Yargıtay Kararı 22. Hukuk Dairesi 2012/25287 E. 2013/14961 K. 20.06.2013 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 22. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/25287
KARAR NO : 2013/14961
KARAR TARİHİ : 20.06.2013

MAHKEMESİ :İş Mahkemesi

DAVA : Davacı, kıdem tazminatının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme, isteğin reddine karar vermiştir.
Hüküm süresi içinde davacı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

Y A R G I T A Y K A R A R I

Davacı işçi, davalı işverene ait işyerinde, 1993 yılından 10.08.2010 tarihine kadar onaltı yıl boyunca sac kaplama ustası olarak en son aylık 1.500,00 TL maaş ile çalıştığını, davalı işverenin 1997 yılında Memikoğlu İzolasyon Klima İnş. Taah. Tic. San. Ltd. Şti. adı altında şirketleştiğini, iş sözleşmesini 10.08.2010 tarihinde haklı sebeple feshettiğini, ücretinin zamanında ve tam olarak ödenmediğini, sigorta günlerinin eksik ya da hiç gösterilmediği ve primlerinin davalı işveren tarafından yatırılmadığını, ayrıca kıdem tazminatının dava tarihine kadar ödenmediğini belirterek kıdem tazminatı alacağının tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili; davacının davalı şirkette ilk işe giriş tarihinin 15.03.2000 olduğunu, davacının çalışma süresi boyunca daha yüksek ücret bulduğunda veya teklif geldiğinde işyerinden ayrılıp söz konusu işyerlerinde sigortalı veya sigortasız olarak çalıştığını, daha sonra yeniden işe girdiğini ve iş sözleşmesini feshettiği tarih olan 10.08.2010 tarihine kadar davalı işverene ait işyerinde çalıştığını, davacının işyerindeki çalışmasının sigortaya tam olarak bildirildiğini; ücretlerinin de işverenin iş yaptığı yerlerden aldığı ödemelere göre ödendiğini, bazen maaşların 1-2 ay önceden ödendiğini, davacının ekonomik kriz sebebi ile maaş ödemelerinde gecikme olduğunu bilerek ve bunu kabul ederek çalıştığını, bu durumun iş sözleşmesinin feshinden önce bir yıla yakın süre devam ettiğini, hakedişlerin düzensiz olarak alınması sebebiyle aylık ücretlerin ödenmesinde düzensizlikler ve gecikmeler olmuşsa da tüm işçilerin ücretlerinin ödendiğini, bu sebeple iş sözleşmesinin feshinin haklı sebebe dayanmadığını, bu hakkı uzun zamandır kullanılmamış olmasının bu durumu kabulü ettiği anlamına geldiği belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, iş sözleşmesinin davacı tarafından feshi gereğini oluşturur işçilik alacaklarının ödenmemesi kapsamında değerlendirilecek bir olgunun şüpheden uzak biçimde ortaya konulamadığı ve davalının taşeron olarak aldığı işler kapsamında dönemsel olarak gerekleşen çalışmalara dayalı 4857 sayılı İş Kanunu’nun 24/II-e maddesine uygun fesih iddiasının kanıtlanamadığı gerekçesiyle kıdem tazminatı isteğinin reddine karar verilmiştir.
Karar davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
İşçinin ödenmeyen işçilik hakları sebebiyle iş sözleşmesini haklı olarak feshedip feshetmediği konusu taraflar arasında uyuşmazlık konusudur.
İşçinin emeğinin karşılığı olan ücret işçi için en önemli hak, işveren için en temel borçtur. 4857 sayılı Kanun’un 32. maddesinin dördüncü fıkrasında, ücretin en geç ayda bir ödeneceği kurala bağlanmıştır. 5953 sayılı Basın İş Kanunu’nun 14. maddesinin aksine, 4857 sayılı Kanun’da ücretin peşin ödeneceği yönünde bir hüküm bulunmamaktadır. Buna göre, aksi bireysel ya da toplu iş sözleşmesinde kararlaştırılmadığı sürece işçinin ücreti bir ay çalışıldıktan sonra ödenmelidir.
Ücreti ödenmeyen işçinin, bu ücretini işverenden dava ya da icra takibi gibi kanuni yollardan talep etmesi mümkündür.
1475 sayılı Kanun döneminde, toplu olarak hareket etmemek ve kanun dışı grev kapsamında sayılmamak kaydıyla 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 81. maddesi uyarınca ücreti ödeninceye kadar iş görme edimini ifa etmekten, yani çalışmaktan kaçınabileceği kabul edilmekteydi. 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 97. maddesinde de benzer bir düzenleme yer almaktadır. 4857 sayılı Kanun’da ise ücret daha fazla güvence altına alınmış ve işçi ücretinin yirmi gün içinde ödenmemesi durumunda, işçinin iş görme edimini yerine getirmekten kaçınabileceği açıkça düzenlenmiş, toplu bir nitelik kazanması halinde dahi bunun kanun dışı grev sayılamayacağı kurala bağlanmıştır.
