Yargıtay Kararı 22. Hukuk Dairesi 2012/23231 E. 2013/15838 K. 28.06.2013 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 22. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/23231
KARAR NO : 2013/15838
KARAR TARİHİ : 28.06.2013

MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
AVUKAT …

DAVA : Davacı, cezai şart tazminatının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme, isteğin reddine karar vermiştir.
Hüküm süresi içinde davacı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

Y A R G I T A Y K A R A R I

Davacı vekili; davalı işçinin davacı işverene ait işyerinde 07.10.1999-24.01.2011 tarihleri arasında karton köşebant üretim hattında “üretim sorumlusu” olarak çalıştığını, son maaşının brüt 1.711,13 TL olduğunu, 24.01.2011 tarihinde 19.493,24 TL kıdem tazminatı ile diğer tüm hak edişlerini alarak işyerinden ayrıldığını, davalının, taraflar arasında imzalanan rekabet yasağı sözleşmesine göre, hizmet akdinin sona ermesinden itibaren üç yıl süreyle rakip firmalarda çalışmayacağını beyan ve taahhüt etmesine rağmen işyerinden ayrıldıktan kısa bir süre sonra müvekkili firma ile aynı sektörde ve aynı ilçede faaliyet gösteren ARC Ambalaj Ltd. Şti. isimli rakip firmada, davacı firma yetkililerinin muvafakati olmadan işe başladığını, uzun yıllar davacı şirkette üst bir kadroda çalışmasından dolayı iş akışını, üretim şeklini ve davacının ticari ilişki içerisinde olduğu diğer tüm firmaları ve koşulları bildiğini, rekabet yasağı sözleşmesine aykırı hareket ettiğini, sözleşmede öngörülen haksız rekabet cezai şart tazminatının ödemesi gerektiğini iddia ederek 34.222,60. TL tazminatın davalıdan tahsilini istemiştir.
Davalı vekili; davalı işçinin, davacı işverene ait işyerinde makine başında köşebent üretim işini yaptığını, bu işin herhangi bir özel bilgi ve beceri gerektirmediği gibi bu işi yapabilmesi için davalı işçiye davacı tarafından herhangi bir eğitimin de verilmediğini, B.K.384 md.’sinde ifade ediliği gibi ticari sırlara vakıf olmayı gerektiren bir iş olmadığını, işvereni zarara sokacak vasıfta bir görev sayılamayacağını, piyasada pek çok firma tarafından aynı nitelikte köşebent üretiminin gerçekleştirildiğini, yapılan imalatın özgün bir nitelik taşımadığını, görevini ifası sırasında davacı şirketin müşterilerini tanıma, işin sırına vakıf olma ve davacı şirketin zararına yol açacak bilgi ve davranışının söz konusu olmadığını, haksız rekabete ilişkin sözleşmenin geçerli olabilmesi için işçinin işverenin müşteri çevresine veya işin ve üretim sırlarına ait bilgileri kullanması ve işverene önemli bir zarar verebilme ihtimalinin bulunması hallerinde taahhüdün veya sözleşmenin geçerli olacağını, ayrıca B.K.’nun 349. md.’sine göre de rekabet yasağının işçinin iktisadi geleceğini tehlikeye düşürmemesi için süre, yer ve işin türü bakımından sınırlandırılması gerektiği, bu koşulların bulunmaması halinde de rekabet sözleşmesinin geçerli olmayacağını, cezai şartın fahiş olduğunu belirterek davanın reddini talep etmiştir.
Mahkemece, davalı işçinin davacı şirkete vermiş olduğu taahhütnamede rekabet yasağı ile ilgili sınırlamanın Ege, Marmara, Akdeniz ve İç Anadolu bölgelerinde sınırlı olduğu ve üç yıl süreye bağlandığı, yer ve süreyle ilgili sınırlama koşullarının yerine getirildiği, ancak yapılacak işin konusu veya mahiyeti ile ilgili olan sınırlamanın belirli bir konuya hasredilmediği, taahhütname içeriğinden şirketlerin fiilen yapmış oldukları işlerin yanında ana sözleşmesi içinde yer alan tüm faaliyet konularının da rekabet yasağına sokulduğu, bu durumun, işçinin belirtilen coğrafi mekanlarda ve belirtilen sürede hiçbir işyerinde çalışma imkanı bulamayacağı anlamına geleceği ve rekabet yasağı ile ilgili dar yorum ilkesine uygun düşmeyeceği, diğer taraftan bu yasağın sadece davalının şahsına getirilmeyip 3.üncü dereceye kadar kan ve sihri hısımlarının yani kendisinin ve eşinin büyük dede, dede, baba, çocuk, torun ve torunun çocuğuna kadar uzanan bir silsileye yayılmasının davalının gerek kendisi ve gerek ailesinin iktisadi özgürlüğünü tamamen ortadan kaldıracağı ,diğer taraftan davalının köşebent üretim sorumlusu olarak davacı şirkette çalıştığı, bu işlerin diğer bir çok şirketler tarafından da yapıldığı, söz konusu üretim ile ilgili olarak herhangi bir meslek sırrından söz edilemeyeceği, işçinin işveren ile ilgili edindiği bilgileri kullandığı ve kullanılan bilgilerin işverenin önemli bir zararına sebep olacak nitelikte olduğunun davacı tarafından kanıtlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, süresi içinde davacı avukatı temyiz etmiştir.
