YARGITAY KARARI
DAİRE : 22. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/19098
KARAR NO : 2013/18535
KARAR TARİHİ : 11.09.2013
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
DAVA : Davacı, aidat alacağının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme, isteği kısmen hüküm altına almıştır.
Hüküm süresi içinde davalı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
Davacı İsteminin Özeti:
Davacı vekili; müvekkili sendika ile davalı … arasında toplu iş sözleşmelerinin imzalandığını, davalı Belediyenin sendika adına kestiği aidatları 2821 sayılı Kanun’un 61. maddesi uyarınca kesildikleri tarihten itibaren bir ay içinde müvekkiline ödenmediği gibi, işverene gönderilen 21.03.2001 ve 20.01.2006 tarihli ihtarnamelere rağmen de ödenmekten kaçınıldığını iddia ederek aidat alacaklarının kesildikleri tarihlerden bir ay sonra başlayarak en yüksek işletme kredisi faizi ile birlikte davalıdan tahsiline hükmedilmesini talep etmiştir.
Davalı Cevabının Özeti:
Davalı vekili; Belediyenin mali kaynaklarının yeterli bulunmaması sebebiyle Belediye-İş Sendikası yetkililerine bilgi verilmek suretiyle ödemede gecikmeler yaşandığını, davanın haksız olduğunu ifade ederek davanın reddini istemiştir.
Mahkeme Kararının Özeti:
Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporlarına dayanılarak, aidat asıl alacağının 12.653.45 TL ve 24.07.2007 dava tarihine kadar işlemiş faiz alacağının 8.192,99 TL olduğu, yapılan ödemeler itibarıyla faizden indirim yapılarak davacıya ödenmesi gereken işlemiş faiz alacağının 2.295,60 TL olarak hesap edildiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Temyiz:
Kararı davalı vekili temyiz etmiştir.
Gerekçe:
1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre davalı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.
2-6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 26. maddesinin 1. fıkrası uyarınca “Hâkim, tarafların talep sonuçlarıyla bağlıdır; ondan fazlasına veya başka bir şeye karar veremez. Duruma göre, talep sonucundan daha azına karar verebilir.”
Somut olayda davacının işlemiş faiz alacağı talebi bulunmamasına rağmen işlemiş faize hükmedilmesi suretiyle yukarıda açıklanan taleple bağlılık kuralına aykırı davranılması hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
3-Taraflar arasındaki uyuşmazlık, davacının sendika aidat alacağı olup olmadığı ile varsa miktarının ne kadar olduğu ve faizin başlangıç zamanı ile işlemiş faiz miktarının ne kadar olduğu noktasında toplanmaktadır.
Dava tarihinde yürürlükte bulunan 2821 sayılı Sendikalar Kanunu’nun 23. maddesinde, “Faaliyeti durdurulmayan sendika ve konfederasyonlara üyelerince ödenecek aidatın miktarı tüzüklerinde belirtilir. İşçi sendikasına işçinin ödeyeceği aylık üyelik aidatı tutarı, bir günlük çıplak ücretini geçemez. İşveren sendikasına işverenin ödeyeceği aylık üyelik aidatı tutarı, işyerinde işçilere ödediği bir günlük çıplak ücretleri toplamını geçemez. Sendika tüzüklerine, üyelik aidatı dışında, üyelerden başka bir aidat alınacağına ilişkin hükümler konamaz.” hükmüne yer verilmiştir.
Aynı Kanun’un 61. maddesinde, “İşyerinde uygulanan toplu iş sözleşmesinin tarafı olan işçi sendikasının, toplu iş sözleşmesi yapılmamışsa veya sona ermişse yetki belgesi alan işçi sendikasının yazılı talebi ve aidatı kesilecek sendika üyesi işçilerin listesini vermesi üzerine, işveren sendika tüzüğü uyarınca üyelerin sendikaya ödemeyi kabul ettikleri üyelik aidatını ve Toplu İş Sözleşmesi, Grev ve Lokavt Kanunu gereğince sendikaya ödenmesi gerekli dayanışma aidatını, işçilere yapacağı ücret ödemesinden kesmeye ve kestiği aidatın nevini belirterek tutarını ilgili sendikaya vermeye ve kesinti listesini sendikaya göndermeye mecburdur. Bu aidat dışında sendikaya ödenmek üzere bir kesintinin yapılması toplu iş sözleşmesi ile kararlaştırılamaz.
