YARGITAY KARARI
DAİRE : 21. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/3286
KARAR NO : 2011/7541
KARAR TARİHİ : 04.10.2011
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
Davacı, iş kazası sonucu maluliyetinden doğan maddi ve manevi tazminatın ödetilmesi davasının yapılan yargılaması sonunda; ilamda yazılı nedenlerle, davanın reddine ilişkin hükmün süresi içinde temyizen incelenmesi davacı vekilince istenilmesi ve de duruşma talep edilmesi üzerine dosya incelenerek işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 04/10/2011 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü davacı asil ile vek. Av. … geldiler. Duruşmaya başlanarak hazır bulunan asil ile Avukatın sözlü açıklamaları dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek aynı gün Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okundu, işin gereği konuşulup düşünüldü, ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
K A R A R
1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillere, hükmün dayandığı gerektirici nedenlere göre, davacının aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki diğer temyiz itirazlarının reddine,
2-Dava 22.03.2006 tarihinde meydana gelen iş kazası sonucu sürekli iş göremezlik nedeniyle maddi zararının giderilmesi istemine ilişkindir.
Mahkemece davacı tarafından aynı konuda maddi ve manevi tazminat istemi ile Asliye Hukuk mahkemesinde dava açılarak bu davanın feragat nedeniyle ret ile sonuçlanarak kesinleştiği, kesinleşen bu davada fazla hak saklı tutulmadığından, görülmekte olan dava açısından önceki davanın kesin hüküm oluşturacağı, kesin hüküm olmasa dahi davacının maddi zararının sigorta tahsisleri peşin sermaye değeri ile karşılandığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Mahkemece varılan sonuç hatalı olmuştur. Gerçekten davacının Zonguldak 1.Asliye Hukuk Mahkemesinin 2008/322E sayılı dosyasında görülen davada 18.09.2008 tarihli dava dilekçesinde, davalı ile imzalanan sulh ve ibra protokolü ile davalının 22.03.2006 tarihinde meydana gelen iş kazası nedeniyle ödemeyi taahhüt ettiği 20.000,00-TL maddi ve 2.000,00-TL manevi tazminatın ödenmediğinden bahisle, protokol gereği ödenmesi gereken maddi ve manevi tazminatın tahsilini talep etmiştir. Bu haliyle açılan davanın kısmi dava olmadığı, protokole bağlanan alacağın talep edildiği ortadadır. Bu davadan feragat edilmesi nedeniyle davanın reddine dair kesinleşen hükmün, anılan davanın niteliği dikkate alındığında, maddi tazminat bakımından ibranamenin konusunu oluşturan ve dava konusu edilen miktarla sınırlı olarak kabulünün gerektiği açıktır. Hal böyle olunca davacının Zonguldak 1.Asliye Hukuk mahkemesinde görülen davadaki feragat nedeniyle redde ilişkin kararın tüm alacak miktarı bakımından kesin hüküm oluşturduğunu kabul eden yerel mahkeme kararının hatalı olduğu ortadadır. Öte yandan Zonguldak 1.Asliye Hukuk Mahkemesinin 2008/322E sayılı dosyasında davalılar aleyhine ibra sözleşmesinin iptali ile fazlaya ilişkin maddi ve manevi tazminat davaları açma hakları saklı tutulmak suretiyle davadan feragat edildiği açıklanmaktadır. Diğer bir deyişle kayıtsız şartsız bir vazgeçmenin söz konusu olmadığı, ileride yeniden dava açılacağı yolundaki iradenin ortaya konulduğu açıktır.
Sulh ve ibra sözleşmesine gelince: Dava, iş kazası sonucu sürekli iş göremezlik nedeniyle sigortalının maddi tazminat istemine ilişkindir. Uyuşmazlık, sigortalı tarafından düzenlenen “ibranamenin” içeriği ve kapsamı yönünden davacının tüm alacağını aldığı ve bu suretle borçluyu borcundan kurtardığı biçiminde değerlendirilip değerlendirilmeyeceği noktasında toplanmaktadır. Davacıda, oluşan zarar nedeni ile maddi tazminatına karşılık 20.000,00-TL ödenmiş olduğu uyuşmazlık konusu değildir. Uyuşmazlık kazadan sonra yapılan ödemenin davada en son hesaplanan tazminattan hangi kıstaslar nazara alınarak indirileceği konusunda toplanmaktadır. Kural olarak işçiye yapılmış ödemenin bu miktar ile sınırlı olmak üzere bağlayıcılığı asıldır. Gerçek anlamda ödemeden söz edebilmek için tazmin edilecek miktar ile buna karşılık alınan meblağ arasında açık oransızlığın bulunmaması koşuldur. Başka bir anlatımla, ödemenin yapıldığı tarihteki verilerle hesaplanan tazminat ile ödenen miktar arasında açık oransızlığın bulunduğu durumlarda, yapılan ödeme makbuz niteliğinde kabul edilebilir. Bu durumun, ödemenin yapıldığı tarih göz önünde tutularak davacının gerçek zararının uzman bilirkişiler aracılığı ile saptanması suretiyle belirleneceği hukuksal gerçeği ortadadır. Oysa yukarıda açıklandığı biçimde inceleme ve araştırma yapılmadığı dosya içeriğinden anlaşılmaktadır.
Yapılacak iş; ödemenin yapıldığı tarihteki veriler esas alınarak gerçek zararı saptamak, böylece tazmin edilecek miktar ile buna karşılık alınan meblağ arasında açık oransızlığın bulunup bulunmadığını denetlemek, açık oransızlığın bulunması durumunda ödemeleri “kısmi ifayı içeren makbuz” niteliğinde kabul etmek ve yapılan ödemenin; ödeme tarihindeki, gerçek zararın hangi oranda karşıladığını saptamak; son verilere göre hesaplanan tazminat miktarından, yasal indirimler yapılmak suretiyle belirlenecek gerçek zarardan davalı tarafın; ödeme yapılan tarihe göre; zararın karşılandığı oranda indirim yapmak daha sonra kalan miktara hükmetmek, açık oransızlığın bulunmadığının tespiti halinde ise davacının maddi tazminat talebinin reddine karar vermekten ibarettir.
Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular ile kesin hükmün bulunmadığı göz önünde tutulmaksızın ve özellikle ibraname tarihindeki verilere göre hesaplanan zarardan ibra tarihindeki peşin sermaye değerinin indirilmek suretiyle davacının karşılanmayan zararının bulunup bulunmadığının, tespiti gerekirken, Temmuz 2010 tarihinde geçerli bulunan tüm peşin sermaye değerinin indirilmesi suretiyle karşılanmayan maddi zararın bulunmadığı sonucuna varılarak yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davacının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenle BOZULMASINA, davacı yararına takdir edilen 825.00 TL duruşma Avukatlık parasının karşı tarafa yükletilmesine, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 04/10/2011 gününde oy birliğiyle karar verildi.