YARGITAY KARARI
DAİRE : 22. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/16185
KARAR NO : 2012/2788
KARAR TARİHİ : 27.02.2012
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi (Beyoğlu 2. İş Mahkemesi)
DAVA : Davacı, feshin geçersizliğine ve işe iadesine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme, isteği kısmen hüküm altına almıştır.
Hüküm süresi içinde davalı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
Davacı vekili, müvekkilinin iş sözleşmesinin işverence haklı ve geçerli sebep olmadan feshedildiğini ileri sürerek fesih işleminin iptali ile müvekkilinin işe iade edilmesine, işe başlatılmaması halinde ödenecek tazminat miktarının sekiz aylık ücreti tutarında tayinine, çalıştırılmaması halinde bu süre içinde doğacak ücret ve diğer haklarının ödenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davacının kendine ait ev ve cep telefonundan üç müşterinin adını kullanıp onların yerine geçmek suretiyle müvekkili şirketin müşteri memnuniyeti merkezini aradığı, sanki müşterinin kendisiymiş gibi davranarak güvenlik teyidinden geçtiği, poliçe ve sözleşmeler hakkında bilgi alarak bazı işlemlere onay verdiğinin tespit edildiğini, davacının şirket prosedürüne aykırı ve etik olmayan davranışlarıyla işverenin güvenini kötüye kullandığını, doğruluk ve bağlılık kurallarına aykırı davranışları nedeniyle iş sözleşmesinin 4857 sayılı İş Kanunu’nun 25/2-e bendi uyarınca haklı nedenle feshedildiğini savunarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Mahkemece davacının davranışlarının fesih için haklı bir sebep oluşturacak boyutta olmadığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Karar davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
İş sözleşmesinin, davacının ahlak ve iyiniyet kurallarına aykırı davranışları sebebiyle işverence haklı olarak feshedilip feshedilmediği noktasında taraflar arasında uyuşmazlık söz konusudur.
4857 sayılı Kanun’un 25. maddesinin (II) numaralı bendinde, ahlâk ve iyi niyet kurallarına uymayan haller sıralanmış ve belirtilen durumlar ile benzerlerinin varlığı halinde, işverenin iş sözleşmesini haklı fesih imkânının olduğu açıklanmıştır. Yine değinilen bendin (e) alt bendinde, işverenin güvenini kötüye kullanmak, hırsızlık yapmak, işverenin meslek sırlarını ortaya atmak gibi doğruluk ve bağlılığa uymayan işçi davranışlarının da işverene haklı fesih imkânı verdiği ifade edilmiştir. Görüldüğü üzere yasadaki haller sınırlı sayıda olmayıp, genel olarak işçinin sadakat borcuna aykırılık oluşturan söz ve davranışları işverene fesih imkânı tanımaktadır.İşçinin eleştiri sınırları içinde kalan söz ve davranışları ise, işverene haklı fesih imkânı vermez.
Somut olayda; kredi kartından prim çekilmesi durdurulan davacının danışmanlık verdiği …. isimli müşterinin e-mail ile yaptığı şikayet üzerine, davalı şirkette yapılan araştırmada olaydan davacının sorumlu olduğu saptanmış, kayıt altına alınan müşteri memnuniyeti merkezi görüşmelerinin incelenmesinde,davacının kendi ev ve cep telefonundan …, … ve …… adlı müşterilere ilişkin kişisel bilgileri sanki kendisi o kişilermiş gibi vererek görüşme yaptığı tespit edilmiştir. 29.04.2010 tarihinde davacıdan savunması istenmiş, aynı tarihli savunmasında olayların tamamını kabul ettiği, iyi niyetle, müşteri memnuniyeti için yaptığını, çıkar sağlamadığını savunduğu görülmüştür. Davacı tanığı olarak dinlenen … davacıya kendisiymiş gibi davranması için talimat vermediğini ancak eylemi nedeniyle şikayetçi olmadığını söylemiştir. Ancak davacının eylemleri nedeniyle … isimli müşterinin prim ödemelerinin iptal edildiği, bu durumun kişinin menfaatine aykırı olduğu açıktır. … isimli müşteri yönünden herhangi bir şikayet ya da beyan yoksa da; yurtdışında yaşadığı anlaşılan bu kişinin sözleşmelerinin başlama tarihleri, fon birikimleri, katkı payı tutarları gibi kişisel bilgilerini davacının öğrendiği, bu durumun da kabul edilebilir olmadığı tartışmasızdır. Davacının eylemlerinin davalı şirketi müşterilerinin karşısında güvenilmez bir şirket durumuna düşüldüğü, itibarını zedelediği hususunda şüphe yoktur.
Dava konusu olayda davacının davranışlarının doğruluk ve bağlılığa uymayan davranışlar niteliğinde olduğu ve haklı neden oluşturduğu açıktır. Buna rağmen yazılı gerekçeyle davanın kabulü hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
Belirtilen nedenlerle, 4857 sayılı Kanun’un 20. maddesinin 3. fıkrası uyarınca, hükmün bozulmak suretiyle ortadan kaldırılması ve aşağıdaki gibi karar verilmesi gerekmiştir.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan gerekçe ile;
1-Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararının BOZULARAK ORTADAN KALDIRILMASINA,
2-Davanın REDDİNE,
3-Harç peşin alındığından yeniden alınmasına yer olmadığına,
4-Davacının yapmış olduğu yargılama giderinin üzerinde bırakılmasına, davalının yaptığı 70,00 TL yargılama giderinin davacıdan tahsili ile davalıya ödenmesine,
5-Karar tarihinde yürürlükte bulunan tarifeye göre 1.200,00 TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
6-Peşin alınan temyiz harcının isteği halinde davalıya iadesine, kesin olarak 27.02.2012 tarihinde oybirliği ile karar verildi.