YARGITAY KARARI
DAİRE : 21. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/13633
KARAR NO : 2013/24147
KARAR TARİHİ : 17.12.2013
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
Davacı, iş kazası sonucu maluliyetinden doğan maddi ve manevi tazminatın ödetilmesi davasının yapılan yargılaması sonunda; ilamda yazılı nedenlerle, 300.736,64.-TL maddi ve manevi tazminatın yasal faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine ilişkin hükmün süresi içinde temyizen incelenmesi davalılar vekilince duruşma olarak talep edilmesi üzerine, dosya incelenerek işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 17/12/2013 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü … Alüminyum Doğrama Plastik İnş Dekorasyon Teks. San.Tic.Ltd.Şti. Ve … vekili Avukat … ile … vekili Avukat … ile karşı taraf vekili Avukat … geldiler. Duruşmaya başlanarak hazır bulunan Avukatların sözlü açıklamaları dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek aynı gün Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okundu, işin gereği konuşulup düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
K A R A R
1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillere, hükmün dayandığı gerektirici nedenlere, temyizin kapsamı ve temyiz nedenlerine göre davalıların aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki diğer temyiz itirazlarının reddine,
2-Dava 17.12.2008 tarihinde meydana gelen iş kazası sonucu % 73 oranında sürekli iş göremezliğe uğrayan sigortalı ile annesinin maddi tazminat ile sigortalı, annesi ve kardeşinin manevi tazminat istemlerine ilişkindir.
Mahkemece maddi tazminat istemlerinin kabulüne, manevi tazminat istemlerinin ise kısmen kabulüne karar verilmiş ve bu karar süresinde davalı taraf vekillerince temyiz edilmiştir.
Davacının iş kazası sonucu % 73 oranında sürekli iş göremezliğe uğradığı olayda davacının % 20 oranında kusurlu bulunduğu, % 80 oranındaki kusurun ise asıl ve alt işveren ile işyeri yetkilileri oldukları anlaşılan davalılara ait bulunduğu dosya içeriğinden anlaşılmaktadır.
Gerek mülga B.K’nun 47 ve gerekse yürürlükteki 6098 sayılı T.B.K’nun 56. maddesinde hakimin bir kimsenin bedensel bütünlüğünün zedelenmesi durumunda, olayın özelliklerini göz önünde tutarak, zarar görene uygun bir miktar paranın manevi zarar adı ile ödenmesine karar verebileceği öngörülmüştür. Hakimin olayın özelliklerini göz önünde tutarak manevi zarar adı ile zarar görene verilmesine karar vereceği para tutarı adalete uygun olmalıdır.Hükmedilecek bu para, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir fonksiyonu olan özgün bir nitelik taşır. Bir ceza olmadığı gibi, mamelek hukukuna ilişkin zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. O halde, bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenilen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. 26.06.1966 günlü ve 7/7 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı’nın gerekçesinde takdir olunacak manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartlar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar her olaya göre değişebileceğinden hakim bu konuda takdir hakkını kullanırken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir.
Hakimin bu takdir hakkını kullanırken, ülkenin ekonomik koşulları tarafların sosyal ve ekonomik durumları paranın satın alma gücü, tarafların kusur durumu olayın ağırlığı davacının sürekli iş göremezlik oranı, işçinin yaşı, olay tarihi gibi özellikleri göz önünde tutması, hükmedilecek tutarın manevi tatmin duygusu yanında caydırıcılık uyandıran oranda olması gerektiği de söz götürmez.
Bu ilkeler gözetildiğinde davacı … yararına hüküm altına alınan 120.000,00-TL manevi tazminatın biraz fazla olduğu açıkça belli olmaktadır.
Maddi tazminat gelince:
Davacının asgari ücret ile çalıştığı uyuşmazlık konusu değildir. Nitekim hükme esas alınan hesap bilirkişi raporunda davacının olay tarihindeki ücretinin 638,70-TL olduğu kabul edilmiş olup, anılan ücret 16 yaşından büyük işçi olay tarihinde yürürlükte bulunan asgari ücretin 30 günlük karşılığıdır. Nitekim Sigorta gelir bağlama kararındaki ücret ile hesap raporunda belirtildiği üzere hizmet cetvelindeki ücrette asgari ücrettir. Ne var ki kazalının karşılanmayan zararının hesaplanması sırasında olay tarihindeki brüt asgari ücretin aynı tarihteki net asgari ücrete oranlanarak bulunan 1,17 katsayısı ile takip eden dönemde bilinen ve bilinmeyen devre hesabının yapılması isabetli değildi. Kaldı ki olay tarihi ücretinin netleştirilmesi sırasında bulunan 542,90-TL nin fazla hesaplandığı ortadadır.
Öte yandan olay tarihinde 18 yaşında olan davacının zorunlu askerlik hizmetinde geçireceği sürenin göz ardı edilerek, bu dönemin tazminat hesabına katılması suretiyle geçici iş göremezlik dönem zararının fazla çıkarılması da hatalıdır.