Dosya içeriğinden, davalının davalıya ait işyerinde 07.10.1999-24.01.2011 tarihleri arasında karton köşebant üretim hattında “üretim sorumlusu” olarak 1.711,14 TL ücretle çalıştığı, iş sözleşmesinin emeklilik için yaş dışında diğer şartların tamamlanması nedeni ile işçi tarafından feshedildiği, 07.10.1999 tarihli yazılı hizmet sözleşmesinde, davacıya verilecek iş ve bu işin görev tanımına ilişkin bir açıklama olmadığı, 26.01.2005 tarihli davacı From Mukavva Ambalaj San. Tic. Ltd. Şti. ile dava dışı ve aynı adreste faaliyet gösteren Mineli Ambalaj Makine San. Tic. Ltd. Şti. lehine düzenlenmiş taahhütnamede; özetle “07.10.1999 tarihinden itibaren köşebent üretim sorumlusu olarak çalışmakta olan …’un şirketlerin yetkili yasal temsilcilerinin açık bir yazılı muvafakati dışında hizmet akdinin sona ermesinden itibaren üç yıl süre ile şirketlerin (şirketlerin ana sözleşmesinde yer alan faaliyet konuları ve şirketlerin fiili faaliyet konulan çerçevesinde) faaliyet göstermekte olduğu sektörlerde ve faaliyet konularında Ege, Marmara, Akdeniz ve İç Anadolu bölgelerinde faaliyet gösteren rakip veya rakip olma potansiyeli bulunan veyahut bu konumda bulunan şirketlerle aralarında ortaklık ilişkisi bulunana yada aynı şirketler grubu içersinde yer alan yerli veya yabancı şirketlerde veya işletmelerde hizmet veya vekalet akdi ile çalışmamayı, bu şirket veya işletmelere ortak olmamayı, bu şirketlere doğrudan veya dolaylı bedelli mukabili veya bedelsiz olarak hizmet veya destek vermemeyi, danışmanlık veya iş birimi yapmamayı, bu mahiyetteki şirket veya işletme kurmamayı, rakip şirketlerin yurtiçi veya yurtdışı müşterileri, bayileri satış yada dağıtım kanallarında yer alan kişi veya kurumlar yada tedarikçileri ile hiçbir şekilde doğrudan veya dolaylı olarak ticari ilişki içersine girmemeyi, müşterek iş yapmamayı, teklif veya sipariş vermemeyi, bu kişilerle doğrudan veya dolaylı olarak iş ilişkisine girmemeyi, bu sözleşmede (taahhütnamede) yer alan taahhüt ve rekabet kısıtlamalarının tamamını konu, yer ve süre ile ilgili sınırlar içerisinde çalışanın (davalı …,) 3.üncü dereceye kadar kan ve sıhri hısımları içinde aynı koşullar altında geçerli olduğu ve onları da kapsadığı, işverenin maruz kalacağı zararları dışında ve bunlara ek olarak rekabet yasağı taahhütlerinden herhangi birisinin ihlali halinde kendisine ödenen brüt aylık ücretinin yirmi katı tutarında maktu cezai şartı ödemeyi, bu cezai tazminatın tenkisini talep ve dava etmemeyi ” davalının taahhüt ettiği, Sosyal Güvenlik Kurumu kayıtlarına göre işçinin, A.R.C. Ambalaj Malz. İmi.San.Tic. Ltd. Şti.’ ne ait işyerinde 19.02.2011 tarihinde çalışmaya başladığı anlaşılmıştır.
Dava rekabet yasağının ihlali sebebiyle kararlaştırılan tazminatın ödetilmesi isteğine ilişkindir. Davanın konusunun, 4857 sayılı İş Kanunu kapsamında değerlendirilip değerlendirilemeyeceği, buna bağlı olarak iş mahkemesinin görevli olup olmadığı uyuşmazlık konusudur.
