YARGITAY KARARI
DAİRE : 21. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/16497
KARAR NO : 2013/21787
KARAR TARİHİ : 25.11.2013
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
Davacılar, murisi tasarruf teşvik kesintileri, katkı payı, nema alacağının tespitine, faiziyle tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, görev yönünden reddine karar vermiştir.
Hükmün davalılardan Kurum ve … vekillerince temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
K A R A R
1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillere, hükmün dayandığı gerektirici nedenlere göre davalı Kurum vekilinin tüm; davalı … Müsteşarlığı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki diğer temyiz itirazlarının reddine,
2-Davacı, tasarruf teşvik ve nema alacağı ile konut edindirme yardımı alacağının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece, “Davanın görev yönünden reddine” ve yargılama giderleri ve vekalet ücreti hususunda karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir.
Kamu kurumu niteliğinde olan davalılara husumet yöneltilerek kurumu belli doğrultuda tasarruf kesintisi, kurum katkısı ve nema alacağının ödenmesine ilişkin idari işlem tesis etmeye zorlayıcı hüküm kurulması amaçlandığına göre; talebin idari nitelik taşıdığı açıktır.
Ayrıca tasarruf kesintilerinin ilgililerin iradeleri dışında, idarenin kamu gücü kullanılarak yapıldığı, konunun kamu hukuku alanına ilişkin olduğu gözetildiğinde ve tasarruf kesintisi, kurum katkısı ve nemaların tahsili istemiyle, idareye karşı açılan davanın görüm ve çözümünde, idari yargı yerinin görevli olduğuna dair Uyuşmazlık Mahkemesi 06.12.2010 tarih ve 2010/186-256 E-K sayılı kararı da dikkate alındığında bu tür bir uyuşmazlığın idari yargı yerinde görülmesi gerekir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 16.01.2013 tarihli 2012/22-1657 Esas ve 2013/1 Karar sayılı ilamı da bu yöndedir.
Şu durumda davalılar Başbakanlık Hazine Müsteşarlığı ve … hakkındaki dava, 2577 sayılı yasanın 2. maddesi ve uyarınca adli yargının görevi dışında kalmaktadır. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 114/1-b maddesinde yargı yolunun caiz olmaması, dava şartı olarak düzenlenmiştir. Eğer davada, yargı yolu caiz değilse; “Davanın yargı yolunun caiz olmaması nedeniyle usulden reddine” karar verilmesi gerekir.
Öte yandan; Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin, ‘Görevsizlik, yetkisizlik, dava ön şartlarının yokluğu veya husumet nedeniyle davanın reddinde, davanın nakli ve açılmamış sayılmasında ücret’ başlığını taşıyan 7/1.maddesine göre “Görevsizlik, yetkisizlik nedeniyle dava dilekçesinin reddine, davanın nakline veya davanın açılmamış sayılmasına; delillerin toplanmasına ilişkin ara kararı gereğinin yerine getirilmesinden önce karar verilmesi durumunda, Tarifede … ücretin yarısına, karar gereğinin yerine getirilmesinden sonraki aşamada ise tamamına hükmolunur. Şu kadar ki, davanın görüldüğü mahkemeye göre hükmolunacak avukatlık ücreti ikinci kısmın ikinci bölümünde … miktarları geçemez.”
Tarifenin 7/1.maddesinde ifadesini bulan “delillerin toplanmasına ilişkin ara kararı gereğinin yerine getirilmesi” kavramının 01.11.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı HMK’nın basit yargılama usulünü düzenleyen 316-322.maddeleri çerçevesinde nasıl anlaşılması gerektiğinin açıklanması gerekmektedir.
HMK’nın 318.maddesine göre “Taraflar dilekçeleri ile birlikte, tüm delillerini açıkça ve hangi vakıanın delili olduğunu da belirterek bildirmek; ellerinde bulunan delillerini dilekçelerine eklemek ve başka yerlerden getirilecek belge ve dosyalar için de bunların bulunabilmesini sağlayan bilgilere dilekçelerinde yer vermek zorundadır.”
