YARGITAY KARARI
DAİRE : 22. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/11895
KARAR NO : 2013/13833
KARAR TARİHİ : 07.06.2013
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
DAVA : Davacı, feshin geçersizliğine ve işe iadesine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme, isteği kısmen hüküm altına almıştır.
Hüküm süresi içinde davalı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, yerinde bulunmayan bütün temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan hükmün ONANMASINA, 07.06.2013 gününde oyçokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY
Davacı, merkezi Almanya’da olan Hettich Marketing-AndVertiebs’in Türkiye irtibat bürosu ile Hettich TR Mobilya Teknik Malzeme Ltd. Şirketi’nde satış destek elemanı olarak çalıştığını, iş sözleşmesinin sözlü şekilde usulsüz olarak feshedildiğini beyanla feshin geçersizliğine ve işe iadesine karar verilmesini istemiş; davalı ise davacının çalıştığı firmanın Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisinde Türk Ticaret Kanununa uygun olarak kurulmuş ticari bir şirket olduğunu, bu şirkette 20 işçi çalıştığını, söz konusu şirketin yurt dışındaki merkezinden ayrı bir tüzel kişiliği bulunduğunu, bu nedenle işe iade için 30 işçi çalıştırma koşulunun oluşmadığını, ayrıca davacı işçinin iş sözleşmesinin haklı nedenle sona erdirildiğini beyanla işe iade isteminin reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Davaya konu olayda tartışmalı olan husus davacının çalışmış olduğu işyerinde 30’dan fazla işçi çalışıp çalışmadığı, diğer bir ifadeyle işe iade talebinin kabulü için gerekli olan 30 işçi çalışma koşulunun oluşup oluşmadığıdır.
4857 sayılı İş Kanununun 18/1. maddesinde; otuz veya daha fazla işçi çalıştıran işyerlerinde en az altı aylık kıdemi olan işçinin belirsiz süreli iş sözleşmesini fesheden işverenin, işçinin yeterliliğinden veya davranışlarından ya da işletmenin, işyerinin veya işin gereklerinden kaynaklanan geçerli bir sebebe dayanmak zorunda olduğu belirtilmiş; otuz işçinin hesaplanmasında işverenin aynı işkolunda birden fazla işyerinin bulunması halinde, işyerinde çalışan işçi sayısının, bu işyerlerinde çalışan toplam işçi sayısına göre belirleneceğine değinilmiştir. Otuz işçi sayısının hesaplanmasında sporcuların, rehabilite edilenlerin, çırak ve stajyerlerin dikkate alınmayacağı, başka bir deyişle işyerinde her çalışanın bile bu hesaba katılmayacağı konusunda herhangi bir tereddüt ve tartışma yoktur. İş Kanunu benzer şekilde işverene ait tüm işyerlerinde çalışanların birlikte değerlendirilemeyeceğini, sadece aynı işkolunda çalışan işçilerin 30 işçinin hesaplanmasında dikkate alınacağını açıkça belirtmiştir. Buna göre Türk mevzuatına göre Türkiye’de faaliyette bulunan aynı işverene ait farklı işkollarında çalışan işçiler birlikte değerlendirilmeyecek ve 30 işçinin oluşmasında sayıya dâhil edilmeyecektir. Kanun koyucu 30 işçi koşulunun oluşmasında aynı işyerinde çalışan herkesi birlikte ele almadığı gibi aynı işveren ait farklı işkollarında bulunan çalışanları da 30 işçinin hesaplanmasında birlikte değerlendirmemiştir.
İş güvencesi hukuku, hiçbir ayrım yapmadan tüm çalışanları kapsamı içine almamakta; iş, işçi, iş ilişkisi, işin konusu, iş kolu ve işyeri gibi hususlarda yasal bir sınırlama getirmektedir. Başka bir deyişle iş güvencesi hükümleri, her çalışana, her işe, her iş ilişkisine ve her işyerine uygulanamaz. İş güvencesi kapsamını bireysel veya toplu iş sözleşmesi ile genişletmek mümkün ise de hukuka aykırı şekilde yorum yoluyla genişletmek mümkün değildir.
Davaya konu olayda sorun, iş sözleşmesinin feshi tarihinde işyerinde 30 işçi sayının belirlenmesinde hangi çalışanların bu sayıya dâhil edileceği ve yabancı ülke kanunlarına göre kurulup yabancı ülkelerde faaliyet gösteren şirket çalışanlarının 4857 sayılı İş Kanununa tabi olup olmadığıdır.
Türkiye’de şubesi bulunan yabancı merkezli bir şirketin yabancı ülkelerde bulunan işyerlerindeki çalışanlara 4857 sayılı İş Kanununun uygulamak, bu şirketin dünyanın değişik ülkelerindeki işçilerini 4857 sayılı Kanun kapsamına almak ve 30 işçi sayısının hesaplanmasında bu yerlerdeki işçileri dikkate almak her şeyden önce İş Kanununun 1. maddesine aykırıdır. 4857 sayılı İş Kanunun kapsamı, yabancı ülke kanunlarına göre kurulup faaliyet gösteren yabancı şirketleri de içine alacak şekilde kanunların mülkiliği prensibine aykırı olarak genişletmek mümkün değildir. Çoğunluk görüşüne göre, 30 işçinin belirlenmesinde davalı şirketin yabancı ülkelerde bu ülke mevzuatına göre kurulmuş şirketlerde çalışanlar da hesaba katılmaktadır.
Yukarıda belirtilen nedenlerle, yabancı ülkede, yabancı ülke kanunlarına göre kurulup yine o ülke kanunlarına göre faaliyet gösteren işyerlerinde çalışan kişilerin 30 işçinin belirlenmesinde hesaba katılmasını isabetle görmüyor ve bu gerekçeyle çoğunluk görüşüne katılmıyorum. 07.06.2013