YARGITAY KARARI
DAİRE : 21. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/5307
KARAR NO : 2011/8474
KARAR TARİHİ : 24.10.2011
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
Davacı, murisinin iş kazası sonucu ölümünden doğan maddi ve manevi tazminatın ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.
Hükmün, davalılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
K A R A R
1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillere, hükmün dayandığı gerektirici nedenlere göre, davalıların aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki diğer temyiz itirazlarının reddine,
2-Dava, 30.7.2006 tarihinde geçirdiği iş kazasında ölen sigortalının yakınlarının manevi zararlarının giderilmesi istemine ilişkindir.
Mahkemece, istemin aynen kabulüne davacı anne … için 30.000,00 TL davacı … … ve … için ise ayrı ayrı 20.000,00’er TL manevi tazminatın davalılardan müştereken ve müteselşilen tahsili ile davacılara verilmesine karar verilmiştir.
Borçlar Kanunu’nun 47. maddesi hükmüne göre hakimin özel halleri göz önünde tutarak manevi zarar adı ile sigortalı yakınlarına verilmesine karar vereceği bir para tutarı adalete uygun olmalıdır. Hükmedilecek bu para, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir fonksiyonu olan özgün bir nitelik taşır. Bir ceza olmadığı gibi, mamelek hukukuna ilişkin zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. O halde, bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenilen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. 22.06.1966 günlü ve 7/7 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararının gerekçesinde takdir olunacak manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartlar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar her olaya göre değişebileceğinden hakim bu konuda takdir hakkını kullanırken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir.
Hakimin bu takdir hakkını kullanırken, ülkenin ekonomik koşulları,tarafların sosyal ve ekonomik durumları,paranın satın alma gücü, tarafların kusur durumu,olayın ağırlığı,davacının sürekli iş göremezlik oranı, işçinin yaşı, olay tarihi gibi özellikleri göz önünde tutması, hükmedilecek tutarın manevi tatmin duygusu yanında caydırıcılık uyandıran oranda olması gerektiği de söz götürmez ve yine 22.06.1966 gün 1966/7-7 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı’nın gerekçesinde de açıklandığı üzere zarar görenin müterafik kusurunun varlığı halinde bu durumun manevi tazminatın takdirinde göz önünde bulundurulması gerekir.
Olay tarihi ve tarafların kusur durumu gözetildiğinde davacı anne yararına hükmedilen 30.000,00-TL manevi tazminat fazla olup yine aynı gerekçelerle davacı … yararına hükmedilen 20.000,00’er TL manevi tazminat çok fazladır.
Yapılan incelemede, manevi tazminat istemine ilişkin 1.4.2008 havale tarihli dava dilekçesinde, davacılar vekilinin meydana gelen iş kazasında sigortalının hiçbir kusurunun olmadığını ve giderek davalıların tam kusurlu olduğunu belirterek talepte bulunduğu alınan kusur raporunda da meydana gelen olayda ölen sigortalı … …’e %10 kusur izafe edildiği anlaşılmıştır.
Kabul şekli bakımından da somut olayda, kazalının %10 oranında kusurlu bulunduğu belirten kusur raporu karara esas alındığına göre sigortalının kusursuz olduğu belirtilerek dava açıldığından talepten bir miktar indirim yapılarak manevi tazminat miktarının belirlenmesi gerekirken talebin aynen kabulüne karar verilmesi hatalı olmuştur.
Mahkemece yukarıda açıklanan maddi ve hukuksal olgular dikkate alınmadan, yazılı şekilde hüküm kurması usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O halde, davalılar vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul olunmalı ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davalılara iadesine, 24.10.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.