YARGITAY KARARI
DAİRE : 22. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/19138
KARAR NO : 2012/24156
KARAR TARİHİ : 02.11.2012
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA : Davacı, işe başlatmama tazminatı ve boşta geçen süre ücreti alacaklarının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir. Mahkeme, isteğin reddine karar vermiştir.
Hüküm duruşmalı olarak davacılar avukatı tarafından temyiz edilmiş ise de; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun geçici 3. maddesi uyarınca uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 435. maddesi gereğince duruşma isteğinin süreden reddine ve incelemenin evrak üzerinde yapılmasına karar verilmiş olmakla Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor sunuldu, dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
Davacı vekili, müvekkillerinin murisi …’nin Karacabey Asliye Hukuk (iş) Mahkemesinde açmış olduğu işe iade davasının kabul edildiğini ve kararın Yargıtay’ca onandığını, dava süresi içerisinde davalı kurumun muris …’yi işe başlatmadığını ve dava Yargıtay aşamasında murisin vefat ettiğini, murisin ölümü nedeniyle işe başlatılmasının fiili olarak mümkün olmaması nedeniyle bu davanın açılması gerektiğini, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 4857 sayılı İş Kanunu’nun 21. maddesi uyarınca dört aylık ücreti tutarında tazminat olarak 5.000,00 TL ve çalışamadığı dönemlere ilişkin dört aylık ve sair haklarının toplamı olarak 8,000,00 TL olmak üzere toplamda 13.000,00 TL tazminatın davalı kurumdan alınmasına karar verilmesini istemiştir.
Davalı vekili, Karacabey Asliye Hukuk (İş) Mahkemesi’nin 2005/45 esas 2006/477 karar sayılı ilamının tespit hükmü içeren bir dava olduğunu, davacının Yargıtay tarafından onanan bu kararın tebliğinden itibaren on gün içerisinde işyerine başvurması gerektiğini ancak bu başvurunun yapılmaması nedeniyle iş kanunundan kaynaklanan hak düşürücü sürenin oluştuğunu, davanın kabul edilmesi durumunda ise talep edilen miktarın yüksek olduğunu, faizin dava tarihi ve kanuni faizin talep edilebileceğini belirtip davacıların bu taleplerinin de reddini savunmuştur.
Mahkemece, Karacabey Asliye Hukuk Mahkemesinin 2005/45 esas 2006/477 karar sayılı ilamı ile işe iadesine karar verilen davacılarının murisinin kararın Yargıtay 9. Hukuk Dairesi’nin 25/12/2006 tarih ve 2006/27248 esas 2006/33882 karar sayılı ilamı ile onanma tarihinden önce işçinin 07/12/2006 tarihinde vefat ettiği, işe iade tazminatı için mahkeme hükmü gereği verilen ve kanuni şart olan işe müracat ve red şartının oluşmadığı kanuni şartların oluşmaması nedeniyle davanın reddine karar verilmiştir.
Karar davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Türk Medeni Kanun’un 599. maddesine göre kanunda öngörülen ayrık durumlar saklı kalmak üzere mirasçılar miras bırakanın alacaklarını doğrudan doğruya kazanırlar.
Davacı işçinin iş sözleşmesi 30.12.2004 tarihinde işyerinde yeniden yapılanma ve alt işveren uygulamasına gidilmesi nedeniyle feshedilmiştir. Davacının işe iadesine dair verilen karar Yargıtay 9. Hukuk Dairesi tarafından 25.12.2006 tarihinde onanmıştır. Yargıtay ilamı davacı vekiline 21.02.2007 tarihinde tebliğ edilmiş ise de davacının 07.12.2006 tarihinde temyiz incelemesi sırasında vefat ettiği anlaşılmıştır.
Davacı davayı açmayla işe iade iradesini belirtmiştir. Amaç, işe iade edilmek ve edilmemesi halinde akçalı haklardan yararlanmaktır.
