Yargıtay Kararı 21. Hukuk Dairesi 2012/5887 E. 2012/10659 K. 11.06.2012 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 21. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/5887
KARAR NO : 2012/10659
KARAR TARİHİ : 11.06.2012

MAHKEMESİ :İş Mahkemesi

Davacı, Kurum yazısına güvenerek 12/05/2010 tarihi itibariyle emekli olacağı inancıyla işten ayrılmasına karşın 12/05/2012 tarihinde emekliliğe hak kazanacağının belirtildiği gerekçesiyle oluşan maddi ve manevi zararının tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.
Hükmün taraf vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktanve Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.

K A R A R

1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici nedenlere göre davacının tüm, davalı Kurumun ise aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazlarının reddine,
2-Davacı, 12.05.2010 tarihinde başvurması halinde yaşlılık aylığına hak kazanacağını bildiren Kurum yazısına güvenerek işten ayrılmasına karşın yaşlılık aylığının 1.3.2012 tarihinden itibaren bağlanması nedeniyle oluşan maddi ve manevi zararının giderilmesini istemiştir.
Mahkemece, davanın kısmen kabulü ile 12.5.2010-12.5.2012 tarihleri arasındaki yaşlılık aylıklarının davacının maddi zararını oluşturduğu gerekçesiyle % 20 oranında hakkaniyet indirimi yapılarak 19.800,00 TL maddi tazminatın ve 3.000,00 TL manevi tazminatın yasal faizi ile birlikte davalı Sosyal Güvenlik Kurumundan alınarak davacıya ödenmesine, fazla istemin reddine karar verilmiştir.
Dosyadaki kayıt ve belgelere göre, davacının işvereni olan Türk Telekomünikasyon AŞ emekliliğine 3 yıl ve daha az kalan işçilerini emekliliğe özendirmek amacıyla, emekli olmak üzere iş akdini fesheden işçilerine kıdem tazminatı yanında kıdem tazminatının % 30’u oranında ek menfaat ödemeye karar vermiş ve bu amaçla Kurumdan çalışanlarının emeklilik tarihini sormuştur. Kurum, 10.01.2005 tarihli yazı ile davacının 46 yaşını dolduracağı 12.5.2010 tarihinden itibaren emekliliğe hak kazanacağını bildirmiş, davacı da dava dışı Türk Telekomünikasyon AŞ’ye bağlı …Telekom Müdürlüğü Serdivan 121 Arıza Servisinde işçi (teknisyen yardımcısı) olarak çalışmaktayken 18.07.2007 tarihinde istifa ederek işten ayrılmıştır. Davacıya kendi isteği ile istifa etmesi nedeniyle hak ettiği kıdem tazminatı ile birlikte 108 günlük ek ödeme daha yapılmıştır. Davacının 13.5.2010 tarihli yazılı isteği üzerine Kurumca yapılan inceleme sonucunda sigortalı olarak ilk defa çalışmaya başladığı 1.6.1981 tarihinden sonra 12.5.1966 olan doğum tarihinin mahkeme kararı ile 12.5.1964 olarak düzeltilmesi nedeniyle 46 yaşını dolduracağı 12.5.2012 tarihinden sonra emekliliğe hak kazanacağı belirlenmiş ve davacının yaşlılık aylığı istemi reddedilmiştir. Davacının işten ayrılmasından sonra 18.01.2008-31.12.2009 tarihleri arasında emlakçılık mesleği nedeniyle vergi kaydı, 25.01.2008 tarihinden itibaren de …Emlak Komisyoncuları Odası kaydı bulunmaktadır.
Uyuşmazlık, davacının istifa ederek işten ayrılması ile oluşan zararı ile Kurumun hatalı bildirimi arasında uygun illiyet bağı olup olmadığı ve Kurumun davacının maddi zararını karşılamakla yükümlü olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
5510 sayılı Yasa’nın 28 ve 30.maddesine göre sigortalıya yaşlılık aylığı bağlanabilmesi için yaşlılık aylığına hak kazanması yanında 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (a) bendinde belirtilen sigortalının çalıştığı işten ayrıldıktan sonra yazılı istekte bulunması şarttır.
Yaşlılık aylığı bağlanma tarihi yakın olan sigortalıların Kuruma başvurması halinde kendilerine yaşlılık aylığı bağlanacak tarih yazılı olarak bildirilmekte ve böylece sigortalıların yazılı istek tarihine kadar çalışmasına imkan verilerek ücret ve diğer işçilik alacakları bakımından zarara uğramalarının önüne geçilmektedir. Kurum, yaşlılık aylığına esas belge ve bilgilere sahip olduğu gibi her türlü araştırma ve incelemeyi yapma imkanına da sahip olduğundan Kurumun emeklilik tarihine ilişkin hatalı yazısına güvenerek işten ayrılan kişilerin maddi zararlarının haksız fiil hükümleri çerçevesinde giderilmesi Sosyal Hukuk Devletinin bir gereğidir.
