YARGITAY KARARI
DAİRE : 22. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/14547
KARAR NO : 2012/12665
KARAR TARİHİ : 07.06.2012
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
DAVA : Davacı, feshin geçersizliğine ve işe iadesine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme, isteği kısmen hüküm altına almıştır.
Hüküm süresi içinde davalı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
Davacı vekili feshin geçersizliğine ve işe iadesine, buna bağlı yasal haklarının hüküm altına alınmasına karar verilmesini istemiştir.
Davalı vekili, davacının iş sözleşmesinin işyerinde yapılan denetim sonucunda tespit edilen davranışlarının doğruluk ve bağlılıkla bağdaşmadığını, iş akdinin İş Kanunu’nun 25/II maddesi uyarınca haklı nedenle feshedildiğini savunarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Mahkemece, bilirkişi raporu esas alınarak davacının davalı işyerinden haksız olarak çıkartıldığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Karar davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
İş sözleşmesinin, davacının ahlak ve iyiniyet kurallarına aykırı davranışları sebebiyle işverence haklı olarak feshedilip feshedilmediği noktasında taraflar arasında uyuşmazlık söz konusudur.
4857 sayılı İş Kanunu’nun 25. maddesinin II. bendinde, ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan haller sıralanmış ve belirtilen durumlar ile benzerlerinin varlığında işverenin haklı fesih imkanının olduğu açıklanmıştır. Yine aynı maddenin II. bendinin (e) alt bendinde, işverenin güvenini kötüye kullanmak, hırsızlık yapmak, işverenin meslek sırlarını ortaya atmak gibi doğruluk ve bağlılığa uymayan işçi davranışlarının da işverene haklı fesih imkanı verdiği ifade edilmiştir. Görüldüğü üzere yasadaki haller sınırlı sayıda olmayıp, genel olarak işçinin sadakat borcuna aykırılık oluşturan söz ve davranışları işverene fesih imkanı tanımaktadır.
İşçinin eleştiri sınırları içinde kalan söz ve davranışları ise, işverene haklı fesih imkânı vermez .
Somut olayda; davalı işverene ait Çukurova Bölgesindeki işyerlerinde yapılan denetimler sonucunda davacının; 07.05.2008 tarihinde satışı yapılan ürünün 29.01.2010 tarihinde tamire gönderildiği, müşteri adı olarak davacının adının yazıldığı, 30 işgünü içinde tamir edilemeyince iade alındığı ve iade çeki basıldığı, onarılarak gelen ürünün TSM ye gönderildiği, ürünün fiilen gönderilmemiş olması nedeni ile mağazaya tekrar geri çıkıldığı, ürünün “teşhirden satışa sunuldu” statüsüne çevrildiği, iade çekinin davacı tarafından 13.02.2010 tarihinde ….’a satılan 2 adet cep telefonu satışında kullanıldığı, ödemede …’ın ve davacının kredi kartı ile birlikte bu çekin kullanıldığı, 08.05.2010 tarihinde bir müşteriye 200,00 TL tutarında bir satış yapıldığı, bu satış sonucu müşterinin 50,00 TL hediye çeki kazandığı, ürünün iade alındığı ancak hediye çekinin iade alınmadığı ve 11.05.2010 tarihinde … tarafından kullanıldığı, 08.12.2008 tarihinde televizyon ve bulaşık makinesi satışında kredi kartını kullandırdığı, televizyonun yanında bulaşık makinesinin indirimli olarak satıldığı, davacının kredi kartından ödediği tutarın bulaşık makinesinin indirimli tutarına denk geldiği, indirimi kendi adına kullandığı, 23.11.2008 tarihinde müşteriye yapılan satışta TV sehpasının indirimli olarak satıldığı, yine sehpanın indirimli tutarının davacının kredi kartından ödendiğinin tespit edildiği ve geçmiş dönem disiplin suçları da dikkate alınarak iş akdinin feshinin uygun olduğu belirtilmiştir.
Davalı şirkette mağaza yöneticisi olarak çalışan davacı, savunmasında dolaylı olarak da olsa eylemlerin çoğunu kabul etmiştir.
Bilirkişi raporunda, davacının üst yöneticilerinin bilgisi dahilinde iade işleminin yapıldığı, satışın salt hedef tutturmak için yapıldığının yöntemince kanıtlanamaması nedeniyle davacının yaptığı işlemlerden ötürü haksız menfaat temin ettiğinin söylenemeyeceği, davalı işverenin iddia ettiği işlemlerin davalı şirketin sistemi üzerinden istenildiği zaman denetlenip görülebileceği, buna rağmen yapılan işlemlerin üzerinden uzun bir süre geçmiş olmasına rağmen hiç bir işlem yapılmadığı, mağazanın kapatılmasından 2 ay önce ve toplu çıkış işlemine kadar hiçbir işlem yapılmadığı, iş akdinin feshinde iş kanununun 26. maddesinde belirtilen bir yıllık süreyi geçirdiği, makul sürede fesih işlemini yapmadığı ve yapılan işlemlerde ölçülü davranmadığı, aynı durumdaki çalışanlar arasında farklı uygulama yoluna gidip eşit işlem yapma yükümlülüğünü yerine getirmediği ve mağaza kapatma ve mağazaların daha küçük hacimli alanlara taşındığı dönemde personel azaltılmasına gidildiği belirtilmiştir.
Dosya içeriğine göre, davacının davranışının doğruluk ve bağlılıkla bağdaşmadığı ve haklı neden oluşturduğu açıktır. Her ne kadar fesih için 1 yıllık sürenin geçirildiği belirtilmiş ise de, 4857 sayılı Kanun’un 26. maddesinde işçinin olayda maddi çıkar sağlaması halinde 1 yıllık sürenin uygulanmayacağı öngörülmüştür. Davacının, alışveriş yapan müşterilerin işlemlerine ortak olarak kampanyalı 2. ürün indiriminden faydalandığı, iade alınmayan hediye çekini satış danışmanına kullandırdığı ve dolayısı ile maddi çıkar sağladığı açıktır. Bu nedenle somut olayda 1 yıllık süre uygulanmaz. İşçinin davranışının haklı fesih nedeni oluşturduğu gözetilmeden yanılgılı bilirkişi raporu esas alınarak yazılı gerekçeyle davanın kabulü hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
Belirtilen nedenlerle, 4857 sayılı Kanun’un 20. maddesinin 3. fıkrası uyarınca, hükmün bozulmak suretiyle ortadan kaldırılması ve aşağıdaki gibi karar verilmesi gerekmiştir.
HÜKÜM:Yukarıda belirtilen nedenlerle;
1-Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararının BOZULARAK ORTADAN KALDIRILMASINA,
2-Davanın REDDİNE,
3-Harç peşin alındığından yeniden alınmasına yer olmadığına,
4-Davacının yapmış olduğu yargılama giderinin üzerinde bırakılmasına, davalının yaptığı 70,00 TL yargılama giderinin davacıdan tahsili ile davalıya ödenmesine,
5-Karar tarihinde yürürlükte bulunan tarifeye göre 1.200,00 TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
6-Peşin alınan temyiz harcının isteği halinde davalıya iadesine, kesin olarak 07.06.2012 tarihinde oybirliği ile karar verildi.