Yargıtay Kararı 22. Hukuk Dairesi 2011/10266 E. 2012/4035 K. 12.03.2012 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 22. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/10266
KARAR NO : 2012/4035
KARAR TARİHİ : 12.03.2012

MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
DAVA : Davacı, feshin geçersizliğine ve işe iadesine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme, isteği kısmen hüküm altına almıştır.
Hüküm süresi içinde davalı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

Y A R G I T A Y K A R A R I

Davacı vekili, davacının 2006 yılının Nisan ve 2009 yılının Mart ayları arasında şube müdürü olarak verdiği kredilerin bir kısmının geri dönüşündeki aksamaların davalı bankayı 1.000,000,00 TL zarara sokacağı ihmalinin bulunduğu gerekçe gösterilerek emekliliğine 45 gün kala davacının iş akdinin feshedildiğini, anılan kredilerin bir kısmının tamamen ödendiğini bir kısmının ise plana uygun şekilde ödenmeye devam ettiğini somut zarar meydana gelmiş olsa dahi davacının Toplu İş Sözleşmesi’ne göre kınama veya ağır kınama cezası ile cezalandırılması gerektiğini, davacının iş akdinin feshedilmesinin hukuka aykırı olduğunu ileri sürerek feshin geçersizliğine ve işe iadesine karar verilmesini, işe başlatılmama halinde ödenmesi gereken tazminat ile boşta geçen süre ücret ve diğer haklarının belirlenmesini istemiştir
Davalı vekili davacının 05/04/1985-27/10/2009 tarihleri arasında davalı bankada çalışmış olduğunu, Alibeyköy şube müdürü olarak görev yaptığı dönemde taşıtların maksimium kredilendirme oranının üzerinde kredilendirildiğini, gecikmelerin ve teknik aksaklıkların yoğunlaştığını, davacının gerekli istihbarat çalışması yapılmadığı halde mali gücü olmayan kişilere kredi açarak bankayı zarara uğrattığını, banka çıkarlarını gözardı ettiğini, kredi tahsis aşamasında plasman yönetiminde büyük zaafiyetlerinin olduğunu, denetim görevinin ihmal ettiğini, müşteri portföyünü geliştirememiş olduğunu ileri sürerek iş sözleşmesinin geçerli sebeple feshedildiğini ve davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Mahkemece Toplu İş Sözleşmesine hükmüne aykırı olarak ve feshin son çare olması ilkesi gözetilmeyerek yapılan işlem ile ölçülü bir başka ceza uygulanmadan davacı işten çıkarıldığından yapılan feshin geçerli sebebe dayanmadığı gerekçesi ile feshin geçersizliğine ve davacı işçinin işe iadesine, işe başlatma tazminatının beş aylık ücret tutarı olarak ve çalıştırılmadığı süre için en çok dört aylık ücret ve diğer haklarının belirlenmesine karar verilmiştir.
Hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Taraflar arasında iş sözleşmesinin feshinin geçerli nedene dayanıp dayanmadığı uyuşmazlık konusu olup, normatif dayanak 4857 sayılı İş Kanunu’nun 18 ve devamı maddeleridir.
4857 sayılı Kanun’un 18. maddesine göre otuz veya daha fazla işçi çalıştıran işyerlerinde en az altı aylık kıdemi olan işçinin belirsiz süreli iş sözleşmesini fesheden işveren, işçinin yeterliliğinden veya davranışlarından ya da işletmenin, işyerinin veya işin gereklerinden kaynaklanan geçerli bir sebebe dayanmak zorundadır.
İş Kanunu’nun 18. Maddesi bakımından işçinin davranışlarından kaynaklanan sebepler, işçinin aynı Kanunun 25/II. maddesinde öngörülen sebepler niteliğinde ve ağırlığında olmayan, işyerinde işin görülmesini önemli ölçüde olumsuz etkileyen, sözleşmeye aykırı davranışlarıdır. İşçinin davranışı ancak işyerinde olumsuzluklara yol açması halinde geçerli sebep olabilir. İşçinin sosyal açıdan olumsuz bir davranışı, toplumsal ve etik açıdan onaylanmayacak bir tutumu işyerinde üretim ve iş ilişkisi sürecine herhangi bir olumsuz etki yapmıyorsa geçerli sebep sayılamaz.
4857 sayılı Kanun’un 20. maddesinin ikinci fıkrasına göre feshin geçerli nedene dayandığını ispat yükümlülüğü işverene aittir. İşçi, feshin başka bir sebebe dayandığını iddia ettiği takdirde, bu iddiasını ispatla yükümlüdür.
