YARGITAY KARARI
DAİRE : 21. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/14242
KARAR NO : 2012/17124
KARAR TARİHİ : 11.10.2012
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
DAVALILAR : 1-….
Davacı, iş kazası sonucu maluliyetinden doğan maddi ve manevi tazminatın ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.
Hükmün, davacı vekilince duruşmalı, davalılardan …. Tic. AŞ. vekilince de duruşmasız olarak temyiz edilmesi üzerine Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan ve temyiz konusu hükme ilişkin dava, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 435/2. maddesinde sayılı ve sınırlı olarak gösterilen hallerden hiçbirine uymadığından Yargıtay incelemesinin duruşmalı olarak yapılmasına ilişkin isteğin reddine karar verildikten sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
K A R A R
Dava 09.10.2003 tarihinde meydana gelen iş kazası sonucu % 15,20 oranında sürekli iş göremezliğe uğrayan sigortalının maddi ve manevi zararlarının giderilmesi istemine ilişkindir.
Mahkemece Dairemiz bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda İzmir… Odasına yönelik davanın husumet yokluğu nedeniyle reddine, davacının maddi ve manevi tazminat isteminin ise kısmen kabulü ile hüküm altına alınan maddi tazminatın 19.07.2010, manevi tazminatın ise 09.10.2003 tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte davalılar …Tic AŞ ile … den müteselsilen tahsiline karar verilmiştir.
Mahkemece 24.05.2012 tarihli kararın gerekçesinde manevi tazminata uygulanacak faizin 19.07.2010 olarak belirtilmesine rağmen hüküm fıkrasında faizin olay tarihi olan 09.10.2003 tarihinden başlatıldığından bahisle bu yanlışlığın tavzih yoluyla düzeltilmesi davalı … İnş ve Mlz Dek San Tic Ltd Şti vekili tarafından istenilmesi üzerine, mahkemece bu talebin kabul edilerek, “kararın gerekçesinden de anlaşılacağı üzere söz konusu hükmün maddi hata sonucu yazıldığı anlaşılmakla hüküm kısmındaki “20.000 TL manevi tazminatın ödeme (faiz işletilmesinde hesaba alınan) tarihi olan 19/07/2010 tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte davalılar MBŞ ve Süral’dan müştereken ve müteselsilen tahsiliyle davacıya verilmesine” şeklinde kısa kararın bu şekilde düzeltilerek tavzihine,” karar verildiği, bu kararın süresinde davacı tarafça temyiz edildiği dosya kapsamından anlaşılmaktadır.
Hükümlerin tavzihi HUMK 455.maddesinde düzenlenmiş olup tavzih yoluyla bir hükmün anlaşılamayacak biçimde bulunması veya açıklıkla anlaşılamaz ve çelişik fıkralar taşıması durumunda, hükümdeki gerçek anlamı meydana çıkarmak amacıyla başvurulan yasal bir yoldur. Hükmün tavzihi yoluyla hükümle tanınmış haklar sınırlandırılamayacağı gibi genişletilmesi ve değiştirilmesi de olanaksızdır. Mahkemece bu kuralın genişletilmesi yoluyla faizin başlangıç tarihinin değiştirilmesi ve böylece yeni bir hüküm oluşturulması usul ve yasaya aykırıdır.
O halde davacının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve mahkemenin 01.06.2012 tarihli tavzih kararı bozulmalıdır.
Davacı vekili tavzihle birlikte, asıl hükme yönelik temyiz itirazlarında bulunmuşsa da:
Hüküm, İş Mahkemesinden verilmiştir. 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanununun 8.maddesi hükmüne göre ise İş Mahkemelerinden verilmiş bulunan nihai kararların 8 gün içinde temyiz olunması gerekir.
Olayda hüküm 24.05.2012 tarihinde temyiz eden davacı vekilinin yüzüne karşı tefhim, edilmiş temyiz ise 19.06.2012 tarihinde vuku bulmuştur. Bu duruma göre davada 8 günlük temyiz süresi fazlası ile geçmiştir.
Öte yandan İş Mahkemesince verilen kararların katılma yoluyla temyizine ilişkin yasada hüküm bulunmamaktadır. Bu durumda HUMK 434/2 maddesine göre karar süresinde temyiz edilmemiş olduğundan, 01.06.1990 Tarih ve 1989/3 E, 1990/4 K. sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme kararı da göz önünde tutularak davacı vekilinin asıl hükme yönelik temyiz isteminin süre aşımı yönünden reddi gerekir.
Davalı …Tic AŞ vekilinin temyiz itirazlarına gelince: HUMK’nun 388/3 ve HMK’nun 297/c maddeleri gereğince hükmün gerekçesinde, Tarafların iddia ve savunmalarının özetini, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delilleri, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesini, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebeplerin bulunması gerekir. Gerekçe hakimin tespit etmiş olduğu maddi vakıalar ile hüküm fıkrası arasında köprü görevi yapar. Öte yandan gerekçenin hüküm fıkrasına sıkı sıkıya bağlı bulunduğu durumlarda kesin hükme dahil olması gerektiği Yargıtay’ın yerleşmiş uygulamalarındandır. Somut olayda manevi tazminata uygulanacak faizin başlangıç tarihi hükmün gerekçesinde 19.07.2010 olarak tespit edildiği halde, hüküm fıkrasında ise 09.10.2003 olarak belirtilmiştir. Hal böyle hüküm fıkrası ile çelişkili ve tereddüt yaratır gerekçe ile yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
Kabul ve uygulama açısından da İİK’nun 40. Maddesi gereğince, mahkemenin önceki kararının davacı tarafça icraya konulması nedeniyle temyiz incelemesi ve bozma öncesi davalı tarafça yapılan ödemelerin infaz sırasında dikkate alınmasının mümkün bulunduğunun göz ardı edilmesi de isabetsizdir.
O halde davacı5 ile davalı …Tic AŞ vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, bozla nedenine göre sair temyiz itirazlarının ilerde incelenmesine, temyiz harcının istek halinde davacı ile davalılardan …. Tic. AŞ.’ye iadesine, 18.10.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.