Sigortalının maddi zararının hesaplanması sırasında 60 yaşından sonra pasif devredeki zararının da dikkate alınması Dairemizin ve giderek Yargıtay’ın istikrar kazanmış içtihatları ile uyumludur. Pasif dönemde herhangi bir işte çalışılmasa bile, ekonomik bir değer taşıyan salt yaşamsal faaliyetlerinin sürdürülmesi nedeniyle, sigortalının emsallerine göre fazla efor sarf edeceği ve bu durumun sigortalı bakımından zarar oluşturacağı açıktır. Ancak vasıflı bir işin görülmesi söz konusu olmadığına göre pasif devre zararının hesabında esas alınacak ücret asgari ücrettir. Pasif devre zararının hesabı sırasında asgari ücretin netleştirilirken asgari geçim indirimini dikkate alınması gerekir. Zira 01.01.2008 tarihinden itibaren yürürlüğe giren 5615 sayılı Yasanın 2.maddesiyle değişik 193 sayılı Gelir Vergisi
Kanununun Asgari geçim indirimi başlıklı 32.maddesine göre “Ücretin gerçek usulde vergilendirilmesinde asgarî geçim indirimi uygulanır. Asgarî geçim indirimi; ücretin elde edildiği takvim yılı başında geçerli olan ve sanayi kesiminde çalışan 16 yaşından büyük işçiler için uygulanan asgarî ücretin yıllık brüt tutarının; mükellefin kendisi için % 50’si, çalışmayan ve herhangi bir geliri olmayan eşi için % 10’u, çocukların her biri için ayrı ayrı olmak üzere; ilk iki çocuk için % 7,5 diğer çocuklar için % 5’idir. Gelirin kısmî döneme ait olması halinde, ay kesirleri tam ay sayılmak suretiyle bu süreye isabet eden indirim tutarları esas alınır. Asgarî geçim indirimi, bu fıkraya göre belirlenen tutar ile 103 üncü maddedeki gelir vergisi tarifesinin birinci gelir dilimine uygulanan oranın çarpılmasıyla bulunan tutarın, hesaplanan vergiden mahsup edilmesi suretiyle uygulanır. Mahsup edilecek kısmın fazla olması halinde iade yapılmaz.” Pasif devre zararının hesaplanması sırasında esas alınan asgari ücret, bir çalışmanın karşılığı değil ekonomik bir değer taşıyan yaşamsal faaliyetlerin sürdürülmesinin karşılığı olarak kabul edildiğine göre, ücretle fiilen çalışanlara uygulanmak için getirilen asgari geçim indiriminin, ücretli bir çalışmanın söz konusu olmadığı pasif devre zararının hesaplanması sırasında dikkate alınamayacağı ortadadır. Hal böyle olunca da asgari ücret yerine, asgari ücretin 1,17 katı ile ve asgari geçim indiriminin dikkate alınmak suretiyle belirlenen ücretle sigortalının pasif devre zararının hesaplanmasının isabetsiz olduğu ortadadır.
Davacının maddi zararının hesaplanması sırasında kalan ömründe yeniden protez ihtiyacının olacağının ve bunların işverence karşılanmasının gerektiğinin kabulü de isabetli değildir. Gerçekten, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Yasası; iş kazası nedeniyle işverenin sigortalısına karşı, işe Kurumca el koyuncaya kadar sağlık yardımlarını yapma ve vizite kağıdı düzenleme dışında bir yükümlülüğünü hükme bağlamamıştır. Aksine; sözü edilen Yasanın, 63. maddesi; iş kazasının oluşumundan itibaren her türlü sağlık yardımları ile Kurumun sorumlu olduğunu kabul etmiştir. Sözü edilen yasanın iş kazası ve meslek hastalığı sigorta kolunun getiriliş amaç ve nedeni; sigortalıların belirtilen türde bir zararla karşılaşmaları halinde onları doğrudan koruma altına alma ve kendilerine yardım yapacak kuruluşu belirlemektir. Şu duruma göre, bir iş kazası nedeniyle, sigortalının başvuracağı mercii kendisini bu yönden güvenceye alan, Kurum ve onların sağlık kuruluşlarıdır. İşveren, bu tür zararlandırıcı olayların meydana gelmesi durumlarında; artık sigortalısına karşı; muhatap olmaktan çıkar, Kurum doğrudan devreye girer. Esasen işveren de, belirtilen sigorta kolu nedeniyle Yasanın belirlediği oranda prim ödemek ve ayrıca koşulları varsa, Kurumun yaptığı harcamaları Kuruma geri vermekle sorumlu tutulmuştur. Bu nedenle, gerek sigortalı gerekse işveren, iş kazası ve meslek hastalığı sigorta kolundan birbirlerine karşı değil, doğrudan Kuruma karşı sorumludurlar. Kaldı ki, dava konusu olayda; olay sonrasında kullanılan protez bedelinin de davalı tarafça karşılandığı ortadadır.
Mahkemece sigortalının geçici iş göremezlik döneminde tedavinin ağırlıklı olarak hastanede sürdüğü dönemde davacı anne yararına bakım ücretine karar verilmişse de varılan bu sonuç da hatalı olmuştur. Bu yönüyle davanın yasal dayanağı 5510 sayılı Yasanın 65. Maddesi olup anılan düzenleme gereğince tıbbi olarak zorunlu ise bu bakım giderinden sorumluluk işverene değil Kuruma aittir. Kaldı ki bakım giderinin işverenden istenebilmesi söz konusu olsa bile bunu isteyecek olan bakım hizmetini veren değil bakım hizmetinden yararlanan, diğer bir deyişle kazalıdır. Hal böyle olunca, bakım giderine yönelik istemin reddi yerine yazılı şekilde davacı … yararına maddi tazminat karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olmuştur.
Mahkemece yukarıda açıklanan maddi ve hukuksal olgular dikkate alınmadan yazılı şekilde hüküm kurması usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O halde, davalıların bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul olunmalı ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenle BOZULMASINA, davalılar yararına takdir edilen 990.00.-TL duruşma Avukatlık parasının karşı tarafa yükletilmesine, temyiz harcının istek halinde davalılara iadesine, 17/12/2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.