Ücreti ödenmeyen işçinin alacağı konusunda takibe geçmesi ya da ücreti ödeninceye kadar iş görme edimini yerine getirmekten kaçınması, iş ilişkisinin devamında bazı sorunlara yol açabilir. Bu bakımdan, işverenle bir çekişme içine girmek istemeyen işçinin, haklı sebebe dayanarak iş sözleşmesini feshetme hakkı da bulunmaktadır. Ücretin hiç ya da bir kısmının ödenmemiş olması bu konuda önemsizdir.
Ücretin ödenmediğinden söz edebilmek için işçinin yasa ya da sözleşme ile belirlenen ücret ödenme döneminin gelmiş olması ve işçinin bu ücrete hak kazanması gerekir.
4857 sayılı Kanun’un 24. maddesinin (II) numaralı bendinin (e) alt bendinde sözü edilen ücret, geniş anlamda ücret olarak değerlendirilmelidir. İkramiye, prim, yakacak yardımı, giyecek yardımı, fazla mesai, hafta tatili, genel tatil gibi alacakların ödenmemesi durumunda da işçinin haklı fesih imkânı bulunmaktadır.
İşçinin ücretinin işverenin içine düştüğü ödeme güçlüğü nedeniyle ödenememiş olmasının sonuca bir etkisi yoktur. İşçinin, ücretinin bir kısmını Kanun’un 33. maddesinde öngörülen ücret garanti fonundan alabilecek olması da işçinin fesih hakkını ortadan kaldırmaz.
Bireysel veya toplu iş sözleşmesinden kaynaklanan aynî yardımların yerine getirilmemesi de (erzak ve kömür yardımı gibi) bu madde kapsamında değerlendirilmeli ve işçinin “haklı fesih” hakkı bulunduğu kabul edilmelidir.
İşçinin sigorta primlerinin hiç yatırılmaması veya eksik bildirilmesi, sosyal güvenlik hakkını ilgilendiren bir durum olsa da Dairemizin 1475 sayılı Kanun döneminde istikrar kazanmış olan görüşü, 4857 sayılı Kanun’u döneminde de devam etmekte olup, sigorta primlerinin hiç yatırılmaması, eksik yatırılması veya düşük ücretten yatırılması hallerinde de işçinin haklı fesih imkânı vardı.
Dosya içeriğine göre davacı işçi ücretinin zamanında ve tam olarak ödenmediği, sigorta günlerinin eksik ya da hiç gösterilmediği ve primlerinin davalı işveren tarafından yatırılmadığı gerekçeleri ile iş sözleşmesini haklı sebeple fehettiğini iddia etmiştir. Davalı işveren ise davacının ekonomik kriz sebebi ile maaş ödemelerinde gecikme olduğunu bilerek ve bunu kabul ederek çalıştığını, bu durumun iş sözleşmesinin feshinden önce bir yıla yakın süre devam ettiğini, hakedişlerin düzensiz olarak alınması sebebiyle aylık ücretlerin ödenmesinde düzensizlikler ve gecikmeler olmuşsa da tüm işçilerin ücretlerinin ödendiğini, bu sebeple iş sözleşmesinin feshinin haklı sebebe dayanmadığını belirterek davanın reddi gerektiğini savunmuştur.
Somut olayda davacı 10.08.2010 tarihli ihtarname ile maaşların zamanında ödenmemesi, sigorta primlerinin eksik olması ya da hiç ödenmemesi sebebiyle iş sözleşmesini haklı sebeple feshetmiştir. Her ne kadar mahkemece 4857 sayılı Kanun’un 24/II-e maddesine uygun fesih iddiasının kanıtlanamadığı gerekçesiyle davacının kıdem tazminatına ilişkin talebinin reddine karar verilmiş ise de, bilirkişi tarafından davacının Mayıs 2010, Haziran 2010 ile Temmuz 2010 aylarına ilişkin ücretlerinin iş sözleşmesinin fesih tarihi olan 10.08.2010 tarihinden sonra 16.08.2010 tarihinde davacı işçinin hesabına yatırıldığı tespit edilmiştir. Davacı işçi tarafından iş sözleşmesinin 4857 sayılı Kanun’un 24. maddesi kapsamında haklı sebeple feshettiği dosya kapsamından anlaşılmaktadır. Dolayısıyla kıdem tazminatının hüküm altına alınması gerekirken davacı işçinin feshinin haksız olduğunun kabulü ile kıdem tazminatının reddine karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı sebepten dolayı BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 20.06.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.