Yargıtay Kararı 22. Hukuk Dairesi 2011/10091 E. 2012/3829 K. 09.03.2012 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 22. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/10091
KARAR NO : 2012/3829
KARAR TARİHİ : 09.03.2012

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA : Davacı, feshin geçersizliğine ve işe iadesine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme, isteği kısmen hüküm altına almıştır.
Hüküm süresi içinde davalı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

Y A R G I T A Y K A R A R I

Davacı vekili davacının iradesine tabi olmayan bir sebep ile 2004 yılında Adana 6. Ağır Ceza Mahkemesinde bir suç ile yargılanarak 2006 yılında hapis cezası aldığını, Karataş Belediye Encümenince konu ile ilgili olarak 18/11/2008 tarihli bir karar verildiğini, alınan karar gereğince davacıya kıdem tazminatı ödenerek iş sözleşmesinin 28/04/2009 tarihinde feshedileceğinin karşılaştırıldığını, davacının 15/04/2009 tarihinde Karataş Belediye Başkanlığından Toplu İş Sözleşmesinin 26. maddesi gereğince izin talebinde bulunduğu, Belediye Başkanlığının 16/04/2009 tarihli yazısı ile 20/04/2009 tarihinden itibaren dört ay ücretsiz izin verildiği, davacının bu süreyi cezaevinde geçirdiği ve 20/08/2009 tarihinde işbaşı yaparak işinde çalışmaya başladığını, ancak 09/02/2010 tarihinde davalı tarafından iş sözleşmesinin teminatsız ve haksız olarak feshedildiğini, bu sebeple 4857 sayılı İş Kanunu’nun 21. maddesi gereğince feshin geçersizliği nedeni ile müvekkilinin işe iadesine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili, davacının işlemiş olduğu kasti bir suç nedeni ile hapis cezası aldığını ve cezaevine girdiğini, uyuşturucu madde ticareti ile yargılandığı davada işyeri olan belediyeye ait araç içerisinde üzerinde suça konu madde ile yakalandığını, bu sebeple işverenin haklı neden ile fesih hakkının bulunduğunu, fesih süresinin öğrenme tarihinden itibaren başlayacağını, bu nedenle davanın davanın reddini savunmuştur.
Mahkeme, 4857 sayılı Kanun’un 26. maddesi gereğince ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan hallerde işçi veya işveren için tanınmış olan sözleşmenin feshi yetkisinin diğer tarafın öğrendiği günden başlayarak altı iş günü geçtikten sonra kullanılmayacağı hükmü nedeni ile davalı işveren davacının eyleminden 18.11.2008 tarihinde haberdar olmasına rağmen iş akdinin bu tarihte feshedilmeyerek 09.02.2010 tarihinde feshedilmesinin süresinde olmaması nedeni ile davanın kabulüne karar vermiştir.
Karar davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Taraflar arasında iş sözleşmesi feshinin geçerli veya haklı sebebe dayanıp dayanmadığı uyuşmazlık konusu olup, normatif dayanak 4857 sayılı Kanun’un 18 ve devamı maddeleridir.
4857 sayılı Kanun’un 18. maddesine göre otuz veya daha fazla işçi çalıştıran işyerlerinde en az altı aylık kıdemi olan işçinin belirsiz süreli iş sözleşmesini fesheden işveren, işçinin yeterliliğinden veya davranışlarından ya da işletmenin, işyerinin veya işin gereklerinden kaynaklanan geçerli bir sebebe dayanmak zorundadır.
