YARGITAY KARARI
DAİRE : 21. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/10765
KARAR NO : 2013/17335
KARAR TARİHİ : 30.09.2013
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
Davacı, davalılardan işverene ait işyerinde Nisan 1987 – Haziran 2002 tarihleri arasında çalıştığının tespitine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.
Hükmün, davalılar vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
K A R A R
1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillere, hükmün dayandığı gerektirici nedenlere göre davalıların aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki diğer temyiz itirazlarının reddine,
2-Dava, davacının Nisan/1988-Haziran/2002 tarihleri arası her yıl 10 ay süreyle çalıştığının tespiti istemine ilişkindir.
Dairemizin, 27/09/2010 tarih ve 2009/12114 Esas 2010/9087 Karar sayılı bozma ilamı üzerine, mahkemece, davanın davalı SGK ve … yönünden kabulü ile; davacının davalı bakanlık nezdinde 16.10.1999 -.30.10.1999 dönemine ilişkin 15 günlük çalışma süresi hariç 01.04.1987 tarihinden 30.05.2002 tarihleri arası 4545 gün hizmet akdine dayalı olarak asgari ücretle çalışmış olduğunun tespitine, davalı dernek yönünden davanın husumet nedeniyle reddine, karar verilmiş ise de, bu sonuç davalı Kurum ve … yönünden usul ve yasaya uygun bulunmamıştır.
Davanın yasal dayanağını oluşturan 506 sayılı Yasa’nın 79/10. ve 5510 sayılı Yasa’nın 86/8. maddeleri bu tip hizmet tespiti davaları için özel bir ispat yöntemi öngörmemiş ise de davanın niteliği kamu düzenini ilgilendirdiği ve bu nedenle özel bir duyarlılık ve özenle yürütülmesi gerektiği Yargıtay’ın ve giderek Dairemizin yerleşmiş içtihadı gereğidir.
Öte yandan 506 sayılı Yasa’nın 79/10. ve 5510 sayılı Yasa’nın 86/8. maddelerine göre Yönetmelikle tespit edilen belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalıştıkları Kurumca tespit edilemeyen sigortalılar, çalıştıklarını hizmetlerinin geçtiği yılın sonundan başlayarak 5 yıl içerisinde mahkemeye başvurarak alacakları ilam ile ispatlayabilirlerse, bunların mahkeme kararında belirtilen aylık kazanç toplamları ile prim ödeme gün sayıları nazara alınır. Yasada yer alan 5 yıllık süre hak düşürücü olup mahkeme tarafından kendiliğinden nazara alınması gerektiği gibi davacının aynı işyerinde çalışmasını sürdürmesinin veya 5 yıllık hak düşürücü süre içerisinde tekrar aynı işyerine girerek çalışmasının, hak düşürücü sürenin işlemesine engel olmayacağı ve hak düşürücü sürenin, kesilmesi ve durmasının mümkün bulunmadığı hukuksal gerçeği de ortadadır.
İşverenin , çalıştırmış olduğu sigortalılara ait hangi belgeleri Kuruma vermesi gerektiği Kanun’un 79/1.maddesinde açıkça ifade edildiği üzere yönetmeliğe bırakılmıştır. Atıf yapılan Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliği’nin dördüncü kısmında işverence verilecek belgeler düzenlenmiştir. Bunlar, aylık sigorta primleri bildirgesi (SSİYön.Madde16) , dört aylık sigorta primleri bordrosu (SSİYön. Madde 17), sigortalı hesap fişi (SSİY. Yön. Madde 18) vs.dir. Yönetmelikte sayılan bu belgelerden birisinin dahi verilmiş olması halinde artık Kanun’un 79/10 (eski 8) maddesinde yer alan hak düşürücü süreden söz edilemez. Yargıtay uygulamasında anılan maddenin yorumu geniş tutulmakta; eğer sayılan belgelerden birisi işveren tarafından verilmişse burada Kurumun işçinin çalışmasından haberdar olduğu ve artık hizmet tespiti davası için hak düşürücü sürenin varlığından söz edilemeyeceği kabul edilmektedir.
