YARGITAY KARARI
DAİRE : 21. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/9438
KARAR NO : 2013/18928
KARAR TARİHİ : 22.10.2013
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk (İş) Mahkemesi
Davacı, iş kazası sonucu maluliyetinden doğan maddi ve manevi tazminatın ödetilmesi davasının yapılan yargılaması sonunda; ilamda yazılı nedenlerle, 442.508,27.-TL maddi ve manevi tazminatın yasal faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine ilişkin hükmün süresi içinde temyizen incelenmesi taraf vekillerince istenilmesi ve davalı vekilince de duruşma talep edilmesi üzerine, dosya incelenerek işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 22/10/2013 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü davalı … ile vekili Avukat … geldiler. Davacı adına gelen olmadı. Davacı vekili duruşmaya katılamayacağına dair mazeret dilekçesi gönderdi. Duruşmaya başlanarak hazır bulunan davalı asil ile Avukatının sözlü açıklamaları dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek aynı gün Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okundu, işin gereği konuşulup düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
K A R A R
Dava 13.02.2011 tarihinde meydana gelen iş kazası sonucu yardıma muhtaç % 100 oranında sürekli iş göremezliğe uğrayan sigortalının maddi ve manevi zararlarının giderilmesi istemine ilişkindir.
Mahkemece davacının maddi tazminat isteminin kabulüne, manevi tazminat isteminin ise kısmen kabulüne karar verilmiş ve bu karar süresinde davacı ve davalı vekillerince temyiz edilmiştir.
Davacıda belirlenen sürekli iş göremezlik oranın % 100 olduğu ve bakıma muhtaç bulunduğuna ilişkin Sosyal güvenlik Kurumu Başkanlığı Ankara … Merkezinin 09.03.2012 tarihli kararlarında, sürekli iş göremezlik durumunun 01.02.2014 tarihinde kontrolünün gerektiği belirtilmiştir. Öte yandan, sigortalıda oluşan sürekli iş göremezlik oranının, sigortalıya bağlanan gelirin peşin sermaye değeri ile tazminatın miktarını doğrudan etkilediği ise söz götürmez. Hal böyle olunca, sigortalıya bağlanacak gelir ve hükmedilecek tazminatın miktarını doğrudan etkilemesi nedeniyle, işçide oluşan meslekte kazanma güç kayıp oranının hiçbir kuşku ve duraksamaya yer vermeksizin saptanması gerektiği açık-seçiktir. Her ne kadar başkasının yardımı olmadan hayatını ikame ettiremeyeceğine ilişkin … raporu ile hastalığın iyileşmeyeceğine ilişkin … Kurumu Adana Şube Müdürlüğünce düzenlenmiş raporlar dosya içerisine sunulmuş ise de bunun sürekli iş göremezlik oranının da değişmeyeceğine ilişkin olduğu ve kontrol kaydını kaldırdığının kabulü mümkün değildir.
Yapılacak iş, sigortalıda oluşan meslekte kazanma güç kayıp oranının değişip değişmediği yöntemince araştırılmak ve sonucuna göre karar vermekten ibarettir.
Kabul ve uygulama bakımından ise:
Gerek mülga B.K’nun 47 ve gerekse yürürlükteki … sayılı T.B.K’nun 56. maddesinde hakimin bir kimsenin bedensel bütünlüğünün zedelenmesi durumunda, olayın özelliklerini göz önünde tutarak, zarar görene uygun bir miktar paranın manevi zarar adı ile ödenmesine karar verebileceği öngörülmüştür. Hakimin olayın özelliklerini göz önünde tutarak manevi zarar adı ile zarar görene verilmesine karar vereceği para tutarı adalete uygun olmalıdır. Bedensel bütünlük eş deyişle vücut bütünlüğü kavramının fizik bütünlük yanında ruhsal bütünlüğü ve sağlığı da kapsadığı tartışmasızdır. Olayın özelliklerinin neler olduğu 22.6.1966, 7/7 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında açıklanmıştır. Bunlar her olayda değişebilir. Bu nedenle hakiminin kararında bu özellikleri objektif ölçülere göre göstermesi gerekir.
Manevi tazminatın tutarını belirleme görevi hakimin takdirine bırakılmış ise de hükmedilen tutarın uğranılan manevi zararla orantılı, duyulan üzüntüyü hafifletici olması gerekir.
Hakimin bu takdir hakkını kullanırken, ülkenin ekonomik koşulları tarafların sosyal ve ekonomik durumları paranın satın alma gücü, tarafların kusur durumu olayın ağırlığı, davacının sürekli iş göremezlik oranı, işçinin yaşı, olay tarihi gibi özellikleri göz önünde tutması, bunun yanında olayın işverenin sağlığı ve güvenliği önlemlerini yeterince alınmamasından kaynaklandığı da gözetilerek gelişen hukuktaki yaklaşıma da uygun olarak tatmin duygusu yanında caydırıcılık uyandıran oranda manevi tazminat takdir edilmesi gerektiği açıkça ortadadır. ( HGK 23.6.2004, 13/291-370)
Bu ilkeler gözetildiğinde davacı yararına hüküm altına alınan 30.000,00-TL manevi tazminatın az olduğu açıkça belli olmaktadır.
Öte yandan davacı iş müfettişine düz işçi olarak işe girdiğini, yaptığı işin sıvacılara harç hazırlamak ve taşımak olduğunu, beyan ettiği ve bu beyanın davalının hazırlık aşamasında verdiği kazalı ile sıvacı amelesi olarak anlaştığına ilişkin anlatımla uyumlu bulunduğu ve beyanının davacıyı bağlayacağı göz ardı edilerek inşaat işçisi yerine, sıva ustası olduğunun kabulü ile emsallerinin ücreti üzerinden hesaplama yapılması hatalı olmuştur. Davacının uzun zamandır sıva ustası olduğuna ilişkin cevap dilekçesindeki beyanın dilekçenin bütünü değerlendirildiğinde, inşaat işlerinde tecrübesinin bulunduğu ve kazanın davacının dikkatsizliğinden kaynaklandığını vurgulamayı amaçladığı açıktır. Dava ve cevap dilekçesinin yorumu ve değerlendirilmesi Hakime aittir.
Mahkemece davalıya ait taşınmazlar üzerine tedbir uygulandığı görülmektedir. HMK’nun 389 vd. maddeleri gereğince Mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkânsız hâle geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hâllerinde, uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebilmesi mümkün ise de, uygulanacak tedbirin de, hakkın elde edilmesini sağlama amacına hizmet etmesi, diğer bir deyişle uygulanacak tedbir ile elde edilecek hak arasında uyarlılık bulunması gerekir. Tedbir ceza değildir. Alacağa kavuşulmasındaki endişenin giderilmesi amaçlı verilmesi gerekir. Alacak miktarı ile tedbir konusu arasında orantı bulunmalıdır. Her ne kadar sonradan terkin edilse de değerlerinin dava konusu edilen alacak miktarının çok üzerinde olduğu anlaşılan miktarda taşınmaz kaydı üzerine tedbir uygulanması isabetli olmamıştır.
Mahkemece yukarıda açıklanan maddi ve hukuksal olgular dikkate alınmadan, yazılı şekilde hüküm kurması usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O halde, tarafların bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul olunmalı ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenle BOZULMASINA, Bozma nedenine göre sair hususların şimdilik incelenmesine yer olmadığına, davalı yararına takdir edilen 990.00.-TL duruşma Avukatlık parasının karşı tarafa yükletilmesine, temyiz harcının istek halinde taraflara iadesine, 22/10/2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.