Yargıtay Kararı 22. Hukuk Dairesi 2011/14549 E. 2012/12667 K. 07.06.2012 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 22. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/14549
KARAR NO : 2012/12667
KARAR TARİHİ : 07.06.2012

MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
DAVA : Davacı, feshin geçersizliğine ve işe iadesine karar verilmesini istemiştir.

Mahkeme, isteği kısmen hüküm altına almıştır.
Hüküm süresi içinde davalı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

Y A R G I T A Y K A R A R I

Davacı vekili feshin geçersizliğine ve işe iadesine, buna bağlı yasal haklarının hüküm altına alınmasına karar verilmesini istemiştir.
Davalı vekili, davacının iş sözleşmesinin işyerinde yapılan denetim sonucunda tespit edilen davranışlarının doğruluk ve bağlılıkla bağdaşmadığını, iş akdinin 4857 sayılı İş Kanunu’nun 25/II maddesi uyarınca haklı nedenle feshedildiğini savunarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Mahkemece, bilirkişi raporu esas alınarak davacının davalı işyerinden haksız olarak çıkartıldığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Karar davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
İş sözleşmesinin, davacının ahlak ve iyiniyet kurallarına aykırı davranışları sebebiyle işverence haklı olarak feshedilip feshedilmediği noktasında taraflar arasında uyuşmazlık söz konusudur.
4857 sayılı Kanun’un 25. maddesinin II. bendinde, ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan haller sıralanmış ve belirtilen durumlar ile benzerlerinin varlığında işverenin haklı fesih imkanının olduğu açıklanmıştır. Yine aynı maddenin II. bendinin (e) alt bendinde, işverenin güvenini kötüye kullanmak, hırsızlık yapmak, işverenin meslek sırlarını ortaya atmak gibi doğruluk ve bağlılığa uymayan işçi davranışlarının da işverene haklı fesih imkanı verdiği ifade edilmiştir. Görüldüğü üzere yasadaki haller sınırlı sayıda olmayıp, genel olarak işçinin sadakat borcuna aykırılık oluşturan söz ve davranışları işverene fesih imkanı tanımaktadır.
İşçinin eleştiri sınırları içinde kalan söz ve davranışları ise, işverene haklı fesih imkânı vermez.
Somut olayda; davalı işverene ait Çukurova bölgesindeki işyerlerinde yapılan denetimler sonucunda davacının; 28.05.2008 tarihinde Satış Danışmanı …’un satın aldığı cep telefonunu iade çeki ile aldığı, iade çekinin bir kooperatifin satışının iadesi sonucu basıldığı ve iade işlemini davacının yaptığı, 28.02.2010 tarihinde Satış Danışmanı …’ın bir müşteriye 5.595,86 TL tutarında satış yaptığı, personelin satış öncesi hedef gerçekleştirme oranının %90, satıştan sonra ise %110 olduğu ve en yüksek katsayı primine hak kazandığı, ürünlerin bir gün sonra iade alındığı, ödeme detayı incelendiğinde Satış Danışmanı …, Satış Danışmanı … ve Mağaza yöneticisi …’ün (davacının) kredi kartının kullanıldığının tespit edildiği, 31.08.2009 tarihinde Satış Danışmanı …’ın 1.995,43 TL tutarında notebook satışı yaptığı, ödemenin …’ın kredi kartı kullanılarak yapıldığı, 02.09.2009 tarihinde ürünün davacı tarafından iade alındığı, …’ın satış hedefi %90-99 aralığından bu satış sonucunda %100-109 aralığına yükseldiği ve en yüksek katsayıda prime hak kazandığı, …’ın savunmasında davacının baskısı ile sanal satış işlemini gerçekleştirdiğini belirttiği, 22.09.2009 tarihinde Satış Danışmanı … ‘nın yaptığı LCD TV satışının davacının kredi kartından ödendiği, Satış Danışmanının beyanında davacının müşteriden nakit para aldığını beyan ettiği, 21.03.2009 tarihinde Mağaza Sorumlusu …’ın