YARGITAY KARARI
DAİRE : 21. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2015/13113
KARAR NO : 2016/6633
KARAR TARİHİ : 14.04.2016
Davacı, davalılardan işverene ait işyerinde geçen çalışmalarının tespitiyle sigorta başlangıç tarihinin 15/02/1997 olduğuna karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kabulüne karar vermiştir.
Hükmün davalılar vekillerince temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
K A R A R
Dava, davacının 15.02.1997-30.07.1997 tarihleri arasında Eğitim Merkezine bağlı olarak geçen ve Kuruma bildirilmeyen sigortalı çalışmalarının tespiti ile davacının sigorta başlangıç tarihinin 15.02.1997 tarihi olduğunun tespiti istemine ilişkindir.
Mahkemece, davanın kabulü ile hükümde yazılı şekilde karar verilmiş ise de bu sonuca eksik araştırma ve inceleme ile gidilmiştir.
Dosyadaki kayıt ve belgelerden; . arasında 03.03.1997 ve 01.08.1997 tarihlerinde Atölyeleri açılmak ve işletilmek üzere sözleşme imzalandığı, sözleşmelerde; Halk Eğitim Merkezi tarafından cam finitaj işletmeciliği yapmak üzere atölyelerin (meslek edinme kurslarının) açılacağı, bu atölyelerde üretilecek cam eşyalar için malzemenin firma tarafından verileceği, atölyenin giderlerinin firma tarafından karşılanacağı, yeni başlayan kursiyerlere asgari ücretin 2/3’ünün, daha önce çalışan usta kursiyerlere asgari ücret ödeneceğinin kararlaştırıldığı, Sarayönü Halk Eğitim Merkezi tarafından ücretin şirketçe ödendiğinin ileri sürüldüğü, Eğitim Müdürlüğü adına tescilli 42413 sicil numaralı işyerinden davacı adına 15.02.1997 tarihinde işe giriş bildirgesinin verildiği, Eğitim Müdürlüğünün 21.08.2014 tarihli yazısında; davacının 15.02.1997 – 30.07.1997 tarihleri arasında 800 saatlik Cam Dekor Kurusunu başarı ile tamamladığının belirtildiği, davacının ihtilaflı dönemde 3308 sayılı Kanuna tabi aday çırak, çırak veya öğrenciler listesinde yer aldığı, Sarayönü Halk Eğitim Müdürlüğünün 21.02.1997 tarihli yazısında; davacının da aralarında bulunduğu bir kısım kişiler ile ilgili olarak 3308 sayılı Kanunun 18. maddesine göre düzenlenen işe giriş bildirgelerinin gönderildiğinin belirtildiği, davacıdan uzun vadeli sigorta kollarına tabi sigortalılık nedeniyle kesinti yapılmadığı, davacı bordrosunun çeşitli ödemeler bordrosu olarak düzenlendiği görülmüştür.
Uyuşmazlık işverenin kim olduğu ve davacının çalışmalarının 506 sayılı Kanuna tabi çalışmalardan olup olmadığı noktasındadır.
Davanın yasal dayanağı 5510 sayılı Kanun’un geçici 7/1’inci maddesi uyarınca uygulama alanı bulan mülga 506 sayılı Kanun’un 4, 79 ve 108’inci maddeleri olup; tespiti istenen dönemde 05.07.1977 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan 2089 sayılı Çırak, Kalfa ve Ustalık Kanunu yürürlükte olduğundan uyuşmazlığın bu kanun hükümleri ile 506 sayılı Kanunun 2 ve 3’üncü maddelerine göre çözümlenmesi gerekmektedir.
506 sayılı Kanunun 4. maddesi uyarınca, “Bu kanunun uygulanmasında 2 nci maddede belirtilen sigortalıları çalıştıran gerçek veya tüzel kişiler “İşveren” dir. İşveren nam ve hesabına işin yönetimi görevini yapan kimseler “İşveren vekili” dir. Bu kanunda geçen işveren deyimi işveren vekilini de kapsar.”
