Yargıtay Kararı 21. Hukuk Dairesi 2015/14313 E. 2016/6449 K. 11.04.2016 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 21. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2015/14313
KARAR NO : 2016/6449
KARAR TARİHİ : 11.04.2016

Davacı, 02/12/2013 tarihli tahsis talebinden emekli maaşı bağlandığı tarihe kadar hak ettiği birikmiş emekli maaşından şimdilik 1.000.TL.’nin tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin reddine karar vermiştir.
Hükmün, davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.

K A R A R

Dava, davacının ilk tahsis talep tarihi olan 02/12/2013 tarihinden kendisine yaşlılık aylığının bağlandığı tarih olan 28/01/2015 tarihine kadar hak ettiği birikmiş aylığının şimdilik 1000 TL sinin davalıdan tahsiline karar verilmesi gerektiği istemine ilişkindir.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.
Davaya son veren taraf işlemlerinden biri olan feragat davanın taraflardan birinin ( davacının ) netice-i talebinden vazgeçmesidir. Feragat ile ancak mevcut davadan değil o dava ile istenilen haktan da vazgeçilir. Davadan feragat sonucunda feragata konu teşkil eden hak tamamen düşer ve artık bir daha dava konusu yapılamaz.
1982 Anayasa’sının 12. maddesinde herkesin kişiliğine bağlı dokunulamaz, devredilemez, vazgeçilemez temel hak ve hürriyetlere sahip olduğu 60.madde de ise herkesin sosyal güvenlik hakkına sahip olduğu hükmüne yer verilmiştir. Bu iki hüküm birlikte değerlendirilecek olursa sosyal güvenlik hakkının kişiye sıkı sıkıya bağlı dokunulamaz ve feragat edilmez bir hak olduğu sonucuna ulaşılır.
506 sayılı Yasanın 6. maddesinde de bu ilke aynen benimsenerek çalışanların işe alınmalarıyla kendiliğinden sigortalı olduğu, bu suretle sigorta olmak hak ve yükümlülüğünden kaçınılamayacağı ve vazgeçilemeyeceği, sözleşmelere sosyal sigorta yardım ve yükümlerinin azaltmak veya başkasına devretmek yoluyla hükümler konulamayacağı belirtilmiştir. Bu haliyle sigortalı olmak kişi bakımından hem bir hak hem de yükümlülüktür.
Dosyadaki kayıt ve belgelerden, davacının ilk olarak 02/12/2003 tarihinde 506 sayılı Yasa kapsamında yaşlılık aylığı tahsis talebinde bulunduğu, davacının İş Mahkemesi’nde hem Kurum’a bildirimi yapılan çalışmaların davacıya ait olduğunun tespiti hem de 02/12/2003 tarihinden itibaren yaşlılık ayına hak kazandığının tespiti istemli olarak 24/07/2013 tarihinde açmış olduğu sayılı dava dosyasının yargılaması esnasında davacı vekilinin duruşmadaki beyanı ile yaşlılık aylığı tahsis talebinden vazgeçildiğinin belirtildiği, bunun üzerine İş Mahkemesi’nin 04/09/2013 tarihli ve Karar no lu ilamı ile “davanın kısmen kabulü ile; sigorta sicil numarasının ve bu sicil numarası ile geçen tüm çalışmaların davacı doğumlu N.. Ö..’e ait olduğunun tespitine, davacının

– 02/12/2013 tarihli tahsis talebinin geçerli olduğunun tespiti yönündeki talebinin reddine” şeklinde hüküm kurulduğu, kurulan hükmün Yargıtay incelemesinden geçmek suretiyle 13/02/2014 tarihli onama ilamı ile kesinleştiği, davacının 10/04/2014 tarihinde yapmış olduğu tahsis başvurusu ile 26/08/1964-30/11/2003 tarihleri arasında 506 sayılı Yasa kapsamında geçen hizmetleri karşılığı 01/05/2014 tarihinden itibaren yaşlılık aylığına hak kazandığı, eldeki dosyada Mahkemece İş Mahkemesi’nin sayılı dosyası kapsamında 02/12/2013 tarihli tahsis talebinin geçerli sayılması yönündeki talepten feragat edilmiş olması nedeniyle davanın reddine karar verildiği karar verildiği anlaşılmaktadır.
Somut olayda, davacının İş Mahkemesi’nin sayılı dosyası kapsamında tahsis talebinin geçerli sayılması yönündeki isteminden feragat etmesi, sosyal güvenlik hakkından da feragat ettiği anlamına gelmez. Süresinde olmak kaydı ile davacının aynı konuda her zaman dava açması mümkün iken Mahkemece davanın reddine karar verilmesi hatalı olmuştur.
Yapılacak iş; davanın nitelikçe kamu düzenine ilişkin olduğu ve sosyal güvenlik hakkından feragat etmenin de mümkün olmadığı göz önünde tutularak işin esasına girerek sonuca gitmekten ibarettir.
Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular göz önünde tutulmaksızın hatalı değerlendirme neticesi yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 11/04/2016 gününde oybirliğiyle karar verildi.