Yargıtay Kararı 21. Hukuk Dairesi 2013/13910 E. 2013/21240 K. 19.11.2013 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 21. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/13910
KARAR NO : 2013/21240
KARAR TARİHİ : 19.11.2013

MAHKEMESİ :İş Mahkemesi

Davacı, iş kazası sonucu maluliyetinden doğan maddi ve manevi tazminatın ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin reddine karar vermiştir.
Hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.

K A R A R
1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle, kanuni gerektirici sebeplere göre davacının aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki sair temyiz itirazlarının reddine,
2-Dava, sigortalının iş kazası nedeniyle maddi ve manevi zararlarının giderilmesi istemine ilişkindir.
Mahkemece kanıtlanamayan davanın reddine karar verilmiştir.
Dosyadaki kayıt ve belgelerin incelenmesinden; davacı sigortalının davalılardan … İnş. A.Ş.’ye ait iş yerinde davalı … aracılığı ile işe başladığını ve 13.08.2009 tarihinde iş kazası geçirdiğini iddia ettiği, Sosyal Güvenlik Kurumu Kontrol Memuru tarafından düzenlenen raporda davacının iddiaları yönünde bir tespit yapılamadığından olayın iş kazası olarak değerlendirilmesinin mümkün olmadığının belirtildiği, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İş Müfettişi tarafından düzenlenen raporda davacı ve davalılar arasında işçi işveren ilişkisi kurulamadığı ve iş güvenliği yönünden inceleme yapılamadığının belirtildiği, Mahkemece 28.06.2011 tarihli duruşmada ara karar ile Sosyal Güvenlik Kurumundan gelen belgeleri inceleyip beyanda bulunmak üzere davacı vekiline 10 günlük süre verildiği, davacı vekilinin bu sürede beyanlarını bildirmediği ve takip eden duruşmaya katılmayarak mazeret dilekçesi ibraz ettiği, 01.11.2011 tarihli karar duruşmasına da davacı vekilinin katılmadığı, davalı Anitta İnş. A.Ş. vekilinin ise davayı takip etmek istediklerini beyan etmesi sonucu davaya devam olunarak talebin reddine dair karar verildiği anlaşılmaktadır.
Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından karşılanmayan zararın ödetilmesine ilişkin davalarda (tazminat davaları) öncelikle haksız zenginleşmeyi ve mükerrer ödemeyi önlemek için Kurum tarafından sigortalıya bağlanan gelirin peşin sermaye değerinin tazminattan düşülmesi gerektiği Yargıtay’ın oturmuş ve yerleşmiş görüşlerindendir. Diğer yandan, sigortalıya bağlanacak gelir ve hükmedilecek tazminatın miktarını doğrudan etkilemesi nedeniyle, işçide oluşan meslekte güç kayıp oranının hiçbir kuşku ve duraksamaya yer vermeksizin kesin olarak saptanması gerekir. Kurumca sigortalıya gelir bağlanabilmesi için öncelikle zararlandırıcı olayın iş kazası niteliğince olup olmadığının tespiti ön sorundur. İş kazasının tespiti ile ilgili ihtilaf Sosyal Güvenlik Kurumunun hak alanını doğrudan ilgilendirmekte olup, tazminat davasında kurum taraf değildir.
Öte yandan, 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 165/2. maddesinde, “ bir davanın incelenmesi ve sonuçlandırılması başka bir davanın veya idari makamın çözümüne bağlı ise mahkeme, ilgili tarafa görevli mahkemeye veya idari makama başvurması için uygun bir süre verir. Bu süre içinde görevli mahkemeye veya idari makama başvurulmadığı takdirde, ilgili taraf bu husustaki iddiasından vazgeçmiş sayılarak esas dava hakkında karar verilir.” hükmü düzenlenmiştir.
Yapılacak iş; dava konusu olayın Kurumca iş kazası kabul edilmemesi nedeniyle, 6100 sayılı HMK’nun 165/2. maddesi de gözönünde tutularak, davacı vekiline duruşmaya katılması halinde tefhim edilerek, katılmaması halinde muhtıra çıkarılarak Sosyal Güvenlik Kurumu ve hak alanını etkileyeceğinden işveren aleyhine “iş kazasının tespiti” davası açması için önel vermek, tespit davasını bu dava için bekletici sorun yaparak çıkacak sonuca göre, olayın iş kazası olduğunun kabul edilmesi halinde Kuruma müracaat ederek sürekli iş göremezlik oranının belirlenmesi giderek iş kazası sigorta kolundan sürekli iş göremezlik geliri bağlanması için önel vermek ve çıkacak sonuca göre bir karar vermektedir.
Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular dikkate alınmadan hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O halde, davacı tarafın bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, BOZULMASINA, 19/11/2013 gününde oyçokluğuyla karar verildi.