5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 1. maddesi ve Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kurulu’nun 29.06.1960 gün, 1960/13 ve 1960/15 sayılı kararında; İş Mahkemelerinin, işçi sayılan kimselerle (Kanunun değiştirilen 2’nci maddesinin C, D ve E fıkralarında istisna edilen işlerde çalışanlar hariç) işveren veya işveren vekilleri arasında “iş akdinden doğan” veya “iş kanuna dayanan” her türlü hak iddialarından doğan hukuki uyuşmazlıkların bu mahkemelerde çözümleneceği açıklanmıştır.
Davanın açıldığı tarih itibariyle yürürlükte bulunan mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 348. maddesince, “İş sahibinin müşterilerini tanımak veya işlerin esrarına nüfus etmek hususlarında işçiyle müsait olan bir hizmet sözleşmesinde her iki taraf, akdin hitamından sonra işçinin kendi namına iş sahibi ile rekabet edecek bir iş yapmamasına ve rakip bir müessesede çalışmamasını ve böyle bir müessesede şerik veya sair sıfatla alakadar olmamasını şart edebilirler. Rekabet memmuniyetine dair olan şart, ancak işçinin müşterileri tanımasından ve esrara nüfusundan istifade ederek iş sahibine hissolunacak derecede bir zarar hükmüne sebebiyet verebilecek ise caizdir. İşçi sözleşmenin yapıldığı zamanda reşit değilse rekabet memnuniyetine dair olan şart batıldır.” Madde metninden de anlaşılacağı üzere bu madde, sözü edilen sırlara vakıf işçinin mukavele yapmak şartıyla işten ayrılması halinde aynı işi kendi adına yapmamasını, rakip bir müessesede çalışmamasını ve böyle bir müessesede şerik veya sair sıfatla alakadar olmamasını düzenlemektedir. Düzenleme hizmet sözleşmesi içinde yer almakla birlikte hizmet sözleşmesi süresince yapılmaması gereken bir hususu değil, hizmet sözleşmesinin sona ermesinden sonra yapılmaması gereken bir hususta düzenleme getirmektedir.
Hizmet sözleşmesinin devamında yapılan bir sadakatsizlik, bu ister sözleşme ile düzenlensin ister kanunla düzenlensin elbette ki iş mahkemesinde görülecek bir davanın konusunu oluşturacaktır. Oysa somut uyuşmazlıkta davacı taraf davalının sözleşmenin sona ermesinden sonra gerçekleşen eylemi sebebiyle cezai şart istemektedir. Uyuşmazlığın bu niteliği itibarıyla davanın iş mahkemesinde görülmesini gerektirir bir durum mevcut değildir. Ayrıca ticari sırrın ne olduğunun değerlendirilmesinin uzman mahkemelerce yapılması gerektiği de yadsınamaz bir gerçeklik olduğu gibi, “Rekabet Yasağı” kavramı da piyasa şartlarıyla sıkı sıkıya bağlı bulunan ticari bir konudur. Kaldı ki, Davanın açıldığı tarih itibariyle yürürlükte bulunan mülga 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 4. maddesiyle kanun koyucu çok açık bir şekilde, 818 sayılı Kanun’un 348. maddesinden kaynaklanan davaların mutlak ticari davalardan olduğunu öngörmüştür. Mutlak ticari davalar herhangi bir unsurun, bağlama noktasının veya sebebin davanın ticari niteliğini değiştirmediği, mahkemenin kanaatinin rol oynamadığı davalardandır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 29.02.2012 tarih 2011/11-781 esas- 2012/109 karar sayılı ilamında da hizmet sözleşmesinin sona ermesinden sonra gerçekleşen rekabet yasağına aykırılığı düzenleyen, 818 sayılı Kanun’un 348. maddesi kapsamında değerlendirilmesi gereken uyuşmazlıklara ilişkin davaların 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 4/1-3. maddesi gereğince mutlak ticari dava niteliği taşıdığı ve mutlak ticari davaların görülme yerinin ise, açık biçimde ticaret mahkemeleri olduğu belirtilmiştir. Açıklanan sebeplerle, mahkemece mutlak bir ticari dava olan davanın görev yönünden reddine karar verilmesi gerekirken esasına ilişkin hüküm kurulmuş olması hatalı olup bozmayı gerektirir.
SONUÇ: Bu sebeplerle mahkeme kararının BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 28.06.2013 tarihinde oybirliği ile karar verildi.