Yargıtay Kararı 22. Hukuk Dairesi 2011/14093 E. 2012/7440 K. 16.04.2012 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 22. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/14093
KARAR NO : 2012/7440
KARAR TARİHİ : 16.04.2012

MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
DAVA : Davacı, feshin geçersizliğine ve işe iadesine karar verilmesini istemiştir.

Mahkeme, isteği kısmen hüküm altına almıştır.
Hüküm süresi içinde davalı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

Y A R G I T A Y K A R A R I

Davacı vekili, davacının davalı nezdinde belirsiz süreli iş sözleşmesi ile çalışmaya başladığını, 18.08.2010 tarihinde sendika tarafından yapılan yazılı fesih bildiriminde iş sözleşmesinin sekiz haftalık süre sonunda 14.10.2010 tarihi itibariyle ve Sendika Genel Yönetim Kurulunun aldığı karar uyarınca fesih edildiğinin bildirildiğini, hukuk müşavirliği görevini ifa eden davacının aynı zamanda davalı sendika üyesi ve genel merkez üst kurul delegesi olduğunu, 4857 sayılı İş Kanunu’nun 19/1. maddesi gereğince işverenin fesih sebebini açık ve kesin olarak bildirmediğini ileri sürerek feshin geçersizliğine ve davacının işe iadesine karar verilmesini, boşta geçen süre ücret ve diğer haklar ile işe başlatılmama halinde ödenmesi gereken tazminatın belirlenmesini istemiştir.
Davalı vekili, 4857 sayılı Kanun’un 18. maddesine göre, işyerinde otuz işçi çalışmadığından kanuni koşul bulunmaması sebebiyle davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur.
Mahkemece, davalı sendika ile başka işverenler arasında akdedilen bir kısım Toplu İş Sözleşmelerinde işverenin 4857 sayılı Kanun’un iş güvencesi ile ilgili hükümlerini, işçi sayısı ile bağlı olmaksızın uygulamayı kabul ve taahhüt etmesi hükümlerinin bulunması, davalı sendikaya bağlı tek kişilik işyerlerinde bile işe iade hükümlerinin uygulanmasına olanak tanınması, davalı sendikanın kendi çalışanı olan davacının iş güvencesi hükmünden yararlanmayacağı yönündeki iddiasının iyi niyet kurallarına uygun bulunmadığı, yapılan feshin geçersiz olduğu gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilmiştir.
Karar, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Taraflar arasında fesih tarihi itibariyle işverence otuz veya daha fazla işçi çalıştırılıp çalıştırılmadığı ve dolayısıyla davacının iş güvencesi kapsamında kalıp kalmadığı uyuşmazlık konusu olup, normatif dayanak 4857 sayılı Kanun’un 18. maddesidir.4857 sayılı Kanun’un 18. maddesinin birinci fıkrasına göre iş güvencesi hükümlerinden yararlanmak için otuz veya daha fazla işçi çalıştıran işyerinde çalışmak gerekir. Aynı maddenin dördüncü fıkrasına göre işverenin aynı işkolunda birden fazla işyerinin bulunması halinde, işyerinde çalışan sayısı bu işyerlerinde çalışan toplam işçi sayısına göre belirlenir. İşçi sayısına ilişkin bu hüküm nispi emredici olduğundan, daha az işçi sayısını öngören sözleşme hükümleri geçerli kabul edilmektedir.
Otuz işçi sayısının belirlenmesinde fesih bildiriminin işçiye ulaştığı tarih itibariyle belirli-belirsiz süreli, tam-kısmi süreli, daimi-mevsimlik sözleşmelerle çalışan tüm işçiler dikkate alınır.
Somut olayda, davacı iş sözleşmesinin davalı işveren tarafından feshinin geçersizliği ile işe iadesine karar verilmesini istemiştir.
Davalı işveren, otuz işçi koşulunun mevcut olmadığını dolayısıyla davacının iş güvencesi hükümlerinden yararlanamayacağını savunarak davanın öncelikle bu yönden reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Mahkemece, davalı işveren sendikanın bağıtladığı Toplu İş Sözleşmelerinde işçi yararına olmak üzere otuz işçi koşulunun öngörülmediği, imzaladığı Toplu İş Sözleşmelerinde yer verilen bu kuralın kendi çalışanlara uygulanması gerektiğinden sözedilerek davanın kabulüne karar verilmiş ise de davalı işveren olan sendikada hizmet sözleşmesi ile çalışanların örgütlendiği bir sendika bulunmadığı ve davalı sendikada hizmet sözleşmesi ile çalışanlara uygulanan Toplu İş Sözleşmesinin mevcut olmadığı anlaşılmaktadır. Davalı sendikanın, üyesi işçiler için bağıtladığı sözleşmedeki düzenlemenin kendi çalıştırdığı işçilere uygulanabilmesi için bu yönde alınmış bir Genel Kurul ya da Yönetim Kurulu kararının olması ya da iş sözleşmesinde bu yönde bir hükme yer verilmiş olması gerekir. Taraflar arasındaki iş sözleşmesinde otuz işçi koşulu aranmaksızın davacının iş güvencesinden yararlanacağını öngören bir kurala yer verilmemiştir. Otuz işçi koşulu aranmaksızın iş güvencesinden yararlanacağına dair Yönetim Kurulu kararı ya da Genel Kurul kararı bulunduğu da iddia ve ispat edilmemiştir.
Dosyadaki belgelere göre; davalı sendikanın çalıştırdığı işçi sayısının otuzdan az olduğu belirlenmiş bulunduğuna göre, iş güvencesinden yararlandırılması mümkün olmayan davacının davasının reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir.
Belirtilen sebeplerle, 4857 sayılı Kanun’un 20. maddesinin 3. fıkrası uyarınca, hükmün bozulmak suretiyle ortadan kaldırılması ve aşağıdaki gibi karar verilmesi gerekmiştir.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan gerekçe ile;
1-Mahkeme kararının bozularak ortadan kaldırılmasına,
2-Davanın REDDİNE,
3-Harç peşin alındığından yeniden alınmasına yer olmadığına,
4-Davacının yapmış olduğu yargılama giderinin üzerinde bırakılmasına, davalının yaptığı 30,00 TL yargılama giderinin davacıdan tahsili ile davalıya ödenmesine,
5-Karar tarihinde yürürlükte bulunan tarifeye göre 1.200,00 TL ücreti vekâletin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
6-Peşin alınan temyiz harcının isteği halinde davalıya iadesine, kesin olarak 16.04.2012 gününde oybirliği ile karar verildi.