Maddede belirtildiği üzere yönetmelikle tespit edilen belgelerin (işe giriş bildirgesi) verilmesi durumunda hak düşürücü süreden bahsedilemeyeceği gibi çalışmaların sigorta müfettiş raporu ile saptanması durumunda da hak düşürücü sürenin geçtiğinden sözedilemeyeceği açıktır. Davacıya ödenen ücretten sigorta primi kesilen hallerde, davacının iş ve sosyal sigorta mevzuatının öngördüğü sigorta hak ve yükümlülüklerini yerine getirmesi nedeniyle Kurumun Yasa’dan kaynaklanan denetim ve inceleme görevini yapmaması karşısında hak düşürücü sürenin işlemeyeceği kabul edilmelidir.
Davacının sigortalı çalışmalarının Kuruma kısmen bildirildiği hallerde, eksik bildirimlere yönelik olarak açılan davada hak düşürücü süre işlemeyecektir. (Hukuk Genel Kurulunun 23.06.2004 gün ve 2004/21-369 E, 2004/371 K. sayılı kararı )
Dosyadaki kayıt ve belgelerden, işyerinin MEB bağlı ilköğretim okulu olduğu, davacı adına dava dışı yerden 16/10/1999 tarihli işe giriş bildirgesinin Kuruma verildiği, yine dava dışı olan bu işyerinden 16/10/1999-30/11/1999 tarihleri arası 15 gün bildirim yapıldığı, 1999, 2000 ve 2002 yıllarına ait dönem bordrolarının getirtildiği, davacı tanıkları beyanlarında davacının ana okulunuda temizlik yaptığını belirterek fiili çalışmayı doğruladıkları, davalı tanıkları olan okulun müdür ve yardımcısı ise, davacının ara sıra geldiğini, günde 1-2 saat çalıştığını belirttikleri, bozma öncesi kararda 16/10/1999 tarihinden önceki dönemin hak düşürücü süre nedeniyle reddine karar verildiği anlaşılmaktadır.
Taraflar arasındaki uyuşmazlık, davacının hizmet tespitine yönelik talebinin bir kısmının hak düşürücü süreye uğrayıp uğramadığı ve çalışma olgusunun yöntemince araştırılıp araştırılmadığı noktasında toplanmaktadır.
Somut olayda, uyuşmazlık konusu dönem yönünden davacı adına davalı tarafından işe giriş bildirgesi verilmediği gibi herhangi bir bildirimde yapılmamıştır. Öte yandan, işyeri bir kamu işyeri olup, çalışanların kayıtlara geçirilmesi ve ücret ödemelerinin belgelere dayandırılması asıldır. Ancak bunlarla ilgilide herhangi bir bilgi ve belgede bulunmamaktadır. Uyuşmazlık konusu dönem içerisinde dava dışı yerden bildirim yapılmış olup, bildirimin yapıldığı tarihten önceki dönemin hak düşürücü süreye uğradığı hususunun dikkate alınmadığı, yine tarafların gösterdiği tanık beyanları arasında çelişki bulunduğu ve bu çelişkilerin giderilmediği, uyuşmazlık konusu dönemde okulda çalışan öğretmen, şef, hizmetli gibi kişilerin tespit edilip dinlenmediği ve böylece çalışma olgusunun yeterli ve gerekli bir araştırmayla hiç bir kuşku ve duraksamaya yer bırakmayacak sağlıklı bir biçimde belirlenmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
Yapılacak iş, tanık beyanları arasındaki çelişkileri gidermek, uyuşmazlık konusu dönemde okulda görev yapan öğretmen, şef, hizmetli gibi kişilerin tespit edilerek beyanlarını almak, 1999 yılında dava dışı yerden bildirim yapılmış olup, bildirimin başladığı tarihten önceki dönemin hak düşürücü süreye uğradığı hususuda dikkate alınıp, araştırma genişletilerek tüm deliller birlikte değerlendirilip sonucuna göre karar vermekten ibarettir.
Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular nazara alınmaksızın eksik araştırma ve inceleme sonucunda yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde davalıların bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 30/09/2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.