Dava konusu olayda; her ne kadar davacı adına Eğitim merkezi adına tescilli numaralı işyerinden işe giriş bildirgesi verilmiş ise de; Eğitim Merkezinin bu bildirgeleri ile yaptığı sözleşme çerçevesinde vermesi, sözleşme uyarınca işyerinde görevlendirilecek kişilerin ile varılacak mutabakat sonucu belirlenmesi, kullanılacak malzemenin tarafından temin edilmesi, atölyelerin giderlerinin tarafından ödenmesi gibi hususlar nazara alındığında, .’nin işveren konumunda olup olmadığının tartışılması gerekmektedir.
Öte yandan; olağan olarak sigortalılık niteliği, 506 sayılı Kanun’un 2’nci maddesine göre hizmet akdinin kurulması ve 6’ncı madde gereğince çalışmaya başlanması ile edinilir. Aynı Kanun’un “Sigortalı Sayılmayanlar” başlıklı 3/II-B maddesinde; “Özel kanunda tarifi ve nitelikleri belirtilen çıraklar hakkında, çıraklık devresi sayılan süre içinde analık, malullük, yaşlılık ve ölüm sigortaları ile bu Kanunun 35 inci maddesi hükümleri uygulanmaz.” hükmü öngörülmüştür. Atıf yapılan ve tespit döneminde yürürlükte bulunan 2089 sayılı Kanunun 4’üncü maddesi çırağı; “Bu kanuna tabi bir sanatı, o sanat için düzenlenen teorik ve pratik öğrenim programına göre o iş yerinde öğrenmek amacı ile bir çıraklık sözleşmesi ile bir işyeri sahibinin hizmetine giren kimse…” olarak tanımlamıştır. Kanunun 5’inci maddesine göre çırak olabilmek için 12 yaşından küçük, 18 yaşından büyük olmamak gerekir. Bu hükümler çerçevesinde taraflar arasındaki ilişkinin niteliği belirlenirken, başka bir ifade ile, davacının uyuşmazlığa konu dönemde çırak olup olmadığına karar verilirken, çalışma ilişkisine bakılmalıdır. Gerçekten de çıraklık sözleşmesinde, akdi ilişkinin üstün niteliği çalışma olgusu değil, sigortalıya bir meslek ve sanatın öğretilmesidir. Çırak, işyerinde üretimle ilgili çalışmalara bilfiil katılıyor, meslek ve sanat eğitimi arka planda tutuluyorsa, bu durumda çıraklık ilişkisinden söz edilemeyecektir.
Dosya içeriğinden; davacının çalışmasının. arasında imzalanan sözleşmeler uyarınca olduğu, davacı adına verilen işe giriş bildirgesinde “Çırak” ibaresinin yazılı olmadığı, davacının çalışmalarının üretime yönelik olup olmadığı, üretime yönelik ise başlangıçtan itibaren mi üretime yönelik olduğu, yoksa belirli bir süre eğitime tabi tutulup ondan sonra mı üretime yönelik olduğunun araştırılmadığı, buna göre eksik inceleme ve araştırma ile karar verildiği görülmüştür.
Mahkemece yapılacak iş; öncelikle dava dışı şirketine de husumet yöneltip davaya dahil etmesi için davacıya süre vermek, ondan sonra; hem davacıdan hem da davalılardan davacının ihtilaflı dönemde herhangi bir eğitime tabi tutulup tutulmadığını, tutulmuş ise süresini sormak, ücretin kim tarafından ödendiğini netleştirmek, dosyada mevcut “aday çırak, çırak veya öğrencilerin listesi” başlıklı belgelerden ve dönem bordrolarından isimleri bulunan kişiler arasından re’sen seçilecek tanıkları dinleyerek, davacının çalışmasının şekli ve niteliği, üretime yönelik olup olmadığı, emir ve talimatların kimden alındığı konusunda beyanlarını almak, buna göre öncelikle işverenin kim olduğunu belirlemek, ondan sonra davacının çalışmalarının niteliğini tespit etmek ve varılacak sonuca göre hüküm kurmaktan ibarettir.
Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular göz önünde bulundurulmaksızın, eksik inceleme ve araştırma sonucu davanın kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davalıların bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 14/04/2016 gününde oybirliğiyle karar verildi.