Haksız fiil, hukuka aykırı bir eylemle başkasına zarar verilmesidir. Haksız fiilden söz edilebilmesi için, şu dört unsurun birlikte bulunması zorunludur: Öncelikle ortada hukuka aykırı bir fiil bulunmalıdır. İkinci unsur, fiili işleyenin kusurudur. Üçüncü olarak, kusurlu şekilde işlenen ve hukuka aykırı olan bu fiil nedeniyle bir zarar doğmalıdır. Nihayet, doğan zarar ile, hukuka aykırı fiil arasında nedensellik bağı bulunmalıdır. Bu unsurların tümünün bir arada bulunmadığı, bir veya birkaç unsurun eksik olduğu durumlarda, haksız fiilin varlığından söz edilemez.
Yukarıda yer alan açıklamalar ışığında, Kurumun zarardan sorumlu tutulabilmesi için oluşan zarar ile Kurumun hatalı bildirimi arasında uygun bir illiyet bağı bulunmalı, bu çerçevede bildirimin sigortalıya tebliği ile işten ayrılma tarihi arasında uzunca bir sürenin geçip geçmediği, Kurum yazısının yanıltıcı ya da başka bir deyişle hatalı olduğunun kolaylıkla anlaşılabilir olup olmadığı ve davacının gerçekten de yaşlılık aylığı almak amacıyla işten ayrılıp ayrılmadığı özenle araştırılmalıdır. Sigortalı, Kurumun yazısına güvenerek değil de başka nedenlerle işten ayrılmış ise oluşan zarar ile Kurum işlemi arasında uygun nedensellik bağının bulunmadığı kabul edilmelidir.
Öte yandan, Borçlar Kanunu’nun 49.maddesine göre, şahsiyet hakkı hukuka aykırı bir şekilde tecavüze uğrayan kişi, uğradığı manevi zarara karşılık manevi tazminat namıyla bir miktar para ödenmesini dava edebilir. Kurumun, yaşlılık aylığının bağlanma tarihine yönelik hatalı bildirimi nedeniyle sigortalının üzüntü ve maddi sıkıntı yaşadığı anlaşılsa dahi kural olarak bu nitelikteki Kurum hatasının sigortalının şahsiyet hakkını hukuka aykırı bir şekilde tecavüze uğrattığı söylenemeyeceğinden bu hallerde manevi tazminata hükmedilemez.
Somut olayda, davacının istifa ederek işten ayrılması ile Kurumun bildirdiği emeklilik tarihi arasında yaklaşık 3 yıl olup davacının işvereni olan Türk Telekomünikasyon AŞ’nin emekliliğe teşvik amacıyla uygulamaya koyduğu “ek menfaat” den de yararlandığı açıktır. Davacının işten ayrıldığı tarihte yaşlılık aylığı koşullarına sahip olmadığının Kurumca bildirildiği ve davacının istifa dilekçesinde emeklilik hakkını kazanmadan istifa ettiğini açıkça belirttiği, davacının işten ayrılmasından sonra emlakçılık yaptığı, sigortalı olarak ilk defa çalışmaya başladığı 1.6.1981 tarihinden sonra 12.5.1966 olan doğum tarihinin mahkeme kararı ile 12.5.1964 olarak düzeltilmesi nedeniyle 46 yaşını dolduracağı 12.5.2012 tarihinden sonra emekliliğe hak kazanacağı 5510 sayılı Yasa’nın 38.maddesi gereği olup Kurum yazısının bu haliyle hatalı ve 12.5.2010 tarihinde emekliliğe hak kazanmasının mümkün bulunmadığının açıkça belli olduğu ve böylece davacının başlı başına Kurumun hatalı işlemine güvenerek emekli olmak amacıyla işten ayrılmadığı, oluştuğu söylenen zarar ile Kurum işlemi arasında uygun nedensellik bağının bulunmadığı anlaşılmaktadır. Öte yandan, mahkemece “Kurumun bildirdiği tarihte davacının emekli olamamasının davacıyı sarstığı” gerekçesiyle manevi tazminata hükmedilmiş ise de olayda BK.unun 49.maddesinin uygulanma koşulları da bulunmamaktadır.
Mahkemece yukarıda yazılı gerekçe doğrultusunda davacının maddi ve manevi tazminat istemlerinin tümden reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde davanın kısmen kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
Kabule göre de,
a-Asıl istem olan 3.000,00 TL ye dava tarihi olan 28.6.2010 tarihinden itibaren yasal faiz yürütülmesine karşın ıslahla arttırılan 16.800,00 TL ye ıslah tarihi yerine dava tarihinden de önceki 1.6.2010 tarihinden itibaren yasal faiz yürütülmesi,
b-Borcun doğumu haksız fiile bağlı olup BK.unun 60.maddesine göre tazminatın 1 ve 10 yıl içerisinde istenmesi gerektiği halde Kurumun 7.6.2010 tarihli red kararından sonra 28.6.2010 tarihinde asıl dava zamanaşımı süresinde açılmış ise de 01.11.2011 tarihli ıslahın zamanaşımına uğradığı gözetilmeden ıslah dilekçesi ile arttılan miktar da gözetilerek hüküm kurulması, doğru değildir.
O halde, davalı Kurumun bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ : Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 11/06/2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.