Yargıtay Kararı 21. Hukuk Dairesi 2013/15669 E. 2013/20234 K. 11.11.2013 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 21. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/15669
KARAR NO : 2013/20234
KARAR TARİHİ : 11.11.2013

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk (İş) Mahkemesi

Davacılar, murisinin iş kazası sonucu ölümünden doğan maddi ve manevi tazminatın ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.
Hükmün, davacılar ve davalı vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
K A R A R

1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillere, hükmün dayandığı gerektirici nedenlere göre taraf vekillerinin aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki diğer temyiz itirazlarının reddine,
2-Dava, 26.10.2010 tarihinde meydana gelen iş kazası sonucu ölen sigortalının haksahiplerinin maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir.
Mahkemece,davacı anne … için 17.360,30TL maddi-15.000,00TL manevi, davacı baba … için 12.906,10TL mddi-15.000,00TL manevi ve diğer davacı … için ayrı ayrı 5.000,00’erTL manevi tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Dosya kapsamındaki kayıt ve belgelerden;davacı baba …’in Kurumdan yaşlılık aylığı aldığı ve bu nedenle Kurumun bu davalıya ölen çocuğundan ötürü iş kazası sigorta kolundan tahsisinin bulunmadığı, davacı anne … bakımından ise çocuğu sigortalı … …’in vefatı nedeniyle iş kazası sigorta kolundan tahsis olup olmadığı hususunun Mahkemece araştırılmadan neticeye varıldığı,hükme esas alınan hesap raporunda Türk Borçlar Kanunu’nun 55.maddesi kapsamında Kurumun rücu imkanının bulunmaması nedeniyle hesaplanan tazminattan Kurum tahsislerinin düşülmediğinin açıklandığı,davaya konu iş kazasında sigortalı … …’in kusursuz olduğu anlaşılmıştır.
1.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 55. maddesinde, “ Destekten yoksun kalma zararları ile bedensel zararlar, bu Kanun hükümlerine ve sorumluluk hukuku ilkelerine göre hesaplanır. Kısmen veya tamamen rücu edilemeyen sosyal güvenlik ödemeleri ile ifa amacını taşımayan ödemeler, bu tür zararların belirlenmesinde gözetilemez; zarar veya tazminattan indirilemez.”hükmüne yer verilmiştir.
Adalet Komisyonu’nun 55. madde gerekçesine göre; “sosyal güvenlik ödemelerinin, denkleştirme (indirim) işlevi görebilmesi, onun sorumluluğu doğuran olaya sebebiyet verenlere rücu edilebilmesine bağlıdır. Bu kural gereği, rücu edilemeyen sosyal güvenlik ödemeleri; teknik arıza, tam kaçınılmazlık hallerindeki ödemeler, bu tazminatlardan indirilemez. Bağlanan gelirlerin, işçinin kusuru ve kaçınılmazlık gibi nedenlerle rücu edilemeyen kısmı da indirilemez. Bir kısmı rücu edilemeyen miktar dahi denkleştirilemeyeceği gibi, zarar görenin kusuruna (müterafık kusura) yansıyan sosyal güvenlik ödemeleri, tahsis tarihinden sonra meydana gelen sosyal güvenlik ödemelerindeki artışlar, kısmi kaçınılmazlık ve teknik arıza halindeki ödemeler ve benzerleri rücu edilemediğinden bu miktarlar dahi denkleştirilemez.”
Öte yandan, 6101 sayılı Türk Borçlar Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanun 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Kanunun 2. maddesine göre “Türk Borçlar Kanununun kamu düzenine ve genel ahlaka ilişkin kuralları, gerçekleştirildikleri tarihe bakılmaksızın bütün fiil ve işlemlere uygulanır”.Dairemizin ve giderek Yargıtay’ın yerleşmiş görüşleri, Kurumca bağlanan gelirlerin peşin sermaye değerinin ve geçici işgöremezlik ödeneklerinin hesaplanan zarardan indirilmesi, Kurumun rücu hakkının korunması ve mükerrer ödemeyi önleme ilkesine dayandığından, kamu düzenine ilişkin olarak kabul edilmiştir. Kaldı ki, 6098 sayılı Kanunun 55. maddesi de emredici bir hükme yer verdiğinden gerçekleştiği tarihe bakılmaksızın tüm fiil ve işlemlere uygulanmalıdır.
