YARGITAY KARARI
DAİRE : 22. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/25006
KARAR NO : 2012/22815
KARAR TARİHİ : 15.10.2012
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
DAVA : Davacı, müfettiş raporuna itiraz ile raporun iptaline karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme, davayı yetki yönünden reddetmiştir.
Hüküm süresi içinde duruşmalı olarak davacı avukatı tarafından temyiz edilmiş ise de; duruşma gününün taraflara tebliği için davetiyeye yapıştırılacak posta pulu bulunmadığından duruşma isteğinin reddine ve incelemenin evrak üzerinde yapılmasına karar verildikten sonra Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor sunuldu, dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
Davacı vekili, davalı kurum müfettişleri tarafından düzenlenen raporda işçilerin çalıştığı şirket ile müvekkili olan şirket arasındaki maddi ve hukuki bağın araştırılmadığını, … Metal İmalat San. A.Ş. ve diğer şirketler arasındaki asıl işverenlik-alt işverenlik ilişkisinin teknik bir bilirkişi aracılığıyla incelenmesi gerektiğini, beyanlara dayalı olarak düzenlenen müfettiş raporunun tamamına itiraz ettiğini belirterek iptaline karar verilmesini istemiştir.
Davalı vekili, davacının Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı teftiş kurulu başkanlığının 12/09/2011 tarihli inceleme raporunun iptali sebebi ile açılan davada kesin yetki kuralına dayanarak yetkili iş mahkemesinin kurumun bölge müdürlüğünün bulunduğu yer mahkemesi olduğunu savunmuş ve yetki itirazında bulunmuştur.
Birleşik Metal İşçileri Sendikası vekili, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının 06/02/2012 tarihli yazısında asıl işveren ve alt işverenlerce rapora itiraz edildiğinden itirazlara ilişkin müvekkili sendikanın 22.12.2008 tarihli yetki tespit başvurusu ile ilgili olarak bu aşamada yapılacak işlem bulunmadığınının bildirildiğini, sendikanın taraf gösterilmeden davanın açılmış olduğunun öğrenildiğini, sendikanın yetki başvurusu bu davada etkileneceğinden bahisle davaya davalı sıfatıyla dahil edilme isteminde bulunmuştur.
Mahkemece, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 6. maddesine göre genel yetkili mahkemenin davalının gerçek veya tüzel kişinin davanın açıldığı tarihteki yerleşim yeri mahkemesi olduğu, davanın Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı aleyhine açılmış olduğu ve yetkili iş mahkemesinin bakanlığın bölge müdürlüğünün bulunduğu yer mahkemesi olduğundan bahisle ve İstanbul iş mahkemelerinin davaya bakmakla yetkili bulunduğu gerekçesi ile mahkemenin yetkisizliğine karar verilmiştir.
Karar, davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Mahkemece oluşturulan gerekçeye göre, mahkemenin yetkisi uyuşmazlık konusu olduğundan görevli ve yetkili yargı yerinin belirlenmesi gerekeceği açıktır.
6100 sayılı Kanun’un 114/1. maddesine göre yargı yolu ve mahkemenin görevi dava şartlarından olup, yargılamanın her aşamasında mahkemece re’sen ve öncelikle dikkate alınmalıdır.
6100 sayılı Kanun’un geçici 1. maddesinin 1. bendine göre bu Kanun’un yargı yolu ve göreve ilişkin hükümleri Kanun’un yürürlüğe girmesinden önceki tarihte açılmış davalara uygulanmaz hükmü bulunmaktadır. Dava 6100 sayılı Kanun döneminde 10/10/2011 tarihinde açılmıştır.
4857 sayılı İş Kanunu’nun 108. maddesine göre, bu kanunda öngörülen idari para cezaları, 101 ve 106. maddelerdeki idari para cezaları hariç, gerekçesi belirtilmek suretiyle Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Bölge Müdürünce verilir. 101 ve 106. maddeler kapsamındaki idari para cezaları ise doğrudan Türkiye İş Kurumu il müdürü tarafından verilir ve genel esaslara göre tahsil edilir. Aynı maddenin ikinci cümlesi ise, 13/02/2011 gün, 6111 sayılı Kanun’un 79. maddesi ile değiştirilerek, 101. ve 106. maddeler kapsamındaki idari para cezaları doğrudan Türkiye İş Kurumu il müdürü tarafından; birden fazla ilde işyerleri bulunan işverenlere uygulanacak idari para cezası ise işyerlerinin merkezinin bulunduğu yerdeki Türkiye İş Kurumu il müdürünce verilir ve genel esaslara göre tahsil edilir, şeklinde yeniden düzenlenmiştir.