4857 sayılı Kanun’un 18. maddesi bakımından işçinin davranışlarından kaynaklanan sebepler, işçinin aynı Kanun’un 25/II. maddesinde öngörülen ve işverene derhal fesih yetkisi tanıyan haklı sebepler niteliğinde ve ağırlığında olmayan, işyerinde işin görülmesini önemli ölçüde olumsuz etkileyen, sözleşmeye aykırı davranışlarıdır. İşçinin davranışı ancak işyerinde olumsuzluklara yol açması halinde geçerli sebep olabilir. İşçinin sosyal açıdan olumsuz bir davranışı, toplumsal ve etik açıdan onaylanmayacak bir tutumu işyerinde üretim ve iş ilişkisi sürecine herhangi bir olumsuz etki yapmıyorsa geçerli sebep sayılamaz. Yargılama sırasında bu nedenlerin ağırlıkları her olayın özelliğine göre değerlendirilmelidir. İşçinin iyiniyet ve ahlak kurallarına uymayan davranışı sonucunda iş ilişkisine devam etmek işveren açısından çekilmez hale gelmişse, diğer bir anlatımla güven temeli çökmüşse işverenin haklı nedenle derhal fesih hakkı doğar. Buna karşılık, işçinin davranışı taraflar arasında bulunması gereken güven temelini çökertecek ağırlıkta bulunmamakla, iş ilişkisine devamı tam anlamıyla çekilmez hale getirmemekle birlikte, işin normal işleyişini bozuyorsa, işyerindeki uyumu olumsuz yönde etkiliyor ve işverenden bu nedenle iş ilişkisini yürütmesi normal olarak beklenemiyorsa 4857 sayılı Kanun’un 18/1. maddesi gereği geçerli fesih hakkı doğar.
4857 sayılı Kanun’un 20. maddesinin ikinci fıkrasına göre feshin geçerli sebebe dayandığını ispat yükümlülüğü işverene aittir. İşçi, feshin başka bir sebebe dayandığını iddia ettiği takdirde, bu iddiasını ispatla yükümlüdür.
Somut olayda, davacının Karataş Belediyesinde 15.07.1997-09.02.2010 tarihleri arasında şoför olarak çalıştığı, esrar ticareti yapma suçundan yargılandığı, hapis cezasına çarptırıldığı, belediyenin 18.11.2008 tarihinde kararın kesinleşmesine ve infazın başlamasına müteakip iş sözleşmesinin feshi yönünde 154 nolu encümen kararını aldığı, fakat cezanın infazı esnasında davacının ücretsiz izin kullanması ve başkanlık değişimi nedeni ile cezaevine girdiğinin anlaşılamadığı ve iş sözleşmesinin devam ettiği, encümen kararının ise sürüncemede kaldığı; yapılan inceleme sonucunda hukuki durumunu belediyeye bildirmeyerek belediyeyi sorumluluk altına sokması, ayrıca işlediği suçu; işyerine ait aracı kullanarak gerçekleştirdiği belirtilerek 4857 sayılı Kanun’un 17/2 maddesi ve diğer ilgili maddeleri gereğince iş sözleşmesinin kıdem ve ihbar tazminatı ödenmeksizin haklı nedenle feshedildiği dosya kapsamından anlaşılmaktadır. Davacının hapis cezasının infazını yerine getirmek üzere dört ay ücretsiz izin alması sonucu cezasının infazının gerçekleştiği, bu durumu belediyeye bildirmeme şeklindeki eylemi nedeni ile işyerindeki güven ortamının zedelendiği, davacının bu davranışı nedeniyle iş sözleşmesinin devamının davalı işverenden beklenemeyeceği, fesih nedeni yapılan eylem haklı sebep boyutuna ulaşmamış ise de, fesih için geçerli sebep teşkil ettiğinin kabulü gerekir. Bu durumda, davanın reddi gerekirken yazılı gerekçeyle kabulü hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
Belirtilen nedenlerle, 4857 sayılı Kanun’un 20. maddesinin 3. fıkrası uyarınca, hükmün bozulmak suretiyle ortadan kaldırılması ve aşağıdaki gibi karar verilmesi gerekmiştir.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan gerekçe ile;
1-Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararının BOZULARAK ORTADAN KALDIRILMASINA,
2-Davanın REDDİNE,
3-Harç peşin alındığından yeniden alınmasına yer olmadığına,
4-Davacının yapmış olduğu yargılama giderinin üzerinde bırakılmasına, davalının yaptığı 30,00 TL yargılama giderinin davacıdan tahsili ile davalıya ödenmesine,
5-Karar tarihinde yürürlükte bulunan tarifeye göre 1.200,00 TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
6-Peşin alınan temyiz harcının isteği halinde davalıya iadesine, kesin olarak 09.03.2012 tarihinde oybirliği ile karar verildi.