Yargıtay Kararı 21. Hukuk Dairesi 2013/10393 E. 2013/18259 K. 08.10.2013 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 21. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/10393
KARAR NO : 2013/18259
KARAR TARİHİ : 08.10.2013

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk (İş) Mahkemesi
DAVACILAR : …

Davacılar murisinin iş kazası sonucu ölümünden doğan maddi ve manevi tazminatın ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.
Hükmün, taraf vekillerince duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan ve temyiz konusu hükme ilişkin dava, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 438. maddesinde sayılı ve sınırlı olarak gösterilen hallerden hiçbirine uymadığından Yargıtay incelemesinin duruşmalı olarak yapılmasına ilişkin isteğin reddine karar verildikten sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
K A R A R

1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici nedenlere göre, davalıların tüm, davacıların aşağıdaki bendlerin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine,
2-Dava, iş kazası sonucu sigortalının vefatı nedeniyle yakınlarının(eş, çocuklar, anne, baba ve kardeşler) maddi ve manevi zararlarının giderilmesi istemine ilişkindir.
Mahkemece, davacı eş ve çocukların maddi istemlerinin kabulü ile ilk dava edilen kısımlarının olay tarihinden itibaren, ıslah edilen kısımlarının ıslah tarihinden itibaren yasal faizi ile davalılardan kusurları oranında tahsili ile davacılara ödenmesine, davacı eş ve çocuklar ile anne ve babanın manevi tazminat istemlerinin kısmen kabulü ile olay tarihinden itibaren yasal faizi ile davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacılara ödenmesine karar verilmiştir.
Dosyadaki kayıt ve belgelerin incelenmesinden; … Teftiş Kurulu Başkanlığı tarafından olayın iş kazası olduğunun tespit edildiği, davacı eş ve çocuklara Kurumca iş kazası sigorta kolundan ölüm geliri bağlandığı, hükme esas bilirkişi kusur raporunda olayın meydana gelmesinde, işveren davalı … …’un % 10, işverenin yetkilisi davalı … …’un % 10, alt işveren dava dışı … …’in % 50 kusurlu olduklarının belirtildiği anlaşılmaktadır.
Uyuşmazlık davacıların, dava açarken müteselsil sorumluluğa dayanıp dayanmadıkları noktasında toplanmaktadır. Birden çok kimsenin birlikte neden oldukları zarardan sorumluluklarını düzenleyen BK. nun 50. maddesi, ya da birden çok kimsenin değişik nedenlerle meydana getirdikleri aynı zarardan sorumluluklarını düzenleyen BK. nun 51. maddesi uyarınca (TBK’nun 61. Maddesi) ve aynı Yasanın 142. (TBK’nun 163.) maddesi hükmüne dayanarak davacı, zararının tümünü müteselsil sorumlulardan biri aleyhine açacağı bir dava ile isteyebileceği gibi, sorumluların hepsi aleyhine açacağı bir dava ile de talep edebilir.
Ancak, aynı Yasanın 141. (TBK 163) maddesi gereğince teselsül, ister yasadan, ister sözleşmeden doğmuş olsun, bu kuraldan yararlanma hakkı sadece zarara uğrayanın, daha geniş bir deyim ile alacaklınındır. Zarara uğrayan (alacaklı), bu hakkını kullanmadıkça, yani müteselsilen tahsil isteğinde bulunmadıkça, mahkeme re’sen onun yararına teselsül kuralını uygulayamaz. Çünkü, hakim istek ile bağlı olup, istek dışı karar veremez. HUMK’nun 74. (HMK 26) maddesi buna engeldir.