4857 sayılı Kanun’un 21. maddesinin üçüncü fıkrasında belirtilen dört aya kadarki boşta geçen süreye ilişkin ücret ve diğer haklar işverenin işe başlatma veya başlatmamaya bağlı bir sonuç değildir.
Ölüm olgusu bir hukuki ilişkide aleyhe olarak yorumlanmamalıdır. İşçi ölmeseydi ne tür davranışına üstünlük tanınacak idiyse, öngörülen bu davranışa hukuki sonuç bağlanmalıdır. Öte yandan bir yasa yorumlanırken kanunun konuluş amacı dikkate alınmalıdır. Kanundaki işe iade hükümleri işçinin işe iadesini amaçlamıştır. Ölüm olaylarına nasıl bir sonuç bağlayacağı kanunda belirtilmediğine göre bu boşluğu doldurmak yargıcın görevidir (TMK m.l/II). Yargıç burada Kanun koyucu olarak davranmalıdır.
Davacı işe iade davasını açarken feshin geçerli bir nedene dayanmadığını iddia etmiştir. Geçersiz fesih var ise ölüm tarihine kadarki boşta geçen süre ücretine kanuni dört aylık sınırlama dikkate alınarak hükmetmelidir. Böyle bir sonuç genel olarak kanunun amacına da uygundur. Aksi halde işverenin haksız davranışı işçinin ölümü nedeniyle karşılıksız kalmaktadır. Bu durum da adalet duygusunu incitir.
Geçerli nedene dayanmayan feshin tespiti ile yetinilmesi, ölen işçinin mirasçıları yönünden hiçbir imkan sağlamayacaktır. Oysa konu, sosyal güvenlik haklarını da ilgilendirmektedir. Dört aya kadar ücret ve diğer haklar yönünden Sosyal Güvenlik Kurumuna pirim yatırılması ve ölen işçinin mirasçılarının buna göre sosyal güvenlik haklarından buna göre yararlanması gerekir.
Böyle olunca işçinin ölümü feshi izleyen dört ay geçtikten sonra gerçekleşmiş olmakla, ölen işçinin mirasçılarına dört aylık süre için boşta geçen süreye ait ücret ve diğer hakların ödemesi gerekir. Mahkemece davanın boşta geçen süre ücreti bakımından davanın reddine karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebepten BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 02.11.2012 gününde oyçokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY
Somut olayda davacılar murisleri işçinin iş sözleşmesinin işvereni tarafından geçerli neden olmadan feshedildiğini, murisin açtığı işe iade davasının lehine sonuçlandığını, kararın Yargıtay’ca onandığını, murisin ölümü nedeniyle işe başlatılmasının fiili olarak mümkün olmadığını ileri sürerek işe başlatmama tazminatı ile boşta geçen en çok dört aylık ücret ve diğer haklarının hüküm altına alınması isteğinde bulunmuşlardır.
Mahkemece davacıların murisinin işe iade kararından sonra işe başlatılmak için müracaat etmesinin fiilen mümkün olmaması nedeniyle süresinde müracaat şartına bağlı olan işe başlatmama tazminatı ve boşta geçen süre ücretine hak kazanılmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
4857 sayılı İş Kanunu’nun 21. maddesinde öngörülen boşta geçen süre ücreti ve diğer haklar ile iş güvencesi tazminatı, işçinin, feshin geçersizliğine ilişkin kesinleşen kararın tebliğinden itibaren 10 iş günü içinde işe başlatılmak için işverene başvurmasına bağlanmıştır. Aksi halde işverence yapılan feshin geçerli feshe dönüşeceği ve işverenin sadece geçerli feshin sonuçları ile sorumlu olacağı düzenlenmiştir. Söz konusu düzenlemede işçiye, işverene başvurmadan boşta geçen süre ücreti ve iş güvencesi tazminatını talep etme seçeneği tanınmış değildir. Diğer yandan, kanunun boşta geçen tüm sürenin değil de en çok dört aylık için ücret ve diğer hakların ödenmesi gerektiğini öngörmesi de anlamlıdır. Gerçekten, “en çok dört aylık ücret ve diğer haklar” geçersiz feshin özel bir sonucudur. Feshin geçersizliği ise mahkeme kararı ile değil, işçinin, kesinleşen kararın tebliğinden itibaren on işgünü içinde işverene müracaatı ile gerçekleşir.