Yine destek kavramı hukuki bir ilişkiyi değil fiili bir durumu ifade eder. Ne hısımlığa ve nede yasanın nafaka hakkındaki hükümlerine dayanmaz.Bu yönüyle davanın yasal dayanağı 506 sayılı Yasa’nın değişik 24. maddesidir ve bu madde kapsamına göre haksahibinin ölen sigortalının desteğinde kabul edilebilmesi için 2022 sayılı Kanuna göre bağlanan aylık hariç olmak üzere Kurumdan her ne ad altında olursa olsun gelir veya aylık almaması gerekir.
Ayrıca Borçlar Kanunu’nun 47. maddesi hükmüne göre hakimin özel halleri göz önünde tutarak manevi zarar adı ile sigortalı yakınlarına verilmesine karar vereceği bir para tutarı adalete uygun olmalıdır. Hükmedilecek bu para, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir fonksiyonu olan özgün bir nitelik taşır. Bir ceza olmadığı gibi, mamelek hukukuna ilişkin zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. O halde, bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenilen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. 22.06.1966 günlü ve 7/7 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararının gerekçesinde takdir olunacak manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartlar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar her olaya göre değişebileceğinden hakim bu konuda takdir hakkını kullanırken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir. Hakimin bu takdir hakkını kullanırken, ülkenin ekonomik koşulları,tarafların sosyal ve ekonomik durumları,paranın satın alma gücü, tarafların kusur durumu,olayın ağırlığı,davacının sürekli iş göremezlik oranı, işçinin yaşı, olay tarihi gibi özellikleri göz önünde tutması, hükmedilecek tutarın manevi tatmin duygusu yanında caydırıcılık uyandıran oranda olması gerektiği de söz götürmez ve yine 22.06.1966 gün 1966/7-7 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı’nın gerekçesinde de açıklandığı üzere zarar görenin müterafik kusurunun varlığı halinde bu durumun manevi tazminatın takdirinde göz önünde bulundurulması gerekir.
Bu açıklamalardan olarak somut olayda, davacı baba …’in Kurumdan yaşlılık aylığı aldığının anlaşılmasına göre vefat eden çocuğu … …’in desteğinde olmadığı açıktır. Hal böyle olunca bu davacı bakımından davanın kabulü doğru olmamıştır. Bunun yanında yukarıda da belirtildiği üzere iş kazalarından kaynaklanan tazminat davaları nitelikce Kurum tarafından karşılanmayan zararların tazminine ilişkin olduğundan davacı anne …’e Kurum tarafından iş kazası sigorta kolundan bir tahsisin olup olmadığı hususu araştırılmadan, Kurum’un bu tahsisinin rücuya tabi olması nedeniyle hesaplanacak tazminattan tenzil edilemeyeceğini belirten hesap raporuna itimat edilerek neticeye varılması da doğru değlildir. Şöyle ki 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun yürürlüğe girmesiyle artık Kurum tahsislerinden sadece rücuya tabi olanları hesaplanan tazminattan mahsup edilecektir. Rücuya tabi Kurum tahsisi ise sigortalının kusuruna isabet eden Kurum tahsisinin, toplam Kurum tahsisinden indirilmesi ile ortaya çıkarılacak bir değer olup somut olayda kazazede …’ın anılan iş kazasında kusurunun bulunmamasına göre Kurum tahsisinden indirilmesi gereken bir miktar da bulunmamaktadır.Bu durumda davacı anne zararı bakımından var ise Kurum tahsislerinin tamamı hesaplanan tazminattan düşünmelidir.Mahkemece bu hususun göz ardı edilerek … gerekçelerle neticeye varılması da doğru görülmemiştir. Bunun yanında anılan iş kazasında davacılar yakını sigortalı …’ın hiç kusurunun bulunmaması , vefat eden sigortalının çok genç oluşu ile tarafların sosyal ekonomik durumları göz önüne alındığında tüm davacılar yararına karalaştırılan manevi tazminatlar da ayrıca azdır.
O halde, taraf vekilleri’nin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde temyiz edenlere iadesine, 11.11.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.