YARGITAY KARARI
DAİRE : 22. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/13571
KARAR NO : 2012/12907
KARAR TARİHİ : 08.06.2012
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
DAVA : Davacı, feshin geçersizliğine ve işe iadesine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme, isteği kısmen hüküm altına almıştır.
Hüküm süresi içinde davalı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
Davacı vekili, iş sözleşmesinin geçerli sebep olmadan işverence feshedildiğini … sürerek feshin geçersizliğine ve işe iadesine karar verilmesini, işe başlatılmama halinde ödenmesi gereken tazminat ile boşta geçen süre ücret ve diğer haklarının belirlenmesini istemiştir.
Davalı işveren iş sözleşmesinin geçerli sebeple feshedildiğini, işyerinde otuz dan az işçi çalıştığı için davacının iş güvencesinden yararlanamayacağını belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Mahkemece, davalının delil listesine eklediği belgeler ve ticaret sicil kayıtlarından davalı şirketin yurt dışında bir çok ülkede ortak olduğu işyerlerinin bulunduğu, buna göre toplam çalışan sayısının otuzun üzerinde olduğu, fesih sebebinin ibranamede “işveren tarafından grup içi alınan masrafların kısılması kararı” olarak gösterildiği, masrafların kısılması yönünden işçi çıkarılmadan önce ne gibi önlemler alındığı ve uygulandığına dair yönetim kararı ve belgelerin sunulmadığı, fesih işleminin geçerli olduğu ve son çare olarak uygulandığı hususlarının davalı tarafça kanıtlanamadığından feshin geçerli sebebe dayanmadığı gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilmiştir.
Hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Taraflar arasında fesih tarihi itibariyle işverence otuz veya daha fazla işçi çalıştırılıp çalıştırılmadığı ve dolayısıyla davacının iş güvencesi kapsamında kalıp kalmadığı uyuşmazlık konusu olup, normatif dayanak 4857 sayılı İş Kanunu’nun 18. maddesidir.
4857 sayılı Kanun’un 18. maddesinin birinci fıkrasına göre iş güvencesi hükümlerinden yararlanmak için otuz veya daha fazla işçi çalıştıran işyerinde çalışmak gerekir. Aynı maddenin dördüncü fıkrasına göre işverenin aynı işkolunda birden fazla işyerinin bulunması halinde, işyerinde çalışan sayısı bu işyerlerinde çalışan toplam işçi sayısına göre belirlenir. İşçi sayısına ilişkin bu hüküm nispi emredici olduğundan, daha az işçi sayısını öngören sözleşme hükümleri geçerli kabul edilmektedir.
Otuz işçi sayısının belirlenmesinde fesih bildiriminin işçiye ulaştığı tarih itibariyle belirli-belirsiz süreli, tam-kısmi süreli, daimi-mevsimlik sözleşmelerle çalışan tüm işçiler dikkate alınır.
Dosya içeriğinden, davacının altı aydan fazla süre ile davalı işverene ait işyerinde satış temsilcisi olarak çalıştığı,yazılı fesih bildirimi yapılmadığı, 18.02.2011 tarihli ibranamede, davacının işveren tarafından grup içi alınan masrafların kısılması kararı sebebi ile işten ayrıldığını, tazminatlarını aldığını beyan ettiği, fesihten 2 ay önce 3 kişi, fesihten 1 ay sonra 1 kişi, 2 ay sonra 1 kişi , 3 ay sonra 1 kişi olmak üzere toplam 6 kişinin işe alındığı, fesihten 2 ay sonra 2 kişi nin işten çıkarıldığı, vergi beyannamesine göre davalı şirketin 2010 yılında kar ettiğinin görüldüğü, Sosyal Güvenlik Kurumu kayıtlarına göre fesih tarihi itibariyle işyerinde 28 işçinin çalıştığı anlaşılmıştır.
Mahkemece, davalı şirketin yurt dışında bir çok ülkede ortak olduğu işyerlerinin bulunduğu,buna göre fesih tarihi itibariyle toplam çalışan sayısının otuzun üzerinde olduğu kabul edilmiş ise de, Sosyal Güvenlik Kurumu kayıtlarına göre davalı işverene ait işyerinde 28 işçi çalıştığı, davalı şirkete ait yurtiçinde aynı işkolunda başka şirketlerin olduğu veya aynı işkolunda olmasa da birlikte istihdam edilme olgusunun davacı tarafça ıspatlanamadığı anlaşılmış olup, fesih tarihi itibariyle davalıya ait davacının çalıştığı işyerinde otuzun altında işçi çalıştığından davacının iş güvencesinden yararlanamayacağı gözetilmeden, davanın reddi yerine kabulüne dair yazılı şekilde karar verilmesi hatalı olup bozma nedenidir.
Belirtilen nedenlerle, 4857 sayılı Kanun’un 20. maddesinin 3. fıkrası uyarınca, hükmün bozulmak suretiyle ortadan kaldırılması ve aşağıdaki gibi karar verilmesi gerekmiştir.
HÜKÜM : Yukarıda belirtilen sebeplerle;
1-Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararının BOZULARAK ORTADAN KALDIRILMASINA,
2-Davanın REDDİNE,
3-Harç peşin alındığından yeniden alınmasına yer olmadığına,
4-Davacının yapmış olduğu yargılama giderinin üzerinde bırakılmasına, davalının yaptığı 60,00 TL yargılama giderinin davacıdan tahsili ile davalıya ödenmesine,
5-Karar tarihinde yürürlükte bulunan tarifeye göre 1.200,00 TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
6-Peşin alınan temyiz harcının isteği halinde davalıya iadesine, kesin olarak 08.06.2012 tarihinde oybirliği ile karar verildi.