Dosya içeriğine göre davacıların murisinin feshin geçersizliğine ilişkin kararın kesinleşmesinden önce vefat ettiği, böylece işe başlatılmak için işverene müracaat etmesinin fiilen imkânsız olduğu anlaşılmaktadır. Bu durumda boşta geçen süre ücreti ve diğer haklar ile iş güvencesi tazminatının doğduğundan söz edilemez. İşe iade davası açmakla murisin iradesinin bu yönde olduğu ve işe başlatılmak için işverene başvuracağının varsayılması gerektiğini kabul etmek kanunun düzenlemesine uygun düşmemektedir. Kanunun amacı iş ilişkisinin sürdürülmesini sağlamaktır. Nitekim sadece işe iadenin mali sonuçlarından yararlanmak amacıyla işe iade davasını açan ve işverenin davetine bu nedenle icabet etmeyen işçinin işe iade davası reddedilmektedir. Keza süresinde yapılan başvurudan sonra işverenin davetine icabet etmeyen işçinin de işe iadenin sonuçlarından yararlanamayacağına karar verilmektedir. Murisin farazi iradesine göre hareket edilirse mirasçıların işe iade dava açma hakkından da söz edilebilecektir ki, yukarıda belirtildiği gibi mevcut sistemin buna izin vermediği açıktır. Örneğin avukata vekâlet verdikten sonra ve işe iade davası açılmadan önce vefat eden işçinin farazi iradesinin işe iade davası açmak olduğu kabul edilerek yerine mirasçılarının işe iade davası açabilecekleri ileri sürülebilecektir. Oysa iş güvencesinin amacı iş ilişkisine süreklilik kazandırmak olup, mirasçılarla iş ilişkisinin devamı iş sözleşmesinin “kişisellik” özelliği gereği mümkün değildir.
İşverenin haksız davranışının yaptırımsız kalacağının kabulü de kanunun sözü edilen düzenlemesi karşısında mümkün değildir. Kanun koyucu esas itibariyle yaptırım olarak işverenin iradesine rağmen iş ilişkisinin sürdürülmesini öngörmüştür. Ancak gerek iş ilişkinin sürdürülmesi gerek boşta geçen süre ücreti ve diğer haklara hak kazanma işçinin kanunda belirtilen süre içinde işverene başvurmasına bağlanmıştır. İşçinin süresinde başvuruda bulunmaması feshi geçerli hale getirecek ve bu durumda işveren sadece geçerli feshin sonuçlarından sorumlu olacaktır. Geçerli feshin sonuçlarından mirasçıların yararlanmasını engelleyen bir hüküm bulunmamaktadır.
Sosyal güvenlik hakları itibariyle mirasçıların boşta geçen süre ücretine hak kazanmaları yönündeki çoğunluk görüşü de kanunun yukarıda belirtilen açık düzenlemesine uygun değildir. Yukarıda belirtildiği gibi boşta geçen süre ücreti ve diğer haklara hak kazanma salt mahkemece feshin geçersizliği yönünde karar verilmesine bağlı tutulmamıştır. İşçinin kesinleşen kararın tebliğinden itibaren on işgünü içinde işe başlatılması için işverene başvurusu gerekir. Aksi halde fesih geçerli hale gelecektir.
Yukarıda belirttiğim nedenlerle, kararın onanması gerektiği görüşünde olduğumuzdan, sayın çoğunluğun bozulması yönündeki görüşüne katılamıyoruz.02.11.2012