Yukarıdaki fıkra gereğince sendika tüzüğüne uygun olarak kesilmesi istenilen aidatı kesmeyen işveren ilgili sendikaya karşı kesmediği veya kesmesine rağmen bir ay içinde ilgili kuruluşa göndermediği miktar tutarınca genel hükümlere göre sorumlu olduktan başka aidatı sendikaya verinceye kadar bankalarca işletme kredilerine uygulanan en yüksek faizi ödemek zorundadır.” düzenlemesi yer almıştır.
Yine dava tarihinde yürürlükte bulunan 2822 sayılı Toplu İş Sözleşmesi Grev ve Lokavt Kanunu’nun 9. maddesinin 3. fıkrasında ise, “Toplu iş sözleşmesinin imzası sırasında taraf işçi sendikasına üye bulunmayanlar, sonradan işyerine girip de üye olmayanlar veya imza tarihinde taraf işçi sendikasına üye bulunup da ayrılanlar veya çıkarılanların toplu iş sözleşmesinden yararlanabilmeleri, toplu iş sözleşmesinin tarafı işçi sendikasına dayanışma aidatı ödemelerine bağlıdır. Bu hususta işçi sendikasının muvafakatı aranmaz. Dayanışma aidatı ödemek suretiyle toplu iş sözleşmesinden yararlanma talep tarihinden geçerlidir.”, aynı maddenin 4. fıkrasında da “Dayanışma aidatı miktarı, üyelik aidatının üçte ikisidir.” hükümleri yer almıştır.
Öte taraftan 25.03.2003 tarihinde imzalanan 15.01.2003-14.01.2004 yürürlük süreli toplu iş sözleşmesinde “…. İşveren 2821 sayılı yasanın 61. maddesi hükümleri ile sendika ana tüzüğü hükümlerine uygun olarak sendikaca bildirilecek üyelerden aidat keserek işçi aylık ücretlerinin ödendiği günü izleyen 15 gün içinde sendikanın bildireceği banka hesabına yatırmakla ve aidat listelerini işveren sendikaya gönderir…”
21/07/2004 tarihinde imzalanan 15/01/2004-14/01/2006 yürürlük süreli toplu iş sözleşmesinde, “işveren, bu toplu iş sözleşmesinde taraf olan sendikanın yazılı talebi ve aidatı kesilecek sendika üyesi işçi listesini vermesi üzerine, sendika tüzüğü uyarınca üyelik aidatı ile toplu iş sözleşmesi Grev ve Lokavt kanunu gereğince sendikaya ödenmesi gerekli dayanışma aidatını, işçilere yapacağı ücret ödemesinden keserek bir ay içinde sendikanın bildireceği banka hesabına yatırmak ve kesinti listesini sendikaya göndermekle yükümlüdür.”
10/3/2006 tarihinde imzalan ve 15/1/2006-14/1/2008 yürürlük süreli toplu iş sözleşmesinde, “işveren 2821 sayılı yasanın 61. maddesi hükümlerine uygun olarak sendika üyelerin aidat keserek işçi aylık ücretlerinin ödendiği günü izleyen 30 gün içinde sendikanın bildireceği banka hesabına yatırmakla yükümlüdür….” düzenlemelerine yer verilmiştir.
Bütün bunlara ek olarak, dava tarihinde yürürlükte bulunan 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 101. maddesinin 1. fıkrasında “Muaccel bir borcun borçlusu alacaklının ihtarı ile mütemerrit olur. ” İkinci fıkrasında ise “Borcun ifa edileceği gün müttefikan tayin edilmiş veya muhafaza edilen bir hakka istinaden iki taraftan birisi bunu usulen ihbarda bulunmak suretiyle tespit etmiş ise, mücerret bu günün hitamı ile borçlu mütemerrit olur.” denilirken aynı Kanun’un 84. maddesinde; “Borçlu faiz veya masrafları tediyede gecikmiş değil ise kısmen icra eylediği tediyeyi resülmale mahsup edebilir. Alacaklı alacağın bir kısmı için kefalet, rehin veya sair teminat almış ise borçlu kısmen icra eylediği tediyeyi temin edilen veya teminatı daha iyi olan kısma mahsup etmek hakkını haiz değildir” düzenlemesi yer almıştır.
