YARGITAY KARARI
DAİRE : 21. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/12785
KARAR NO : 2013/18292
KARAR TARİHİ : 08.10.2013
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
DAVALILAR :
Davacı, davalılardan işverene ait işyerinde 10/09/2007-10/03/2009 tarihleri arasında çalıştığının tespitiyle işçilik alacaklarının tespitine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, davanın ve birleşik davanın reddine karar vermiştir.
Hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
K A R A R
Dava hizmet tespiti ve işçilik alacakları istemine ilişkindir.
Mahkemece,bilirkişi raporu alınması amacıyla davacıya 21.07.2010 tarihinde mehil, 25.08.2010 tarihinde 10 günlük kesin mehiller verildiği, verilen kesin mehle rağmen bilirkişi masraflarının yatırılmadığı, bu sebeple davanın ispat edilemediği gerekçesi ile asıl ve birleşen davanın reddine karar verilmiştir.
Hizmet tespitine ilişkin istemin yasal dayanağını oluşturan 506 sayılı Yasa’nın 79. maddesi bu tip hizmet tespiti davaları için özel bir ispat yöntemi öngörmemiş ise de davanın niteliği kamu düzenini ilgilendirdiği ve bu nedenle özel bir duyarlılık ve özenle yürütülmesi gerektiği Yargıtay’ın ve giderek Dairemizin yerleşmiş içtihadı gereğidir. Bu tür davalarda öncelikle davacının çalışmasına ilişkin belgelerin işveren tarafından verilip verilmediği yöntemince araştırılmalıdır. Bu koşul oluşmuşsa işyerinin gerçekten var olup olmadığı kanun kapsamında veya kapsama alınacak nitelikte bulunup bulunmadığı eksiksiz bir şekilde belirlenmeli daha sonra çalışma olgusunun varlığı özel bir duyarlılıkla araştırılmalıdır. Çalışma olgusu her türlü delille ispat kazanabilirse de çalışmanın konusu niteliği başlangıç ve bitiş tarihleri hususlarında tanık sözleri değerlendirilmeli, dinlenen tanıkların davacı ile aynı dönemlerde işyerinde çalışmış ve işverenin resmi kayıtlara geçmiş bordro tanıkları yada komşu işverenlerin aynı nitelikte işi yapan ve bordrolarına resmi kayıtlarına geçmiş çalışanlardan seçilmesine özen gösterilmelidir. Bu tanıkların ifadeleri ile çalışma olgusu hiçbir kuşku ve duraksamaya yer vermeyecek şekilde belirlenmelidir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 16.09.1999 gün 1999/21-510-527, 30.06.1999 gün 1999/21-549-555 – 3.11.2004 gün 2004/21-480-579 sayılı kararları da bu doğrultudadır.
Öte yandan davaların kısa zamanda sonuçlandırılması, adaletin biran önce tecellisi için taraflarca veya mahkemelerce yapılması gereken bir kısım adli işlemler sürelere bağlanmıştır. Bu sürelerin bir bölümünü kanun bizzat belirlerken bir bölümünü işin özelliği ve tarafların durumuna göre belirlemesi için Hakime bırakmıştır. Kanuni süreler açıkça belirtilen istisnalar dışında kesindir. Bu nedenle Kanun’un tayin ettiği süreler hakim tarafından değiştirilemez (HUMK 159). Buna karşılık Hakimin belirlediği süreler kural olarak kesin değildir (HUMK 163). Hakim tayin ettiği süreyi henüz dolmadan azaltıp çoğaltabileceği gibi, süre geçtikten sonra tarafların isteği üzerine yeni bir süre de verebilir. Bu takdirde verilen bu süre kesindir. Öte yandan Hakim kendi belirleyeceği sürenin kesin olduğuna karar verebilir ( HUMK 163/3 cümle). Kesin süreye ilişkin ara kararının her türlü yanlış anlaşılmayı önleyecek biçimde açık ve eksiksiz yazılması, yapılacak işlerin teker teker belirtilmesi, verilen sürenin yeterli, emredilen işin gerekli, yapılabilir olması ve süreye uymamanın sonuçlarının açıkça anlatılması gerekir.
Somut olayda, davacının hizmet tespitine ilişkin istemi kamu düzenine ilişkin olduğundan mahkemece resen inceleme yapılması gerektiği açıktır.Tespiti istenen süre kısa olup, teknik bilgi ve incelemeyi gerektirmez.Hakim kendi bilgisi ile tespit davasını çözmelidir.
Yapılacak iş; hizmet tespiti ile birleşen işçilik alacakları davalarını ayırmak ve davacının hizmet tespitine yönelik istemini hakimin kendi bilgisi ile çözerek sonucuna göre karar vermekten ibarettir.
Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular nazara alınmaksızın yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davacının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine
08.10.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.