Yargıtay Kararı 21. Hukuk Dairesi 2015/19910 E. 2016/5949 K. 05.04.2016 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 21. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2015/19910
KARAR NO : 2016/5949
KARAR TARİHİ : 05.04.2016

Davacı, maluliyet durumunun tespitine, 5510 sayılı Kanun kapsamında maluliyet aylığı almaya hak kazandığına, aksi yöndeki işleminin iptaline karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kabulüne karar vermiştir.
Hükmün, davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.

K A R A R

Dava, davacının malul olduğunun ve maluliyet oranının tespiti istemine ilişkindir.
Mahkemece, yargılama sonucunda 14.07.2015 tarihli oturumda, tefhim edilen kısa kararda; “davanın kabulü ile, davacının yönetmeliğin 4. bölüm 12. madde (a) fıkrası gereğince çalışma gücünün % 60’ını kaybetmiş olması nedeniyle malul sayılmasının tespitine” karar verildiği, ancak UYAP ortamındaki kısa karar ile hem fiziki hem de UYAP ortamındaki gerekçeli kararın hüküm bölümünde; “davanın kabulü ile, davalı kurumun 27.11.2013 tarih fark prim borcuna ilişkin tahakkuk ettirilen 293,60 TL sigorta primi ve 9.163,02 TL gecikme zammı nedeniyle borçlu olmadığının tespitine” şeklinde dava konusu olmayan bir konu ile ilgili olarak hüküm kurulduğu anlaşılmaktadır.
Yargıtay sayılı ilamında değinildiği üzere, 10.04.1992 tarih, Sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı, hâkimin tefhim etmiş olduğu kısa kararla gerekçeli kararın uyum içinde olması gerektiğini öngörmektedir. Yargı erkinin görev ve yetkisi, Anayasa ile yasaları amaçlarına uygun olarak yorumlayıp uygulamak, keza İçtihadı Birleştirme Kararlarının bağlayıcılığını gözetmekten ibarettir. Kısa kararla gerekçeli karar arasındaki çelişkiye cevaz verilmemesinin amacı, kamunun mahkemelere olan güveninin sarsılmamasına yöneliktir. Tefhim edilen hüküm başka, gerekçeli karardaki hüküm başka ise bu durumun mahkemelere olan güveni sarsacağı tartışmasızdır.
Öyle ki, İçtihadı Birleştirme Kararında bu konuya çok büyük bir önem verilmiş, çelişkinin varlığı tespit edildiği takdirde, başka hiçbir incelemeye gerek görülmeksizin ve tarafların bu konuyu temyiz sebebi yapıp yapmadıklarına bakılmaksızın kararın salt bu nedenle bozulması gerektiğine işaret edilmiştir.
…/…
HMK.’ nın 294. maddesi; “(1) Mahkeme, usule veya esasa ilişkin bir nihai kararla davayı sona erdirir. Yargılama sonunda uyuşmazlığın esası hakkında verilen nihai karar, hükümdür.(2) Hüküm, yargılamanın sona erdiği duruşmada verilir ve tefhim olunur. (3) Hükmün tefhimi, her hâlde hüküm sonucunun duruşma tutanağına geçirilerek okunması suretiyle olur. (4) Zorunlu nedenlerle sadece hüküm sonucunun tefhim edildiği hâllerde, gerekçeli kararın tefhim tarihinden başlayarak bir ay içinde yazılması gerekir. (5) Hükmün tefhimini, duruşmada bulunanlar ayakta dinler. (6) Hükme ilişkin hususlar, niteliğine aykırı düşmedikçe, usule ilişkin nihai kararlar hakkında da uygulanır.” şeklindedir. HMK’nın 297/2. maddesinde de taleplerin her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gerektiği açıkça belirtilmiştir.
Tarafların hak ve yükümlülüklerini açıkça gösteren kısa karar ile daha sonra yazılan gerekçeli kararın birbirine uygun olması zorunludur. Esasen kısa kararı yazıp, tefhim etmekle davadan elini çekmiş olan hakimin artık bu kararını değiştirmesine yasal olanak da yoktur. Öte yandan kısa kararla gerekçeli kararın birbirinden farklı olması yargılamanın aleniyeti, kararların alenen tefhim olunmasına ilişkin Anayasanın 141. maddesi ile HMK.’ nın yukarda değinilen buyurucu nitelikteki maddelerine de aykırı bir durum yaratır. Ayrıca bu husus kamu düzeni ile ilgili olup, gözetilmesi yasa ile hakime yükletilmiş bir görevdir.
Temyize konu davada, kısa kararda, “davanın kabulü ile, davacının yönetmeliğin 4. bölüm 12. madde (a) fıkrası gereğince çalışma gücünün % 60’ını kaybetmiş olması nedeniyle malul sayılmasının tespitine” şeklinde karar verilmesine rağmen gerekçeli kararda dava konusu olmayan bir konu ile ilgili olacak şekilde, “davanın kabulü ile, davalı kurumun 27.11.2013 tarih fark prim borcuna ilişkin tahakkuk ettirilen 293,60 TL sigorta primi ve 9.163,02 TL gecikme zammı nedeniyle borçlu olmadığının tespitine” şeklinde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde davalı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 05.04.2016 gününde oybirliğiyle karar verildi.