HMK’nın “Ön İnceleme ve Tahkikat” başlıklı 320.maddesine göre mahkeme, mümkün olan hâllerde tarafları duruşmaya davet etmeden dosya üzerinden karar verebilir ise de daha önce karar verilemeyen hâllerde mahkeme, ilk duruşmada dava şartları ve ilk itirazlarla hak düşürücü süre ve zamanaşımı hakkında tarafları dinler; daha sonra tarafların iddia ve savunmaları çerçevesinde, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları tek tek tespit eder. Uyuşmazlık konularının tespitinden sonra hâkim, tarafları sulhe teşvik eder. Tarafların sulh olup olmadıkları, sulh olmadıkları takdirde anlaşamadıkları hususların nelerden ibaret olduğu tutanağa yazılır; tutanağın altı hazır bulunan taraflarca imzalanır. Tahkikat bu tutanak esas alınmak suretiyle yürütülür.
Tahkikat, iki tarafın esas dava hakkında göstereceği bütün iddia ve savunmaların birlikte incelendiği, tarafların gösterdikleri delillerin ileride hükme esas alınmak üzere ispat hukuku kurallarına göre değerlendirildiği aşamadır. Ön inceleme aşamasında veya öncesinde HMK’nın 318.maddesine uygun bir biçimde taraflarca deliller sunulmuş olsa dahi tahkikat aşamasına geçilmediği müddetçe delillerin ispat hukuku kuralları çerçevesinde değerlendirilmesine de geçilmez. Bu nedenledir ki tahkikat aşamasına geçilmeyen hallerde delillerin sunulmuş olması Tarifenin 7/1. maddesinde ifadesine göre delillerin toplanmasına ilişkin ara kararı gereğinin yerine getirilmesi olarak nitelendirilemez. Tahkikat aşamasına geçilmesi halinde ise delillerin Yasa’nın 318.maddesine uygun bir biçimde ön inceleme aşamasında veya öncesinde yada tahkikat aşamasında sunulması halinde Tarife ile belirlenen ücretin tamamına hükmedilmesi gerekir.
Yukarıda yer alan hukuki açıklamalar ışığında, mahkemece ön inceleme aşamasında karar verilmesi halinde Tarife ile belirlenen avukatlık ücretinin yarısına, tahkikat aşamasında karar verilmiş ise delillerin tahkikat aşamasında veya daha önce sunulmuş olması koşuluyla Tarife ile belirlenen avukatlık ücretinin tamamına, tahkikat aşamasında karar verilmiş ancak deliller sunulmamış ise yine Tarife ile belirlenen avukatlık ücretinin yarısına hükmedilmesi gerekir.
Öte yandan, iki tarafın esas dava hakkında göstereceği bütün iddia ve savunmalar birlikte incelenmediği takdirde gerçek anlamda tahkikat aşamasına geçildiği kabul edilemeyeceğinden; ön inceleme duruşmasının sona erdiği belirtilerek usulen tahkikat aşamasına geçilmesi veya ön inceleme ile tahkikat aşamasının birleştirilerek aynı oturumda görülmesi hallerinde dahi avukatlık ücretinin yukarıdaki gibi belirlenmesi gerekir.
Somut olayda, mahkemece, “Davanın görev yönünden reddine” ve yargılama giderleri ve vekalet ücreti hususunda karar verilmesine yer olmadığına karar verildiği, yukarıda açıklanan maddi ve hukuki olgular çerçevesinde, yargı yolunun caiz olmaması halinde, “Davanın görev yönünden reddine” değil; “Davanın yargı yolunun caiz olmaması nedeniyle usulden reddine” karar verilmesi gerektiği, ayrıca, davada, vekalet ücreti hususunda karar verilmesine yer olmadığına karar verildiği, davada, “delillerin toplanmasına ilişkin ara kararı gereğinin yerine getirildiği” kabul edilerek Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 7/1.maddesine göre Tarife ile belirlenen maktu avukatlık ücretinin tamamına hükmedilmesi gerekirken … şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
Ne var ki bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden HUMK’un 438/7.maddesi uyarınca hüküm bozulmamalı düzeltilerek onanmalıdır.
SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle karardaki hüküm kısmının (1.) paragrafının silinerek, yerine “Davanın yargı yolunun caiz olmaması nedeniyle usulden reddine”, yine hüküm kısmının (4.) paragrafının silinerek, yerine “Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince 1.320,00 TL avukatlık ücretinin davacıdan alınarak davalı … Müsteşarlığı’na ödenmesine,” rakam ve sözcüklerinin yazılmasına ve hükmün bu düzeltilmiş şekli ile ONANMASINA, 25/11/2013 gününde oybirliğiyle ile karar verildi.