YARGITAY KARARI
DAİRE : 21. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/7671
KARAR NO : 2012/11610
KARAR TARİHİ : 18.06.2012
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
Davacı, sigortalılık başlangıç tarihinin yurt dışında çalışma başlangıcı olan 14/01/1991 olduğunun tespitiyle 01/10/2007 tarihinden itibaren emekli maaşı almaya hak kazandığının tespitine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.
Hükmün taraf vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
K A R A R
Dava; davacının sigortalı olarak çalışmaya başlama tarihinin 14.01.1991 tarihi olarak tespiti ve 01.10.2007 tarihinden itibaren yaşlılık aylığı almaya hak kazandığının tespiti istemine ilişkindir.
Mahkemece istemin kabulüne ilişkin verilen 26.05.2008 tarihli karar Dairemizin 12.10.2009 tarihli kararı ile davacının 4447 sayılı Yasa’nın 17. maddesi ile 506 sayılı Yasa’ya eklenen geçici 81 maddesinin yürürlüğe girdiği 08.09.1999 tarihinde Türkiye’de sosyal sigortalar kapsamında sigortalı olarak çalışması bulunmadığı gibi bu tarihte, 3201 sayılı Yasa kapsamında yapılmış bir borçlanması da bulunmadığı, bu durumda davacının yaşlılık aylığı bağlanma koşullarının 3201 sayılı Yasa kapsamında Kuruma borçlanmanın yapıldığı 03.08.2007 tarihinde yürürlükte bulunan 506 sayılı Yasanın 60/A-b maddesine göre değerlendirilerek sonucuna göre karar verilmesi gerektiği gerekçesi ile bozulmuş, mahkemece 26.05.2010 tarihli celsede bozma kararına uyulmasına karar verilmiş, ancak sonraki celse davacı vekilinin müvekkilinden aldığı talimat gereğince davayı takip etmemediklerini beyan etmesi, davalı vekilinin de davayı takip etmeyeceklerini bildirmesi nedeniyle dosya HUMK’nın 409. maddesi gereğince işlemden kaldırılmış, davacı vekilinin süresi içinde davayı yenilemesiyle dosyanın tekrar esasa alınmış ve ilk celse mahkemece bozma kararında direnilmesine karar verilmiştir. Direnme kararı üzerine Hukuk Genel Kurulu’nun 21.09.2011 tarih, 2011/21-445 E, 2011/532 K sayılı kararı ile mahkemece, bozmaya uyulmakla gerçekleşen usuli kazanılmış hak nazara alınarak hükmüne uyulan bozma gereklerinin yerine getirilmesi gerekirken, uyma kararından dönülüp direnme kararının verilmiş olmasının usul ve yasaya aykırı olduğu ve bozmayı gerektirdiği bildirilmiştir. Hukuk Genel Kurulu’nun anılan kararı üzerine mahkemece yapılan yargılama sonucu 21.02.2012 taihli karar ile davacının sigortalılık başlangıç tarihinin 14.01.1991 olduğunun tespitine ve yaşlılık aylığı ile ilgili talebinin reddine karar verilmiştir.
Davacının 3201 sayılı Yasa kapsamında Almanya’da geçen 14.01.1991 – 31.12.1998 tarihleri arasındaki 2867 gün, 03.05.2000 – 31.07.2001 tarihleri arasındaki 448 gün olmak üzere toplam 3315 günlük süreyi borçlanmak için davalı Kurum’a başvurduğu ve borçlanma bedeli olarak 11.602 TL ödediği, ayrıca yurtdışında ev hanımı olarak geçirdiği 15.08.1975 – 20.02.1981 tarihleri arasındaki 5 yıl 6 ay 5 günlük süre için de 9.800,85 TL’yi 08.03.2008 tarihinde borçlandığı ve 15 yıl 2 ay 17 gün sigortalı ve 5300 gün prim ödemesi bulunduğu konusunda ihtilaf yoktur. Uyuşmazlık, davacının yaşlılık aylığı şartlarının yurt dışı borçlanmasını yaptığı tarih olan 23.01.2007 tarihinde yürürlükte olan 506 sayılı Yasa’nın 60/A-b maddesi uyarınca mı, yoksa 23.05.2002 tarih ve 4759 sayılı Yasa’nın 3 maddesi ile değişik 506 sayılı Yasa’ya geçici 81/C madde hükümlerine göre mi belirleneceği noktasında toplanmaktadır.
506 sayılı Yasa’nın geçici 81/C-a maddesi, 23.05.2002 tarihinde 15 yıllık sigortalılık süresini kadın ise 50, erkek ise 55 yaşını doldurmuş ve 3600 gün malüllük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primi ödemiş bulunanlara istekleri halinde yaşlılık aylığı bağlanabileceğini kabul etmiştir. Yurt dışı hizmet borçlanmasının yapıldığı 23.01.2007 tarihinde yürürlükte bulunan 506 sayılı Yasa’nın 60/A-b maddesi ise sigortalının yaşlılık aylığından yararlanabilmesi için kadın ise 58, erkek ise 60 yaşını doldurmuş olması, 25 yıldan beri sigortalı bulunması ve en az 4500 gün prim ödemesi gerektiğini kabul etmiştir.
Her ne kadar bozma kararına uyma usulü kazanılmış hak doğurur ise de, usulü kazanılmış hakkı ortadan kaldıran yeni bir içtihadi birleştirme kararının çıkması, geçmişe etkili yeni bir yasanın yürürlüğe girmesi, usulü kazanılmış hak gereğince uygulanması gereken yasa hükmünün Anayasa Mahkemesi tarafından iptali, maddi hataya dayalı bir bozma kararına uyma gibi durumlar usulü kazanılmış hakkın gerçekleşmesine engel olur. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2004/21-298 E. 2004/252 K., 2003/11-277 E. 2003/295 K., 2006/15-275 E. 2006/366 K., 2001/2-430 E. 2001/ 432 K., 2006/4- 519 E. 2006/ 527 K. nolu kararları da bu yöndedir.
Somut olayda, 04.10.1955 doğumlu davacının sigortalılık başlangıç tarihinin 14.01.1991 olduğu, 06.09.2007 tahsis talep tarihi itibariyle 3201 sayılı Yasa kapsamında Almanya’da geçen 14.01.1991 – 31.12.1998 tarihleri arasındaki 2867 gün, 03.05.2000 – 31.07.2001 tarihleri arasındaki 448 gün olmak üzere toplam 3315 günlük süreyi ve ayrıca yurtdışında ev hanımı olarak geçirdiği 15.08.1975 – 20.02.1981 tarihleri arasındaki 5 yıl 6 ay 5 günlük süreyi borçlanarak 15 yıl 2 ay 17 gün sigortalılık ve 5300 gün prim ödemesi bulunduğu, davacının yaşlılık aylığı şartlarının 23.05.2002 tarih ve 4759 sayılı Yasa’nın 3. maddesi ile değişik 506 sayılı Yasa’nın geçici 81/C madde hükümlerine göre belirlenmesi gerektiği, Dairemiz bozma kararının maddi hataya dayalı olduğu ve kamu düzenini ilgilendiren bu davada davalı yararına usulü kazanılmış hak yaratmayacağı anlaşılmakla mahkemece yukarıdaki hususlar ışığında değerlendirme yapılarak sonuca varmak gerekirken yazılı şekilde karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davacı ve davalı Kurum’un bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ : Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 18/06/2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.