YARGITAY KARARI
DAİRE : 21. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/4270
KARAR NO : 2013/10409
KARAR TARİHİ : 21.05.2013
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
Davacı, iş kazası sonucu maluliyetinden … maddi tazminatın ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.
Hükmün taraf vekillerince temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
K A R A R
1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillere, hükmün dayandığı gerektirici nedenlere göre, tarafların aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki diğer temyiz itirazlarının reddine,
2-Dava 25.03.2008 tarihinde meydana gelen iş kazası sonucu % 11,30 oranında sürekli iş göremezliğe uğrayan sigortalının maddi tazminat istemine ilişkindir.
Mahkemece davacının maddi tazminat isteminin kısmen kabulüne karar verilmiş ve bu karar süresinde davacı ve davalı taraf vekillerince temyiz edilmiştir.
Dava, sigortalının, iş kazası sonucu sürekli iş göremezliği nedeniyle uğramış olduğu zararın, Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından karşılanmayan bölümünün giderilmesi istemine ilişkindir.
Davanın bu yönüyle yasal dayanağını, 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununu oluşturmaktadır. Kanunun 55. maddesinde, “ Destekten yoksun kalma zararları ile bedensel zararlar, bu Kanun hükümlerine ve sorumluluk hukuku ilkelerine göre hesaplanır. Kısmen veya tamamen rücu edilemeyen sosyal güvenlik ödemeleri ile ifa amacını taşımayan ödemeler, bu tür zararların belirlenmesinde gözetilemez; zarar veya tazminattan indirilemez.” hükmüne yer verilmiştir.
Öte yandan, 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe girmen 6101 sayılı Türk Borçlar Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanunun 2. Maddesinde, Türk Borçlar Kanununun kamu düzenine ve genel ahlaka ilişkin kurallarının, gerçekleştirildikleri tarihe bakılmaksızın bütün fiil ve işlemlere uygulanacağı düzenlenmiş olup, Dairemizin ve giderek Yargıtay’ın yerleşmiş görüşleri gereğince,, Kurumca bağlanan gelirlerin peşin sermaye değerinin ve geçici iş göremezlik ödeneklerinin hesaplanan zarardan indirilmesi, Kurumun rücu hakkının korunması ve mükerrer ödemeyi önleme ilkesine dayandığından, kamu düzenine ilişkindir. Hal böyle olunca ve özellikle 6098 sayılı Kanunun 55. Maddesindeki düzenleme emredici bir hükme yer verdiğinden gerçekleştiği tarihe bakılmaksızın tüm fiil ve işlemlere uygulanması gerektiği açık ve seçiktir.
Davaya konu iş kazası 5510 sayılı Kanunun yürürlük tarihinden önce meydana geldiğinden, Kurumca rücu edilebilen peşin değer 506 sayılı Kanunun 26. maddesine göre belirlenmelidir. Anılan maddenin kısmen iptaline ilişkin Anayasa Mahkemesinin 21.03.2007 gün ve 26649 sayılı Resmi Gazetede yayınlanan 23.11.2006 gün ve E: 2003/10, K: 2006/106 sayılı Kararı karşısında Kurumun rücu hakkının yasadan … kendine özgü ve sigortalı yada hak sahiplerinin hakkından bağımsız basit rücu hakkına dönüşmüş olması karşısında, rücu davasında, ilk peşin değerli gelirin tazmin sorumlularının kusuruna isabet eden miktarla sınırlı şekilde hüküm kurulması gerekir.
Yukarıda açıklanan ilkeler doğrultusunda, Kurumca bağlanan gelirlerin ilk peşin değerinin rücu edilebilecek kısmının hesaplanarak, bilirkişi raporunda belirlenen zarar tutarından indirilmesi gerekirken, yazılı şekilde fazla indirim yapılarak hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
Davalıların tazminat hesabına esas alınan ücrete yönelik temyiz itirazlarına gelince; Mahkemece 30.10.2012 tarihli hesap raporunun, davacının olay tarihinde asgari ücretin 1,495 katı ücret ile çalıştığına ilişkin tanık bayanlarına göre tazminatın hesaplandığı 2. Bölümünün hükme esas alınması isabetsizdir.
İş kazası sonucu sürekli iş göremezlik nedeniyle sigortalının maddi tazminatının hesaplanmasında, gerçek ücretin esas alınması koşuldur. Öte yandan, gerçek ücretin ise; işçinin kıdemi ve yaptığı işin özelliği ve niteliğine göre işçiye ödenmesi gereken ücret olduğu, işyeri veya sigorta kayıtlarına geçmiş ücret olmadığı Yargıtay’ın yerleşmiş görüşlerindendir.
Somut olayda, davacının işyerinde saha işçisi olarak çalıştığı, diğer bir deyişle düz işçi olduğu dosya içerisindeki bilgi ve belgelerden anlaşılmaktadır. Bu vasıftaki bir işçinin yalnızca tanık anlatımlarına dayanılarak asgari ücretin üzerinde bir ücretle çalıştığının kabulü isabetsizdir.
Yapılacak iş, asgari ücretin üzerinde ücret alma iddiasında bulunulduğuna göre, davacının düz işçi olduğunun kabulü ile yaptığı iş, mesleki kıdemi, eğitim durumu, yaşı belirtilmek suretiyle ilgili meslek kuruluşundan bilinen devrede sigortalının alabileceği ücretleri sormak, benzer işyerlerinde çalışan ve emsal işi yapanların ücretlerini araştırmak suretiyle işçinin gerçek ücretini belirlemek, belirlenen bu ücretle sigortalının tazminatını yeniden hesaplatmak, davacıya SGK tarafından bağlanan gelirinin ilk peşin sermaye değerinin rücu edilebilir bölümünü hesaplanan bu zarardan indirmek ve sonucuna göre karar vermekten ibarettir.
Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular göz önünde bulundurulmaksızın yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, tarafların bu yönleri temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde temyiz eden taraflara iadesine 21/05/2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.