İşçinin davranışlarına dayanan fesih, herşeyden önce, iş sözleşmesinin işçi tarafından ihlal edilmesini şart koşmaktadır. Bu itibarla, önce işçiye somut olarak hangi sözleşmesel yükümlülüğün yüklendiği belirlendiği, daha sonra işçinin, hangi davranışı ile somut sözleşme yükümlülüğünü ihlal ettiğinin eksiksiz olarak tespit edilmesi gerekir. İşçinin yükümlülüklerinin kapsamı bireysel ve toplu iş sözleşmesi ile yasal düzenlemelerde belirlenmiştir. İşçinin kusurlu olarak (kasden veya ihmalle) sebebiyet verdiği sözleşme ihlalleri, sözleşmenin feshi açısından önem kazanır. Geçerli fesih sebebinden bahsedilebilmesi için, işçinin sözleşmesel yükümlülüklerini mutlaka kasıtlı ihlal etmesi şart değildir. Göstermesi gereken özen yükümlülüğünün ihlal edilerek ihmali davranış ile ihlali yeterlidir. İşçinin iş sözleşmesini ihlal edip etmediğinin tespitinde, sadece asli edim yükümlülükleri değil; kanundan veya dürüstlük kuralından doğan yan edim yükümlülükleri ile yan yükümlerin de dikkate alınması gerekir. Sadakat yükümü, sözleşmenin taraflarına sözleşme ilişkisinden doğan borçların ifasında, karşı tarafın şahsına, mülkiyetine ve hukuken korunan diğer varlıklarına zarar vermeme, keza sözleşme ilişkisinin kapsamı dışında sözleşme ile güdülen amacı tehlikeye sokacak özellikle karşılıklı duyulan güveni sarsacak her türlü davranıştan kaçınma yükümlülüğünü yüklemektedir.
Dosya içeriğine göre davacının davalı bankanın Alibeyköy Şubesi müdürü olarak ve aynı sıfatla çalışmış olduğu dönemde tahsis edilen genellikle taşıt kredileri ile eksik uygulamaların geri dönüşünde sorunların bulunduğu, plasman çalışmalarındaki kusurlu uygulamaları nedeni ile asgari 1.000,000,00 TL banka zararı oluşması ihtimalinin bulunduğu, tasfiye olunacak alacaklar hesabının 3.868,680,84 TL’ye kadar yükselmesine sebebiyet verdiği banka tarafından tespit edilerek iş sözleşmesinin 27/10/2009 tarihi itibariyle feshedildiği, davacının 2006 ila 2009 yıllarında çalıştığı şubede görevi ile ilgili konularda kusurlu bulunduğu belirtilerek 15/08/2006 tarihinde uyarı yapıldığı gibi 17/09/2008 tarihinde kredilerin tahsiline çalışılması veya kredinin tamamının tasfiye yoluna gidilmesi ve açık kredilerin normal çalışan hesap halinde getirilmesinin istendiği, buna karşılık 31/12/2008 tarihinde itibaren tasfiye olunacak alacaklar hesabının artış gösterdiği, tahsil edilemeyen tutar kalması halinde zarar risk oranının da banka aleyhine dönüştüğü anlaşılmaktadır.
Banka çalışanın asıl iş görme edimi bankacılık hizmetlerini yerine getirme yanında, müşterilere tarafsız ve adil hizmet sunması, çalışma ve davranışlarında bankanın itibar kaybına sebebiyet vermemesi ve banka mevzuatına ve uygulamalarına aykırı davranmaması gerekir.
Davacının bu davranışları bankanın itibarını zedeleyen ve güven ilişkisini sarsan davranışlardır. Bu davranışlarının işyerinde olumsuzluklara yol açtığı ve iş ilişkisinin işveren açısından devamının beklenmez bir hal aldığı sabittir. İş sözleşmesinin feshi davacının davranışlarından kaynaklanan geçerli nedene dayandığından davanın reddi gerekir. Mahkemece yazılı gerekçe ile davanın kabul edilmesi hatalı bulunmuştur.
Belirtilen nedenlerle, 4857 sayılı Kanun’un 20. maddesinin 3. fıkrası uyarınca, hükmün bozulmak suretiyle ortadan kaldırılması ve aşağıdaki gibi karar verilmesi gerekmiştir.
HÜKÜM : Yukarıda açıklanan gerekçe ile;
1-Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararının BOZULARAK ORTADAN KALDIRILMASINA,
2-Davanın REDDİNE,
3-Harç peşin alındığından yeniden alınmasına yer olmadığına,
4-Davacının yapmış olduğu yargılama giderinin üzerinde bırakılmasına,
5-Karar tarihinde yürürlükte bulunan tarifeye göre 1.200,00- TL ücreti vekâletin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
6-Peşin alınan temyiz harcının isteği halinde davalıya iadesine, kesin olarak 12/03/2012 tarihinde oybirliği ile karar verildi.