satın aldığı notebookun 450,00 TL’sinin davacının kredi kartı kullanılarak ödendiği, limit yetersizliği nedeniyle bu işlemi yaptıklarını belirttikleri, 22.04.2008 tarihinde 2.592,00 TL tutarında satışı yapılan LCD TV ve askı aparatının 27.11.2008 tarihinde yanlış bilgilendirme nedeni ile iade alındığı, gider pusulasında davacının da adının bulunduğu, iade için gerekli kontroller yapılmadan onaylandığı, 27.11.2008 tarihinde …’ın TV aldığı ve 06.12.2008 tarihinde gerçekleşen 700,00 TL indirimden yararlanmak için iade ettiği, ürün için yeniden satış işlemi yapıldığı ve 779,00 TL satış bedelinin 79,00 TL’sinin davacının kredi kartından çekildiği, yapılan satışlarda kredi kartını kullandırması ve bu işlemlerin iadesini almış olması nedeniyle Mağaza Yöneticisi …’ün de işlemlere iştirak ettiği sonucuna varılmıştır.
Davalı şirkette mağaza yöneticisi olarak çalışan davacı, savunmasında dolaylı olarak da olsa eylemlerin çoğunu kabul etmiştir.
Bilirkişi raporunda, davacının üst yöneticilerinin bilgisi dahilinde iade işleminin yapıldığı, satışın salt hedef tutturmak için yapıldığının yöntemince kanıtlanamaması nedeniyle davacının yaptığı işlemlerden ötürü haksız menfaat temin ettiğinin söylenemeyeceği, davalı işverenin iddia ettiği işlemlerin davalı şirketin sistemi üzerinden istenildiği zaman denetlenip görülebileceği, buna rağmen yapılan işlemlerin üzerinden uzun bir süre geçmiş olmasına rağmen hiç bir işlem yapılmadığı, mağazanın kapatılmasından iki ay önce ve toplu çıkış işlemine kadar hiçbir işlem yapılmadığı, iş akdinin feshinde 4857 sayılı Kanun’un 26. maddesinde belirtilen bir yıllık süreyi geçirdiği, makul sürede fesih işlemini yapmadığı ve yapılan işlemlerde ölçülü davranmadığı, aynı durumdaki çalışanlar arasında farklı uygulama yoluna gidip eşit işlem yapma yükümlülüğünü yerine getirmediği ve mağaza kapatma ve mağazaların daha küçük hacimli alanlara taşındığı dönemde personel azaltılmasına gidildiği belirtilmiştir.
Dosya içeriğine göre, davacının davranışının doğruluk ve bağlılıkla bağdaşmadığı ve haklı neden oluşturduğu açıktır. Her ne kadar fesih için bir yıllık sürenin geçirildiği belirtilmiş ise de, 4857 sayılı Kanun’un 26. maddesinde işçinin olayda maddi çıkar sağlaması halinde bir yıllık sürenin uygulanmayacağı öngörülmüştür. Davacının da sanal satış işlemlerine iştirak ederek mağaza satış hedeflerini tutturduğu ve hak edilmeyen primlerin alınmasına neden olduğu, dolayısı ile maddi çıkar sağladığı açıktır. Bu nedenle somut olayda bir yıllık süre uygulanmaz. İşçinin davranışının haklı fesih nedeni oluşturduğu gözetilmeden yanılgılı bilirkişi raporu esas alınarak yazılı gerekçeyle davanın kabulü hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
Belirtilen nedenlerle, 4857 sayılı Kanun’un 20. maddesinin 3. fıkrası uyarınca, hükmün bozulmak suretiyle ortadan kaldırılması ve aşağıdaki gibi karar verilmesi gerekmiştir.
HÜKÜM: Yukarıda belirtilen nedenlerle;
1-Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararının BOZULARAK ORTADAN KALDIRILMASINA,
2-Davanın REDDİNE,
3-Harç peşin alındığından yeniden alınmasına yer olmadığına,
4-Davacının yapmış olduğu yargılama giderinin üzerinde bırakılmasına, davalının yaptığı 60,00 TL yargılama giderinin davacıdan tahsili ile davalıya ödenmesine,
5-Karar tarihinde yürürlükte bulunan tarifeye göre 1.200,00 TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
6-Peşin alınan temyiz harcının isteği halinde davalıya iadesine, kesin olarak 07.06.2012 tarihinde oybirliği ile karar verildi.