KARŞI OY
Duruşmaya yalnız bir taraf gelirse, hakim mutlaka o tarafa davaya devam etmek isteyip istemediğini sormalıdır. Gelen taraf davaya devam etmek isterse, dava gelmeyen tarafın yokluğunda görülüp sonuçlandırılarak gelmeyen tarafın aleyhine hüküm kurulabilir. Duruşmaya gelmeyen davacı, doğal olarak iddiasını ispatlayamayacağı için dava red ile sonuçlanır. Aksi halde, yani gelmeyen taraf aleyhine hüküm kurulamazsa, gelen tarafın davaya devam etmesinin bir anlamı kalmaz.
Bozma kararına göre somut olayda, “dava konusu olayın kurumca iş kazası kabul edilmemesi nedeniyle, davacı vekiline duruşmaya katılması halinde tefhim edilerek, katılmaması halinde muhtıra çıkarılarak sosyal güvenlik kurumu ve hak alanını etkileyeceğinden işveren aleyhine “iş kazası tespiti” davası açması için önel verilmesi gerektiği” belirtilmiştir. Başka bir ifadeyle davalı kendi aleyhine dava açılması için muhtıra gideri ödemek zorunda bırakılmaktadır.
Medeni usul hukukunda kural olarak tasarruf ilkesi geçerlidir (HMK m.24). Bu ilke uyarınca Kanunda açık bir hüküm olmadıkça, kimse kendi lehine de olsa bir davayı açmaya ve açılmış olan bir davayı da sonuna kadar takip etmeye zorlanamaz. Taraf davayı açmazsa, sadece bunun yaptırımlarıyla karşılaşır. Davacı taraf açmış olduğu davayı takip etmek istemediğine göre, bu davanın karara bağlanması için açılması ve beklenmesi gereken bir davayı açmaya zorlanamaz. Somut olayda, davacı tarafı böyle bir davayı açmaya zorlayacak açık bir kanun hükmü bulunmamaktadır.
Davacı tarafın varlığını iddia ettiği kazanın iş kazası olup olmadığınının tespiti, belirlenecek tazminatın miktarı ve davalının tazminattan sorumlu olup olmaması bakımından elbette önemlidir. Ancak davacı davasını takip etmemekle bütün bu sonuçları göze almış demektir. Bu nedenle, davayı takip etmeyen davacıya mahkeme tarafından muhtıra çıkarılarak bir dava açması gerektiği ihtar edilemez. Bu dava takip edilsin ya da edilmesin hakimce re’sen yürütülecek dolayısıyla, kamu düzenini ya da kamu yararını ilgilendiren bir dava da değildir. Kaldı ki, somut olaydaki tazminat davasında mahkeme görevi kapsamında olmakla bunun bir iş kazası olup olmadığını ön sorun olarak tespit edebilirdi. Velev ki iş kazasının tespitinin ayrı bir davaya konu yapılıp bekletici sorun yapılması gerektiğini kabul etsek bile HMK m. 165/2 hükmüne göre mahkeme davayı takip etmesi halinde davacı tarafa bu hususta dava açması için uygun bir süre verir. Taraf bu süre içinde dava açmazsa, bu husustaki iddiasından vazgeçmiş sayılır ve esas davada karar verilir. Ancak somut olaydaki gibi duruşmaya gelmeyerek davayı kendi açısından takipsiz bırakan dolayısıyla, davayı takip etmeme iradesini ortaya koyan davacı bakımından mahkeme 165/2 madde hükmünü uygulayarak davacıya muhtıra tebliğ edemez. Davayı takip etmek davacının başta gelen yükümlülüklerinden birisidir. Mahkemenin adeta taraf yerine geçerek onun hakkını koruması düşünülemez. Taraf, hak arama talebini yönelttiği mahkemede, bu talebini elde etmek için üzerine düşen görevi yapmıyorsa sonucuna kendisi katlanmalıdır. Kaldı ki mahkeme taleple bağlıdır. Talepten fazlasına veya başka bir şeye karar veremez. Taraf başlangıçta dava açarak tazminat talep etmiştir, ancak şimdi davayı takip etmeyerek hak arama talebini takipsiz bırakmıştır. Mahkemenin tazminat istemini içeren bu davada karar vermesi iş kazası tespiti davasının açılması ve bunun sonucuna bağlı olsa da, tespit davasını açması gereken davacı esas davasını takipsiz bırakmakla davadaki iddiasından vazgeçmiş sayılmalı ve gerekirse aleyhine karar verilebilmelidir. Bekletici sorun yapılması davacı tarafça takip edilen dava için söz konusudur. Davayı takip eden davalı taraf da böyle bir dava açmaya zorlanamayacağına göre, davayı takipsiz bırakan davacı aleyhine karar verilebilecektir. Bu nedenle yerel mahkeme kararı yerinde olmakla onanmalıdır. Sayın çoğunluğun bozma yönündeki görüşüne katılmıyorum.