YARGITAY KARARI
DAİRE : 21. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/19334
KARAR NO : 2013/5380
KARAR TARİHİ : 21.03.2013
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
Davacı, iş kazası sonucu maluliyetinden doğan maddi ve manevi tazminatın ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.
Hükmün taraf vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
K A R A R
1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillere, hükmün dayandığı gerektirici nedenlere göre tarafların aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki diğer temyiz itirazlarının reddine,
2-Dava zararlandırıcı sigorta olayı sonucu sürekli iş göremezliğe uğrayan sigortalının maddi ve manevi zararlarının giderilmesi istemine ilişkindir.
Davacı, davalı işverenin işçisi olarak çalışırken 6.11.2001 tarihinde işverenin kusurlu davranışı sonucu gerçekleşen iş kazası nedeniyle büyük oranda iş göremez duruma geldiğini ileri sürerek 2.000,00.- YTL maddi, 60.000,00.- YTL manevi tazminatın kaza tarihinden işleyecek yasal faiziyle davalılardan tahsilini istemiştir.
Mahkemece 10.000,00.- TL maddi tazminat ile 15.000,00.- TL manevi tazminatın kaza tarihinden işleyecek yasal faiziyle davalılardan tahsiline, fazla istemin reddine karar verilmiş, karar taraflarca temyiz edilmiştir.
% 11,3 oranında sürekli iş göremezliğe uğrayan davacının, iş kazasında % 20 ve davalıların ise % 80 (her biri % 40) oranında kusurlu olduğu dosya içeriğinden anlaşılmaktadır. B.K.’nun 47.maddesinde, bedensel bütünlüğün bozulması halinde, Hakimin, olayın özelliklerini göz önünde bulundurarak zarar görene adalete uygun bir miktar paranın manevi tazminat olarak ödenmesine karar vereceği öngörülmüştür. Bedensel bütünlük, eş değişle vücut bütünlüğü kavramının fiziksel bütünlük yanında ruhsal bütünlüğü ve sağlığı da kapsadığı tartışmasızdır. Olayın özelliklerinin neler olduğu 22.06.1966 gün 1966/7-7 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı’nda açıklanmıştır. Bunlar her olayda değişebildiğinden Hakimin, kararında bu özellikleri, objektif ölçülere göre göstermesi gerekir.
Öte yandan manevi tazminatın tutarını belirleme görevi, Hakimin taktirine bırakılmış ise de, hükmedilen tutarın uğranılan manevi zararla orantılı ve duyulan üzüntüyü hafifletecek nitelikte olması gerekir. Hakimin bu konudaki taktir hakkını kullanırken, ülkenin ekonomik koşulları, tarafların sosyal ve ekonomik durumu, paranın satın alma gücü, tarafların kusur durumu, olayın ağırlığı, işçinin sürekli iş göremezlik oranı, yaşı ve olay tarihi gibi durumları göz önünde tutması, hükmedilecek tutarın manevi tatmin duygusu yaratması yanında caydırıcı nitelikte de olması gerektiği söz götürmez.
Olayın oluş şekline, müterafık kusur oranlarına, husule gelen elem ve ızdırabın derecesine, tarafların sosyal ve ekonomik durumuna, paranın alım gücüne, özellikle 26.06.1966 gün ve 1966/7-7 sayılı içtihadı birleştirme kararının içeriğine ve öngördüğü koşulların somut olayda gerçekleşme biçimine, hak ve nesafet kurallarına göre hükmedilen manevi tazminatın fazla olduğu açıktır.
3-Öte yandan mahkemece hükme esas alınan 09.04.2012 tarihli hesap raporundan önce, 10.11.2011 tarihli ıslah dilekçesinde davacının maddi tazminat talebini 10.000,00.-TL’na çıkardığı, 09.04.2012 tarihli hesap raporunda asgari ücret esas alınarak yapılan hesap sonucunda, (peşin sermaye değeri indirimi yapılmadan) 23.052,40.-TL; emsal ücret esas alınarak yapılan hesap sonucunda (peşin sermaye değeri indirimi yapılmadan) 28.740,39.-TL maddi zarar bildirildiği anlaşılmaktadır. Mahkemece, (davalı taraflarca ileri sürülen usulüne uygun zamanaşımı def’i ile karşılaşan) ıslah talebiyle bağlı kalınarak hükme esas alınan hesap raporunda 2 seçenekli yapılan maddi zarar hesabından hangisinin esas alındığı açıklanmadan 10.000,00.-TL maddi tazminata hükmedilmesi de doğru olmamıştır.
4-Kabule göre de; a) Zararlandırıcı sigorta olayına maruz kalan sigortalının maddi zararının hesaplanmasında, gerçek ücretin esas alınması koşuldur. Gerçek ücretin ise, işyeri kayıtlarından giderek ücret tediye bordrolarından saptanacağı, bordrolardan tesbit edilememesi durumunda ise işçinin yaşı, kıdemi, meslek durumu dikkate alınarak, emsal işi yapan işçilerin aldığı ücret gözönünde tutularak, sendikalardan değil, gerektiğinde meslek odasından emsallerinin ücreti araştırılarak gerçek ücret belirlendikten sonra hüküm tarihine en yakın tarihte belli olan ücret artışları da gözönünde tutularak bu ücret üzerinden hesap raporu alınıp, SGK’nca bağlanan aylığın ilk peşin sermaye değeri düşülerek tazminata hükmetmek gerekir. b) Yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 3. maddesinin 2. fıkrası “Müteselsil sorumluluk da dahil olmak üzere birden fazla davalı aleyhine açılan davanın reddine karar verilmesi halinde ret sebebi ortak olan davalılar vekili lehine tek, ret sebebi ayrı olan davalılar vekili lehine ise her ret sebebi için ayrı ayrı avukatlık ücretine hükmolunur” hükmünü getirmiştir. Bu madde gereğince davanın aynı nedenle reddi halinde ret nedeni aynı olan davalılar lehine tek vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken ret nedeni aynı olan davalılar lehine ayrı ayrı vekalet ücreti takdiri usul ve yasaya aykırıdır.
Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular göz önünde tutulmaksızın, … şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, tarafların bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde temyiz eden taraflara iadesine 14/03/2013 gününde oy birliği ile karar verildi.