Ana kural bu olmakla ve davacının dava dilekçesinde müteselsilen sözcüğünü kullanmak suretiyle tahsil isteği bulunmamakla beraber; dava dilekçesindeki sözlerden ve ileri sürülen olaylardan ve bunların yorumundan, davacının dolaylı bir biçimde müteselsilen bir ödetme isteği bulunduğu anlaşıldığı takdirde, yukarıda belirtilen kuralın uygulanmasında yasal bir sakınca yoktur. Dairemizin ve giderek Yargıtay’ın yerleşmiş görüşleri de bu doğrultudadır. (Yargıtay HGK 15.05.1996 gün 1996/21-140E–1996/342K, 1996/21-104E-1996341K, sayılı kararları) Kuşku yoktur ki, yapılacak yorumlarda temel hüküm BK. nun 18. maddesidir. Bu genel yorum kuralı, dava sırasındaki bir beyanın, ya da dava ve cevap dilekçeleri ile tarafların yine dava sırasındaki yazılı bildirimlerinin yorumunda da uygulanır. Çünkü gerek dava dilekçeleri, gerekse tarafların dava sırasındaki sözlü ve yazılı diğer bildirimleri, kural olarak, birer hukuksal işlemdir ve her hukuk işlemi gibi BK. nun 18 (TBK’nun 19) ve MK. nun 2. maddeleri gereğince bildirimde bulunanın kullandığı sözlere bakılmayarak, afakî iyi niyet kurallarınca kullanılan sözlerden veya yazılardan ne gibi bir anlam çıkarılması gerektiği belli edilerek yorumlanmalı ve bu yorum sonucuna göre işlem yapılmalıdır.
Temyiz incelemesine konu olan bu davada, davacılar vekili tarafından düzenlenen 04.07.2008 günlü dava dilekçesinde, gerçekten açık bir şekilde müteselsilen sözcüğü kullanılmak suretiyle tahsil isteği mevcut değildir. Ne var ki, dava dilekçesinde davalı … …’un işveren, davalı … …’nun işveren vekili olduğu ve iş güvenliği önlemlerini almamaları nedeniyle iş kazasından sorumlulukları bulunduğu belirtildiği gibi, 07.11.2012 havale tarihli ıslah dilekçesinde davacıların maddi tazminat istemlerinin davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilinin talep edildiği açıkça belirtilmiştir. Bu duruma göre de davada teselsül kuralına dayanıldığı gözetilerek, gerçekleşen zararlara ilişkin istek doğrultusunda davalılardan müteselsilen tahsiline karar verilmesi gerekirken, yazılı olduğu gibi davalılardan kusurları oranında tahsili şeklinde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
3- İş kazası nedeniyle tazminat alacağı haksız fiile dayalı olup, faiz başlangıcı tazminatı doğuran zararlandırıcı olay tarihidir.
Somut olayda, dava konusu iş kazasının 23.05.2008 tarihinde meydana geldiği, dava dilekçesi ile maddi ve manevi tazminat istemlerinin olay tarihinden itibaren yasal faizi ile davalılardan tahsilinin talep edildiği gibi, davacı vekili tarafından sunulan 07.11.2012 havale tarihli ıslah dilekçesinde maddi tazminat istemleri artırılarak olay tarihinden itibaren yasal faizi ile tahsiline karar verilmesinin talep edilmesine göre, mahkemece maddi tazminat istemlerinin tamamına olay tarihinden itibaren faize hükmedilmesi gerekirken yanılgı ile ıslah edilen miktara ıslah tarihinden itibaren faize hükmedilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
4-6100 sayılı H.M.K’nın 297/2 maddesi “Hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların,sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gerekir.” hükmünü içermektedir. Buna göre Mahkemelerin taleplerden herbirini karşılama yükümlülüğü vardır.
Somut olayda; 28.03.2013 tarihli kararda davacı kardeşler …, … ve …’ın manevi tazminat istemleri hakkında olumlu ya da olumsuz bir karar verilmemesi usul ve yasaya aykırılık teşkil etmektedir.
Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular dikkate alınmadan hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O halde, davacıların bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacılara iadesine, aşağıda yazılı temyiz harcının temyiz eden taraflardan davalılara yükletilmesine, 08/10/2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.