Yargıtay Kararı 21. Hukuk Dairesi 2012/21439 E. 2013/4747 K. 14.03.2013 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 21. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/21439
KARAR NO : 2013/4747
KARAR TARİHİ : 14.03.2013

MAHKEMESİ :İş Mahkemesi

Davacı, davalılardan işverene ait işyerinde geçen çalışmalarının tespitine, işçilik alacaklarının tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme, ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.
Hükmün, davacı ve davalılardan … Cıvata Ticaret Ve San.Ltd.Şti. vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.

K A R A R

1)Hüküm İş Mahkemesinden verilmiştir. 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanununun 8.maddesi hükmüne göre İş Mahkemelerinden verilmiş bulunan nihai kararların 8 gün içinde temyiz olunması gerekir.
Olayda gerekçeli kararın hüküm yokluğunda verilen davalı şirket vekiline 13.01.2012 tarihinde tebliğ edildiği, 20.01.2012 havale tarihli temyiz dilekçesi ile birlikte temyiz harcının 24.01.2012’de yatırılıp, temyiz defterine kaydının 24.01.2012 tarihinde yapıldığının anlaşılmasına göre davada 8 günlük temyiz süresi geçmiş olduğundan davalı şirket vekilinin temyiz isteminin REDDİNE ;
2) Davacının hizmet tespitine yönelik Temyizine gelince;
Dava, davacının 28.02.1999– 19.09.2000 tarihleri arasında davalı işverene ait işyerinde geçen ve Kurma bildirilmeyen süreler yönünden sigortalı çalışmalarının tespiti istemine ilişkindir.
Mahkemece, 01.08.2009 -04.05.2001 ve 19.09.2001 tarihli işe giriş bildirgelerindeki imzanın kendisine ait olduğunu ikrar etmesi, dosyada davalı işyerinde kesintisiz çalıştığına ilişkin bu … belgeler karşısında aynı değerde … delil bulunmaması nedeniyle çalışmalarının kesintili olduğu, dolayısı ile hizmet tesbiti açısından her işe giriş çıkış tarihine göre hak düşürücü sürenin işlemeye başlayacağı gözetildiğinde davacının 2001 tarihinden önceki hizmetlerinin tesbitine yönelik talebinin dava tarihi itibariyle 5 yıllık hak düşürücü süre geçtikten sonra yapıldığı, gerekçesi ile hizmet tesbiti talebi yönünden davasının reddine karar verilmiştir.
Uyuşmazlık, davacının hizmet tespitine yönelik talebinin hak düşürücü süreye uğrayıp uğramadığı, noktasında toplanmaktadır.
Davanın yasal dayanağını oluşturan 506 sayılı Yasa’nın 79/10. ve 5510 sayılı Yasa’nın 86/8. maddelerine göre Yönetmelikle tespit edilen belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalıştıkları Kurumca tespit edilemeyen sigortalılar, çalıştıklarını hizmetlerinin geçtiği yılın sonundan başlayarak 5 yıl içerisinde mahkemeye başvurarak alacakları ilam ile ispatlayabilirlerse, bunların mahkeme kararında belirtilen aylık kazanç toplamları ile prim ödeme gün sayıları nazara alınır. Yasa’da yer alan 5 yıllık süre hak düşürücü olup mahkeme tarafından kendiliğinden nazara alınması gerektiği gibi davacının aynı işyerinde çalışmasını sürdürmesinin veya 5 yıllık hak düşürücü süre içerisinde tekrar aynı işyerine girerek çalışmasının, hak düşürücü sürenin işlemesine engel olmayacağı ve hak düşürücü sürenin, kesilmesi ve durmasının mümkün bulunmadığı hukuksal gerçeği de ortadadır.
İşverenin , çalıştırmış olduğu sigortalılara ait hangi belgeleri Kuruma vermesi gerektiği Kanun’un 79/1.maddesinde açıkça ifade edildiği üzere yönetmeliğe bırakılmıştır. Atıf yapılan Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliği’nin dördüncü kısmında işverence verilecek belgeler düzenlenmiştir. Bunlar, aylık sigorta primleri bildirgesi (SSİYön.Madde16) , dört aylık sigorta primleri bordrosu (SSİYön. Madde 17), sigortalı hesap fişi (SSİY. Yön. Madde 18) vs.dir. Yönetmelikte sayılan bu belgelerden birisinin dahi verilmiş olması halinde artık Kanun’un 79/10 (eski 8) maddesinde yer alan hak düşürücü süreden söz edilemez. Yargıtay uygulamasında anılan maddenin yorumu geniş tutulmakta; eğer sayılan belgelerden birisi işveren tarafından verilmişse burada Kurumun işçinin çalışmasından haberdar olduğu ve artık hizmet tespiti davası için hak düşürücü sürenin varlığından söz edilemeyeceği kabul edilmektedir.
Maddede belirtildiği üzere yönetmelikle tespit edilen belgelerin (işe giriş bildirgesi) verilmesi durumunda hak düşürücü süreden bahsedilemeyeceği gibi çalışmaların sigorta müfettiş raporu ile saptanması durumunda da hak düşürücü sürenin geçtiğinden sözedilemeyeceği açıktır. Bir sigortalının askere gitmeden önce çalıştığı işyerini askerliğe müteakip girmesi durumunda hizmet akdi mecburi hizmet nedeniyle kesilmiş olduğundan artık hak düşürücü sürenin oluştuğundan bahsedilemez. Davacıya ödenen ücretten sigorta primi kesilen hallerde, davacının iş ve sosyal sigorta mevzuatının öngördüğü sigorta hak ve yükümlülüklerini yerine getirmesi nedeniyle Kurumun Yasa’dan kaynaklanan denetim ve inceleme görevini yapmaması karşısında hak düşürücü sürenin işlemeyeceği kabul edilmelidir.
Davacının sigortalı çalışmalarının Kuruma kısmen bildirildiği hallerde, eksik bildirimlere yönelik olarak açılan davada hak düşürücü süre işlemeyecektir. (Hukuk Genel Kurulunun 23.06.2004 gün ve 2004/21-369 E, 2004/371 K. sayılı kararı )
Halen yürürlükte olduğu şekliyle dava açma süresi beş yıl olup, hak düşürücü süredir. 506 sayılı Yasa’nın yürürlüğe girdiği tarihte beş yıl olan hak düşürücü süre 20.06.1987 tarih ve 3395 sayılı Kanunun beşinci maddesiyle on yıla çıkarılmışken, 01.06.1994 tarih ve 3995 sayılı Kanunun 3. maddesiyle tekrar beş yıla indirilmiştir.
Somut olayda, davacının tespitini istediği dönem öncesinde 01.10.1992 tarihinde ve tespitini istediği dönem içinde 01.08.1999, 04.05.2001 ve 19.09.2001 tarihlerinde işe giriş bildirgeleri verildiği ; tanık beyanları ve dosya kapsamına göre davacının çalışmalarının kesintisiz olduğu anlaşılmaktadır. Bu durumda hak düşürücü sürenin işlemeyeceği düşünülmeden isteğin kabulü yerine reddine karar verilmesi hatalıdır.
3) Davacının sigortalı çalıştığı dönemdeki ücretinin brüt 1.186.TL. olmasına rağmen asgari ücret üzerinden gösterildiğini ileri sürerek istemiş olduğu tespite ilişkin olarak bir değerlendirme yapılmaması da doğru değildir
Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular nazara alınmaksızın … şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde davacının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacı ile davalılardan … Cıvata Ticaret Ve San.Ltd.Şti.’ne iadesine, 14/03/2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.