02.11.2011 gün, 28103 (mükerrer) sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak aynı gün yürürlüğe giren 11/10/2011 tarihli, 665 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 21. maddesi ile 4904 sayılı Türkiye İş Kurumu Kanunu’nun 12. maddesi değiştirilmiş, kurumun taşra teşkilatının illerde çalışma ve iş kurumu il müdürlükleri ile bunlara bağlı kurulan hizmet merkezlerinden oluşacağı belirtilmiş ve geçici 5. maddesinde, düzenlemelerin bu KHK’nın yayımı tarihinden itibaren bir yıl içinde yürürlüğe konulacağı ifade edilmiştir. Yine aynı Kararnamenin geçici 2. maddesinin 5. fıkrasında, Mevzuatta Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Teftiş Kurulu Başkanlığına ve müfettişlerine, Türkiye İş Kurumu Teftiş Kurulu Başkanlığına ve müfettişlerine yapılmış olan atıfların İş Teftiş Kurulu Başkanlığına ve iş müfettişlerine yapılmış sayıldığı belirtilmiştir.
31.05.2006 tarihli, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 17.04.2008 tarihli, 5754 sayılı Kanun’un 60. maddesiyle değiştirilen 102. maddesinde, kanunda öngörülen bazı yükümlülüklerin zamanında ya da usulüne uygun yerine getirilmemesi halinde Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından verilecek idari para cezaları ile ilgili yaptırımlar düzenlenmiştir. Maddenin ilk fıkrasında hangi eylemlere ne miktarda idari para cezası verileceği, dördüncü fıkrasında ise bu cezaların ilgiliye tebliği ile tahakkuk edeceği, tebliğ tarihinden itibaren onbeş gün içinde ödeneceği veya aynı süre içinde kuruma itiraz edilebileceği, itirazın reddi üzerine de otuz gün içinde yetkili idare mahkemesine başvurulabileceği belirtilmiştir. Hükmün dördüncü fıkrasının Anayasaya aykırı olmadığı, 14.02.2012 gün, 28204 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Anayasa Mahkemesi’nin 20.10.2011 gün, 2010/55 esas, 2011/140 sayılı kararında, “Niteliği gereği idari olan eylem ve işlemlere ilişkin davaların, Anayasa gereği, idari yargı yerlerinde görülmesi esastır. Yasaların, belirsizlik ve kargaşa yaratması değil önlemesi esas olduğuna göre, yasa koyucunun da Anayasa’daki idarî ve adlî yargı ayrılığını esas alması, idarenin kamu gücü kullandığı ve kamu hukuku alanına giren işlem ve eylemlerinin, idari yargı denetimine tabi olması Anayasa’ya uygunluğun gereğidir.” şeklinde açıklanmıştır.
4857 sayılı Kanun’da müfettiş raporuna itirazla ilgili olarak aynı Kanun’un 3. maddesinin 2. fıkrasına göre, şirketler arasında muvazaa olduğunun tespitine ilişkin gerekçeli müfettiş raporuna itiraz ile açılan davada iş mahkemesince verilen kararların kesin olduğu, 92. maddesinin 3. fıkrasında ise çalışma hayatını izleme, denetleme ve teftişe yetkili iş müfettişleri ile işçi şikayetlerini incelemekle görevli bölge müdürlüğü memurları tarafından tutulan tutanakların aksi kanıtlanıncaya kadar geçerli olduğu ve iş müfettişleri tarafından düzenlenen raporların ve tutulan tutanakların işçi alacaklarına ilişkin kısımlarına karşı taraflarca otuz gün içerisinde yetkili iş mahkemesine itiraz edilebileceği ve iş mahkemesinin kararına karşı taraflarca 5521 sayılı Kanun’un 8. maddesine göre kanun yoluna başvurulabileceği belirtilmiştir.
4857 sayılı Kanun’da idari para cezasına ve yukarıda belirtilenler dışında teftiş raporlarına karşı başkaca bir kanun yoluna ilişkin düzenlemeye ise yer verilmemiştir.