Yukarıdaki açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; öncelikle mahkeme tarafından verilen davanın kabulü yönündeki ilk kararın, 2821 sayılı Kanun’un 61. maddesi uyarınca sendikanın her toplu iş sözleşmesi döneminde yasa ve toplu iş sözleşmeleri uyarınca üyesi olan işçilerin listesi ve banka hesap numarasını davalı işverene gönderip göndermediğinin anlaşılamadığı, bunun araştırılması gerektiği, eğer söz konusu bildirimler yapılmamışsa toplu iş sözleşmesinde öngörülen ödeme tarihlerine göre faize hükmedilemeyeceği, ayrıca davalının kısmi ödemelerinin Borçlar Kanunu’nun 84. maddesi gereğince değerlendirilmesi gerektiği gerekçeleriyle bozulduğu anlaşılmaktadır (Yarg. 9. H.D., 2011/31146-27296 sayılı karar).
Davacı tarafından dosyaya sunulan bildirimler incelendiğinde; 2008 yılına ilişkin bildirimin 2008-2010 yılları arası toplu iş sözleşmesi dönemine ilişkin olduğu ve talep dönemi dışında kaldığı, 2006 yılına ait olanında hem tebliğ belgesinin yer almadığı hem de üye listesinin bulunmadığı, 2004 yılına dair olanda ise tebliğ belgesinin yer almasına rağmen üye listesinin bulunmadığı görülmektedir. Şu halde toplu iş sözleşmelerine göre faiz başlangıç tarihlerinin belirlenmesi hatalıdır.
Yine toplu iş sözleşmelerindeki tarihlere göre faiz başlangıç tarihi belirlenemeyeceğinden dosyada 20/01/2006 keşide tarihli ihtarnamenin davalıya tebliğ edilip edilmediğinin araştırılması gereklidir. Zira söz konusu ihtarname davalıya tebliğ edilmemişse temerrüt tarihi dava edilen tutar bakımından dava tarihi, ıslah edilen tutar bakımından ise ıslah tarihi olacaktır.
Diğer taraftan hükme esas alınan bilirkişi raporunda hesaplamaya esas alınan işletme kredisi faizi verileri denetime elverişli olmadığı gibi kısmi ödemelerin mahsubunun yapılacağı işlemiş faizin hesaplanması şekli ve yöntemi de hatalıdır. Dairemiz kararlarına göre, 2821 sayılı Kanun’un 61. maddesinde belirtilen “en yüksek işletme kredisi faizini” uygulayan tek banka Türkiye Kalkınma Bankası olduğundan bu banka yerine en yüksek
işletme kredisi faiz verilerinin Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası internet sitesinden alınması da isabetsizdir.
Gelinen noktada mahkemece öncelikle temerrüt tarihi netleştirilmelidir. Bu amaçla yukarıda belirtilen bildirimler ve ihtarname değerlendirilmeye tabi tutularak davalının dava ve ıslah tarihinden önce temerrüde düşürülüp düşürülmediği ortaya konulmalıdır. Eğer dava tarihinden önce temerrüt gerçekleşmişse hesaplama dönemine ilişkin Türkiye Kalkınma Bankası’ndan en yüksek işletme kredisi faizi araştırılarak faiz oranı belirlenmelidir. Bundan sonra işlemiş faiz hesaplanıp hesaplanan tutardan davalının dava açıldıktan sonra yaptığı ödemeler düşülmelidir. Eğer bakiye ödeme kalırsa asıl alacaktan mahsup yoluna gidilmelidir. Tüm bunlar yapılırken taleple bağlılık ilkesi de dikkate alınmalıdır.
Yukarıdaki esaslara aykırı olacak biçimde yazılı şekilde hüküm kurulması hatalı olup, bozmayı gerektirmiştir.
Sonuç:
Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebeplerden BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine 11.09.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.