Yargıtay Kararı 21. Hukuk Dairesi 2016/2053 E. 2016/9760 K. 13.06.2016 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 21. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2016/2053
KARAR NO : 2016/9760
KARAR TARİHİ : 13.06.2016

MAHKEMESİ :İş Mahkemesi

Davacılar gönderilen ödeme emirlerinden dolayı borçlu olmadıklarının tespitine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin reddine karar vermiştir.
Hükmün, davacılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.

K A R A R

1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici nedenlere göre davacıların aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazlarının reddine,
2-Dava, davacıların, gönderilen ödeme emirlerinden dolayı Kuruma borçlu olmadıklarının tespiti istemine ilişkindir.
Dairemizin, yetkisizlik kararını bozan 19/09/2013 tarih ve 2013/12158-16210 E.K. sayılı kararı üzerine, mahkemece, müteselsilen sorumluluk bulunduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Davanın yasal dayanağı olan 506 sayılı Yasa’nın 80/12 ve 5510 sayılı Yasanın 88/20. maddelerine göre, Kurumun sigorta primleri ve diğer alacakları haklı bir sebep olmaksızın bu Kanunda belirtilen sürelerde ödenmez ise kamu idarelerinin tahakkuk ve tediye ile görevli kamu görevlileri, tüzel kişiliği haiz diğer işverenlerin şirket yönetim kurulu üyeleri de dahil olmak üzere üst düzeydeki yönetici veya yetkilileri ile kanuni temsilcileri Kuruma karşı işverenleri ile birlikte müştereken ve müteselsilen sorumlu olacakları hususları düzenlenmiştir.
Öte yandan 6183 sayılı Yasanın 35. maddesinde, limited şirket ortakları şirketten tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacağından sermaye hisseleri oranında doğrudan doğruya sorumlu olacağı ve bu Kanun hükümleri gereğince takibe tabi tutulacağı, ortağın şirketteki sermaye payını devretmesi halinde, payı devreden ve devralan şahıslar devir öncesine ait amme alacaklarının ödenmesinden birinci fıkra hükmüne göre müteselsilen sorumlu tutulacağı,Amme alacağının doğduğu ve ödenmesi gerektiği zamanlarda pay sahiplerinin farklı şahıslar olmaları halinde bu şahıslar, amme alacağının ödenmesinden birinci fıkra hükmüne göre müteselsilen sorumlu olacağı düzenlenmiştir.
Ayrıca, 6183 sayılı Kanun’un 58. maddesinde ödeme emrine karşı dava açma süresi 7 gün ile sınırlandırmıştır. İtiraz davası için öngörülen 7 günlük sürenin hak düşürücü nitelikte olduğu konusunda kuşku bulunmamaktadır (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 10.4.2001 gün ve 2002/21-201-297 ve 24.3.2004 gün ve 2004/10164-170 sayılı Kararları).
Yine, 6183 sayılı Kanunun 55.maddesi uyarınca, Kurumca düzenlenen ödeme emirlerinin ilgilinin başvurabileceği kanun yolu ve süresini açıkça gösterir ve özellikle mevzuatta açıklık bulunmaması nedeniyle 6183 sayılı Kanunun 58.maddesi ile öngörülen itiraz hakkını kullanabilmesi için yedi günlük süre içinde iş mahkemesine dava açabileceği ihtaratını da içeren şekilde düzenlenmesi gerekmektedir.
Dosyadaki kayıt ve belgelerden, davacılardan …’nun 30/11/2005-21/03/2011 tarihleri arası, diğer davacı …’nın ise, 06/07/2009-26/08/2010 tarihleri arası, …nin ortağı oldukları, davacılara gönderilen ödeme emirlerinin 2008/11.-2010/5.aylar arası prim, işsizlik sigortası primi ve damga vergisi borçlarını içerdiği, ödeme emirlerinin davacılara 22/06/2012 tarihinde tebliğ edildiği ve iş bu davanın 09/07/2012 tarihinde açıldığı anlaşılmaktadır
Somut olayda, mahkemece, davacıların şirkete ortak olduğu dönemler itibariyle Kurum alacaklarından sorumlu olduklarına yönelik kabulü doğru olmuştur. Ancak ortaklık dönemleri dışındaki borçlardan da sorumlu olduklarına yönelik kabulü yerinde olmamıştır. Öte yandan davacılar ortak olmadıkları dönemler yönünden üçüncü şahıs konumunda olup,bu dönemler yönünden davanın açılması 7 günlük süreye tabi değil ise de, davacıların ortak oldukları dönemler yönünden, ödeme emirlerinin usule uygun olup olmadıkları belirlenmeden, eğer ödeme emirleri usule uygun ise, davanın 7 günlük süresi içinde açılıp açılmadığı hususu tespit edilmeden sonuca gidilmesi hatalı olmuştur.
Yapılacak iş,
1-) davacıların ortak olduğu dönemlerdeki borçlardan sorumlu oldukları dikkate alınarak, ödeme emirlerinin usule uygun olup olmadıklarını, usule uygun ise, davanın 7 gün içinde açılıp açılmadığını belirlemek, eğer 7 gün içinde açılmamışsa hak düşürücü süreden reddine, eğer 7 gün içinde açılmışsa bu defa esastan reddine,
2-) davacıların borçtan sorumlu tutulamayacağı ortak olmadıkları dönemler yönünden ise, üçüncü şahıs konumunda bulundukları, dolayısıyla 7 günlük süreye tabi olmayacaklarından, bu dönemlerdeki borç miktarlarıyla sınırlı olarak davanın kabulüne karar vermekten ibarettir.
O halde, davacıların bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ : Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde temyiz edenlere iadesine, 13/06/2016 gününde oybirliğiyle karar verildi.