayrı avukatlık ücretine hükmolunur.” Somut olayda maddi tazminat isteminin reddi ile manevi tazminat isteminin kısmen reddi her iki davalı bakımından da aynı nedene dayanmaktadır. Hal böyle olunca vekille temsil edilen davalılar yararına maddi tazminatın reddi nedeniyle tek ve manevi tazminatın reddi nedeniyle tek vekalet ücretine karar verilmek gerekirken, maddi ve manevi tazminat için davalılardan her biri yararına ayrı ayrı vekalet ücreti verilmesi isabetsiz olmuştur.
Mahkemece yukarıda açıklanan maddi ve hukuki olgulara aykırı biçimde ve özellikle manevi tazminatın takdirinde ve davanın reddolunan bölümü için avukatlık ücretinin tayininde yanılgıya düşülerek yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, tarafların bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul olunmalı ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde temyiz edenlere iadesine, 13.09.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.