Öte yandan; 30.03.2005 gün ve 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 3. maddesinde, “(1) Bu Kanunun;a) İdarî yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde, b) Diğer genel hükümleri, idarî para cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında,uygulanır”; Kanun’un “Başvuru yolu” başlıklı 27. maddesinin 1. fıkrasında ise, “İdari para cezası ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin idari yaptırım kararına karşı, kararın tebliği veya tefhimi tarihinden itibaren en geç onbeş gün içinde, sulh ceza mahkemesine başvurulabilir. Bu süre içinde başvurunun yapılmamış olması halinde idari yaptırım kararı kesinleşir” düzenlemeleri yer almıştır.
Nitekim, 02/05/2012 gün, 28280 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Uyuşmazlık Mahkemesinin 09/04/2012 gün, 2012/17 esas, 2012/70 sayılı kararında, 4857 sayılı Kanun’a göre verilen idari para cezasının kaldırılması istemiyle açılan davanın adli yargı yerinde (sulh ceza mahkemesinde) çözümlenmesinin gerektiği belirtilmişir.
Resmi Gazete’nin 18/06/2012 gün, 28327 (Mükerrer) sayısında yayımlanan Uyuşmazlık Mahkemesinin 21/05/2012 gün, 2011/237 esas, 2012/100 sayılı kararında da, şirketler arasında muvazaa olduğuna ilişkin müfettiş raporu ile muvazaanın onanması halinde yasa gereği idari para cezası uygulanacağına ilişkin kararın iptali istemi ile açılan davanın adli yargı yerinde (iş mahkemesinde) çözümlenmesinin gerektiği belirtilmiştir.
Dosyadaki bilgi ve belgelere göre, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İş Teftiş Kurulu Başkanlığının davaya konu olan ve iptali istenen 12/01/2009 tarihli inceleme raporunda, … Metal İmalat San. A.Ş. dışında kalan ve alt işveren olarak faaliyet gösteren 9 şirkette çalışan işçilerin başlangıçtan itibaren asıl işverenin işçisi sayılarak işlem görmesi gerektiği, 22.12.2008 tarihinde (341) işçinin iş sözleşmelerinin fesihlerinin sendikal nedenle yapıldığına karine oluşturduğu, 4857 sayılı Kanun’un 29. maddesine muhalefetten aynı Kanun’un 100. maddesi uyarınca 18.12.2008-22.12.2008 tarihleri arasında iş sözleşmeleri işverence feshedilen toplam (378) işçi için 136.080,00 TL idari para cezası uygulanması gerektiği belirtilmiştir.
Davaya konu istek; davalı idare tarafından düzenlenen müfettiş raporunun itirazen iptaline ilişkindir. Ancak temyiz edilen kararda, mahkemece idari para cezasına konu olan Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı iş müfettişlerinin tanzim ettiği raporun içeriği ve uyuşmazlığın niteliği belirlenmeden hüküm kurulması, diğer bir anlatımla da, uyuşmazlığın İş Kanunu’na, muvazaaya ve toplu işçi çıkarmaya ya da bunların tümüne bağlı olup olmadığı belirlenmeksizin ve bu ayrımın yapılmaması nedeni ile görev hususu değerlendirilmeksizin yazılı şekilde hüküm kurulması hatalı olmuştur.
Ayrıca, 6100 sayılı Kanun’un “Esastan Sonuçlanmayan Davada Yargılama Gideri” başlığı altındaki 331. maddesinin 2. fıkrasındaki “görevsizlik, yetkisizlik veya gönderme kararlarından sonra davaya bir başka mahkemede devam edilmesi halinde, yargılama giderlerine o mahkeme hükmeder” hükmü uyarınca yetkisizlik kararı sonucu verilen red kararları, henüz davayı esastan sonuçlandırmadığından davaya bir başka mahkemede devam edilmesi halinde yargılama giderine de o mahkemece hükmolunmalıdır.
Kabule göre, mahkemenin yetkisizliğine dair verilen kararda; davacı tarafın kanuni süresi içerisinde yetkili mahkemeye gönderme istenmediği gözetilmeksizin, yetkisizlik kararının kesinleşmesi ve başka mahkemeye gönderilmesi işlemleri ve sonucu beklenilmeden yargılama giderlerinin yetkili mahkemece değerlendireceğine ilişkin kesin hüküm oluşturacak şekilde karar verilmiş olması, usul ve kanuna aykırı olup, ayrı bir bozma nedenidir.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebepten BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 15.10.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.